• İstanbul24 °C
  • İzmir25 °C
  • Ankara19 °C
  • Manisa27 °C
  • Adana25 °C

Osman Özbaş / Yazar

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

YEREL TARIM POLİTİKASI İÇİN ÖNERİLER

24 Mart 2019 Pazar 21:52

Türkiye’ nin bir tarım politikası var mı?’

Hani et üretimimiz içler acısı ya, ya da baklagilde, nohut fasulye veya mercimek ithal etmiştik; hatırlıyorsunuz değil mi?

Peki tarımda yapılan stratejik planlamaların bu kadar kötü sonuçlanmasını nasıl açıklayabilirsiniz?

Öyle ya Bakanlık, İl Müdürlükleri, taşra teşkilatları, bu işle doğrudan ilgili pek çok Devlet kurumu var.

Oysa pek çok destekler verilmiyor mu? Çiftçilere ekim-dikim sürecinden tutun da mahsulün toplanması aşamasına değin destekler var; tarımsal kredi kooperatiflerinin de çok önemli uygulamaları var. Tarım Birliklerinin, Oda Teşkilatlarının da, istenilen düzeyde değil ama kâğıt üstünde ‘biz de bu işlerden sorumluyuz’ diyen havaları var.

Mesela Tariş var; ama bu güzelim Birlik ne yazık ki son yıllarda beklenen yararı gösteremiyor.

Buna karşılık Konya’da Torku ve İzmir’de Tire kooperatiflerinin çok güzel işleri var.

Demek neymiş; sadece kâğıt üstünde yazıp çizmek değil, sahadaki sonuçlara odaklanmak lazımmış. Yani ‘statejik’ planlamaların faydasını görmek esasen sosyal anlamda değer ifade edip-edemediğine bağlı.

Mesela sürekli hayvancılık desteklemeleri veriliyor; oysa bugünlerdeki hayvan varlığımızın bir kısmının envanterleri hayali, biliyorsunuz değil mi?.. Bakın onca hayvan ithal ediyoruz, nesli devam etmiyor.

Çünkü yerli damızlık kalmadı!

Aslına bakarsanız artık köy de kalmadı!!..

Nasıl olsa Büyükşehir yasasıyla zaten köy ‘mahalleye’ dönüştü değil mi?.. Böylece kağıt üstünde bile tarımsal alanlar topraktan koparılıyor; imar erozyonu burayı da etkiliyor!

Böylece ne köy kaldı ne de nesli devam ettirecek nüfus kaldı; köy dediğin yerde tavuk olur, küçükbaş, büyükbaş hayvan beslenir. Yoğurdunu kendin yaparsın; bir köşede saman stoku olur; mayalar doğaldır; kışlık erzakının bir kısmını kendine ayırırsın falan filan!

Bugün ise köyde yemek artıklarıyla beslenecek bir köy tavukçuluğu bile yapılmıyor… O kadar yani!

Demek istediğimiz şudur.

Ne tarım alanları işleniyor, ne de rekolte planlamaları sahaya yansıtacak ciddi bir yatırım süreci işliyor?.. İşlemediği belli, patates, soğan ithal eder olduk. Önceki yıllar da saman da elimizde kalmamıştı!

Peki yanlış olan ne?

Mesela Devletimiz elinden geleni yapıyor değil mi; tarımsal işletmelere krediler veriliyor, yetersiz olsa da mazot desteği var; tohum desteği de veriliyor, TARSİM var; Uydulardan rekolte tahmini yapılmakta; dere yatakları ve nehir sularının kamu mülkiyetiyle ilgili bazı girişimler yapıldı, gölet projeleri ki harika bir uygulamadır…  hepsi güzel.

Biz konuya ‘aslan yattığı yerden belli olur’ düsturuyla gireceğiz. Köylerimizin harap durumda olması ve kasabalardaki kaçışın birkaç nedeni çözümünden bahsedeceğiz:

1)

En başta tarımsal ürün borsalarının oluşturulması gerek. Depolama olmazsa olmaz; buradan sözleşmeler alıp-satılabilmelidir.

 2)

Üretim planlaması yapılmalıdır. Bir kere bölge bölge, ilçe ilçe, kasaba kasaba, yerelden genele, üreticiden başlayarak, kademe kademe götürülerek, katma değeri artıracak teşvik sisteminin ve tarımsal planlamanın hangi esaslara dayanması gerektiğinin tartışılması gerekir.

