Ankara’da geleneksel Öz İplik İş 24 Temmuz Gazeteciler ve Basın Bayramı yemeği

Ankara’da geleneksel 24 Temmuz Gazeteciler ve Basın Bayramı yemeği düzenlendi. Yemekte konuşan Öz İplik İş Sendikası Genel Başkanı Rafi Ay, bireysel fonun işçinin kontrolünde olması gerektiğini söyledi.

Öz İplik İş Sendikası’nın bir emek hareketi olduğunu ve her zaman emekçilerin yanında yer aldığını, almaya da devam edeceğini belirten Genel Başkan Ay, “Aralık ayından itibaren Çin’de Wuhan kentinde başlayan, ülkemizde de 11 Mart itibarıyla ilan edilen bir salgın süreci yaşıyoruz. Hiç beklemediğimiz zor bir süreç. Kimsenin alışık olmadığı, ne yapacağını bilmediği bir süreç. Bu süreç maalesef hizmet sektörünü çok hızlı vururken aynı zamanda tekstil sektörü de çok hızlı etkilendi. Dünyada hareket durunca, AVM’ler kapanınca ve seyahatler kısıtlanınca doğal olarak bu üretimi maalesef etkiledi ve hızla Türkiye’deki üretim durdu. Fakat bu Covid-19 bize şunu gösterdi; tekstil sektörünün ne kadar önemli olduğunu gösterdi. Düşünün, biz maske üretmeseydik doktorlar tedavi dahi edemezlerdi. Bizler tulum üretmeseydik, doktorlar hiçbir hastanın yanına dahi giremezlerdi. Elbise üreten emekçiler, işçiler hemen ertesi gün üretmeye adapte oldular ve hızla maske üretmeye başladılar. Türkiye’deki tekstil emekçisinin farkını dünyaya gösterdik. Hızlıca dünyaya maskeler hediye ettik. İşte bu tekstil emekçisinin ne kadar dinamik ve geçmişteki tecrübesinin ne kadar iyi olduğunu gösteriyor. O yüzden biz dünyada tekstilin ne kadar önemli olduğunu bu kriz süreçlerinde de yaşayarak gördük” şeklinde konuştu.

“Bu küresel kriz bize ‘küresel bir şemsiyeye’ ihtiyacımız olduğunu gösterdi”

Tekstil sektörünün pandemi sürecinden hızla etkilendiğini belirten Ay şunları kaydetti:

“Hızla üretim kayıpları yaşandı. Bu süreçte fabrikalar kapandı, kimse ne yapacağını bilemedi. Devletimiz kısa çalışma ödeneği olacağını söyledi. Fakat bu kısa çalışma sektördeki herkesi kapsamıyor. Biliyorsunuz kısa çalışmanın belli şartları var. Onların yerine gelmesi gerekiyor. Biz bunun bilincinde bir sendika olarak hızlıca Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığına bir mektup yazdık. Dedik ki; bu özel bir durum, kısa çalışmanın şartlarını kaldırın, tüm emekçiler kısa çalışma şartlarına girsin ve bu şartlardan yararlansın diye yazdık. Daha sonra bu şartlar esnetildi, o da yetmedi daha sonra ücretsiz izin ödeneği diye bir ödenek geldi. Sonra işten çıkarmak yasaklandı. Tabii bu arada sektörde şöyle sıkıntılar da oluştu. Az önce söylediğim uluslararası markalar hızlıca Türkiye’deki üretimlerini durdururken, emekçileri düşünmediler. Bizdeki firmalar markalara ürün üreterek parasını alıp işçiye ödeyen fason firmalar. Bunların ne olacağını düşünmediler. Bunlarla ilgili biz uluslararası kuruluşumuz vasıtasıyla ihtar mealinde bir mektup gönderdik. Bu emekçileri yalnız bırakamazsınız, bunlar krizden etkilenen insanlar. Bizler aylığı ile geçinen insanlarız, borçlarımızı ödeyemeyiz ve dolayısıyla ekonominin çarkı dönmez. Sağ olsun birçok marka hızlıca bu uyarımıza tepki verdi. Ödemelerini yaptı ve siparişleri alma garantisi verdiler. Ama dünyada kapıların kapanması sebebiyle Haziran ayından itibaren ülkemizdeki siparişlerini çekmeye başladılar. Bu arada uluslararası kuruluşlara da şunu söyledik; pandemi döneminden emekçiler gerçekten çok etkilendi. Hani Türkiye kısa çalışma ödeneği, ücretsiz izin gibi küçük küçük de olsa çalışanlarını destekledi. Ama biz tüm dünyadaki emekçileri düşünen Öz İplik İş Sendikası olarak dedik ki tüm dünyada insanlar daha kötü durumda, devletlerinde sosyal güvenlik sistemi olmayan emekçiler var. Bunlar ne yapacak? Ülkede bir küreselleşme var, yıllardır söylüyoruz. Kimi karşıyız diyor. Kimi küreselleşmenin içerisindeyiz diyor. Ürettiğiniz ürün küresel, ürettiğiniz müşteri küresel, her şey küresel. Bir tek pandemi döneminde dediler ki hadi size ulusal devletleriniz baksın. Ama bu olmadı şimdi, bu oyun bozuldu. O zaman emekçiyi koruyan küresel bir güvenlik sistemi de olmalı. Öz İplik İş Sendikası olarak bunun alt yapısını oluşturarak bu teklifi yaptık. Bu pandemi döneminde belki olmaz ama önümüzdeki kriz süreçleri için bunun hazırlıkları yapılıyor. Çok küçük bir miktarda Bangladeş’e bir 6 buçuk milyon dolar civarında bu küresel fonlar yardım yaptılar. Ama biz öyle istemiyoruz. Buradan emeği kullanan, emekten kazanan küresel sermaye, emeği de koruyucu bir sistemi muhakkak oluşturmalı diye Öz İplik İş Sendikası olarak burada da bir imzamız var. Bunu galiba ilk defa biz gündeme getirdik dünyada. Çünkü muhakkak krizler oluyordu ama ulusal krizler oluyordu. Ancak bu küresel kriz bize ‘küresel bir şemsiye’ye ihtiyacımız olduğunu da göstermiş oldu.“

“Sanayi 4.0 dediğimiz dijitalleşmenin daha hızla sektöre gireceği bir süreç yaşayacağız”

Yeni normallerde sektörde neler olacağına da değinen Ay, “Yeni normale de tekstil sektörü hazırlanıyor. Zaten devletin de yayınladığı bizim de iş yerlerimize deklare ettiğimiz pandemiden korunma, yani üretim esnasında pandemiden nasıl korunabiliriz? Bu pandemi nasıl yayılmaz gibi çeşitli ajandalar var. Bunlar ile beraber artık yeni normal süreçte iş yerleri elbette ki çalışacak, ama biraz daha insanların herhalde uzak mesafeden çalıştığı, ortak kullanım alanlarında daha dikkatli olduğu, daha çok hijyene dikkat edildiği ve biraz da biliyorsunuz dijitalleşme sürekli konuşuluyordu. Sanayi 4.0 dediğimiz dijitalleşme. Her halde bunun çalışma hayatına daha hızlı girdiği bir süreci göreceğiz hep beraber. Zaten Türkiye bu konuda çeşitli çalışmalar yapıyordu. Hatta belli lisanslı fabrikalarımız dahi vardı. Bu durum herhalde bu süreci biraz daha hızlandırdı. Artık ürettiğimiz ürünler de bu tarz mikrop ve virüslere karşı bu tarzda üretim yapan büyük büyük firmalar var. İşte bunlar anti bakteriyel maskeler, anti bakteriyel giysiler, anti bakteriyel koltuk kumaşları gibi birçok ürünleri Ar-Ge çalışmalarını daha da yoğunlaştırarak geliştirmeye başladık” ifadelerini kullandı.