3)

Fizibilite etütlerinin yapılması gerekir. Yani hangi toprağa hangi ürün, hangi ekonomik gelir süresinde ve hangi ölçekte uygulanabilir bunu planlayıp, sözleşmeye dökülerek teşvikler dörder-beşer yıllık dönemleri içererek verilmelidir.

4)

Yerel-bölgesel olarak, Ticaret Odaları ile Ziraat Odalarının işbirliği yapmaları bizim önerimizdir!.. Biz bu ortaklıları tarımsal üretim anlamında ‘yeni’ bir çözüm yaklaşımı olarak görüyoruz. Detay istenirse çalışma notlarımızı paylaşırız. Belki önce devletin vereceği alanlarda bazı deneme üretimleriyle birkaç yılda sistemin işlerliğini inceleyebilirler; ama artık ‘ortaklık müesseselerinin’ kurulması lazım. Böylece yerel ve kamu tasarrufları birleştirilerek portföy yatırımlarına dönüştürülmesi lazım.

5)

Saha kültürünü araştıracak akademisyen desteğiyle tarımsal değerlerimizin hem otantik hem de ‘kıymetlendirme’ açısından envanterin çıkarılması lazım; mesela Kula Evleri…  

Ya da örneğin pek çok gelişmiş ülkede doğal hayat içinde tatillerini geçirmek isteyenler var,  bunun için mesela sağlık turizmi; organik ürünler pazarları, yürüyüş parkurları; bitkisel çeşitliliğin korunması, doğaya bırakılan hayvanlar, kök boya üretilmesi, bitkilerden elde edilen eski usul ilaç tekniklerinin kayda geçirilmesi, hatta ‘kocakarı ilaçları’ dediğimiz uygulamaların tıbbi alanlara taşınması olanaklarının araştırılması, yerel kıyafetlerin moda kreasyonlarına girecek yeni dizaynların yapılması, ot festivallerin düzenlenmesi, yerli tohum örnekleri; çiçekler-ağaçlar üzerinden seracılığın geliştirilmesi… 

Akademisyenler sahaya!...

6)           

Ziraat Mühendislerimiz sahaya!..  Onların raporlamalarıyla destekleyerek Valilik ve Tarım Bakanlığı ortaklığında yerel’ de sorunları takip sürecini işletmeliyiz. Böylece Karar alıcı mevkilerine verilecek öneri ve şikâyetlerin, Bakanlık ve Valilik iletişimiyle sürekli açık tutulması gerekir.  Müsteşarlık düzeyinde değerlendirilecek ortak bir komisyon ile ay-ay, mevsim mevsim tarımsal üretim kontrol altında olmalıdır.

NOT: Bizim tarımda algoritma değişikleri olarak adlandırdığımız, iklim farklılaşmalarının üretimi nasıl etkileyeceği üzerine çalışmamız lazım. Bunun için  'zaman serileri' ile tohum kalite ve mahsül denklemleri yanında 'stok' kontrol gereklilikleri üzerinde 'müsteşarlık' düzeyinde bilgi havuzu oluşturmalıyız!  

7)

Tarımsal üretimde çalışanların projelerini geliştirmek üzere, daha ileri uygulamaları gözleriyle görmeleri sağlanmalıdır; mesela yurt dışına mı gidilecek, güzel, ama bu yolculuğa küçük çiftçi gelecek, ziraat mühendisi gelecek, öğretmeni gelecek, imamı da götürelim, muhtarımız da olsun, bir belediye meclis üyesi bir de vilayet de ‘yetkilendirilen’ bir memur bulunsun…

Bu sıralamada özellikle Belediye Meclis üyesinden memura, yolculuğa katılacakların önceden ‘derslerini’ çalışmaları ve idealist olmalarına dikkat etmeli…

İşte kırsal kalkınmanın ‘sahadaki’ uygulayıcıların en önemli unsurlarından birkaçını toparladık. Bu gurubu ‘tarım politikalarında yerel ve dünya ölçeğindeki bilgi akışıyla’ sürekli besleyerek sosyal dönüşüm için tetikleyici bir rol üstlenmeleri sağlanmalıdır.

Bir fikirdir…

 

Bu yazı toplam 1355 defa okunmuştur.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
RENKLİ HAYATLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Optimus Haber Portalı | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0542 820 94 44 - 0534 6787068 / Faks : | Yazılım: CM Bilişim - Tasarım: INVIVA