“Bırakın işçinin kontrolünde bireysel fon olsun”

Kıdem tazminatı konusuna da değinen Genel Başkan Ay şunları söyledi:

“Tabii bu Covid-19 salgını ile mücadele ederken yine çalışma hayatı devam ediyor. İşte biliyorsunuz bu ara hızlıca bir kıdem tazminatı konusu gündeme geldi. Daha sonra gündemimizden kalktı. Aslında bunu konuşmadan önce şöyle bakmak lazım çalışma hayatına; benim bir tabirim var işçi arı gibidir. Arıyı biliyorsunuz. Arı gider binlerce kilometre ötedeki çiçekten poleni alır gelir, bize bal üretir. Biz o balı alırız ama arıya da biraz bal bırakırız. Kışı geçirsin ölmesin vs. diye. Aslında işçi de böyle. Düşünün biz çalışıyoruz, kıdem tazminatı için parayı kenara koyuyoruz, biz çalışıyoruz işverene kazandırıyoruz, devlete vergi ödüyoruz. İşte işsizlik fonunda para biriktiriyoruz. He şeyi biz yapıyoruz. Yani hem birilerine kazandırıyoruz, hem kendi geçimimizi sağlıyoruz hem de geleceğimiz için bir parayı kenara koyuyoruz. Şimdi arıyı öldürürseniz bal yiyemezsiniz. Arıyı rahat yaşatır, ona balı biraz fazla bırakırsanız, o arı kışı daha gürbüz çıkar size daha fazla bal verir. Bizde diyoruz ki kıdem tazminatıyla vs. ile bizleri boğmayın. Bizleri rahatlatın ki biz daha çok çalışalım. Kafamızı yine biz işimize verelim. O yüzden işçi arkadaşları, emekçileri bu şekilde tasvip etmek gerekir. Kıdem tazminatı ile ilgili birçok söylem oldu. Bizim aslında bu zaman zaman gündemimize geliyor. İşte çalışma hayatındaki arkadaşlarımız bunu biliyor. İşte, 1475 sayılı İş Kanunu’nun hayata geçtiğinden beri bu fon konusu sürekli sürekli gündemde. Ama her zaman şöyle kapatılıyor; ya taraflar anlaşsın gelsin. Bu söylem bu işin sonunda olmamalı, işin başında olmalı. Çünkü işin muhatabı, işin sonunda bundan etkilenecek taraf yine emekçiler. O yüzden biz emekçilerin bu konudaki fikrinin alınmadığı da gündeme gelmedi. Biz Hak-İş olarak, Öz İplik İş Sendikası olarak 1475 sayılı İş Kanunu’ndan beri bir duruşumuz var. Biz diyoruz ki; şuandaki mevcut sistem dahi bizim talebimizi karşılamıyor. Çünkü işçinin işyerine aidiyeti işiyle olmalı. Kıdem tazminatı vs. ile olmamalı. Bir zorunluluk olmamalı. İşini sevmeli ki iyi yapmalı. İşveren de onun ihtiyaçlarını iyi karşılayabilmeli ki o işçi, o iş yerinde kalmalı. Bunun dışında olan tüm aidiyet zorunlu aidiyettir. O zaman verimsizlik başlıyor. O zaman kalitesizlik başlıyor. Biz bunu savunuyoruz ve diyoruz ki; fon olacaksa da maalesef geçmişte yaşadığımız sıkıntılar var. Bu sıkıntılar işçinin fona karşı sıcak bakmasını önleyen şeyler. Eğer ki fon olacak ise bir sürü bireysel fon var. Bırakın işçinin kontrolünde bireysel fon olsun. Yalnız bizim olmazsa olmazımız var; bugünkü mevcut durumdan geriye gidiş asla olmamalı. İşte 1 yıla tekabül eden 30 günlük brüt ücretimiz ya da yüzde 8.33 aylık gibi verilerden geriye gidiş olmamalı. Bizim kıdem tazminatına bakış açımız bu. Bu şekilde de bakmaya devam edeceğiz. Çünkü biz kamuda örgütlü değiliz, özel sektörde örgütlüyüz. Çok sayıda kıdem tazminatı alamadan işten ayrılan, iş yeri kapanan arkadaşlarımız var. Bizim avukatlarımız var, buralara ayırdığımız kaynaklarımız var. Bizim buralara harcadığımız paraların hemen hemen hepsi kıdem tazminatından kaynaklı sorunlar. Biliyorsunuz ki mahkemelerdeki iş yükünün de büyük çoğunluğu bunlar. Bunun en güzel yöntemi, tarafların bir araya gelerek uzlaşmaya varacakları bir yöntem.”

Toplantıya birçok basın mensubu katıldı. Toplantı karşılıklı sohbetler ile sona erdi.

YORUMLAR