• İstanbul17 °C
  • İzmir16 °C
  • Ankara2 °C
  • Manisa15 °C
  • Adana16 °C

Osman Özbaş / Yazar

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

YASALARIN RUHUNU ‘REJİM ANAYASASIYLA’ TARTIŞMAK!

28 Ekim 2019 Pazartesi 23:28

Yurttaş Hükümetlerden ne ister…  Sağlık, güvenlik ev-bark ister, işgücü avantajları ister, sermaye kazancı, birikim imkânı ister. Başka?.. İyi bir eğitim ister; kültürel yönden de yaşam kalitesini yükselten, fikirlerini açıklama ve düşüncelerin tartışmasını sağlayacak özgürlük ister; bürokraside evrak takibi, itiraz ya da bilgi edinme haklarının kendi lehine düzenlenmesini ister.  

İnsan haklarına ilişkin, mesela özel yaşama saygı, kişisel veri güvenliğinin sağlanmasını ister; verginin adilane toplanmasını; demokrasiye aykırı durumlarda ‘itiraz’ haklarını savunmak ister.

Bunlar günlük yaşama yansıyan sosyal refah seviyelerini belirler; bunun yanında kitleler yönetimde temsil hakkını ister;

Ayrıca uyruğunun başka ülkeler nezdinde saygı duyulacak bir vatandaşlık seviyesine taşımasını ister.

Kişisel varlığı yanında tarihsel konumunun onurlu kimliğini taşımak ister.

‘Millet’ duygusu bağlamındaki yurttaşlık bilinci, herşeyden önce ülkeye aidiyet bağının tanımlanmasını ister...

İşte yasaların ruhunu kapsayan siyasal fikir buradadır. İktidarın uygulamalarına ilişkin yargı kurulları ve bürokrasiyi etkileyen yapılarla ilişkili düzenlemeler ‘rejim’ olarak görülür…

Rejim’in işlemesindeki en büyük etken ise siyasal geleneğidir;

O halde önce siyasal geleneğimize ilişkin kısa bir özet geçelim:

 

Osmanlı’da rejim yasaları

Osmanlı’ da Mecelle’ yi saymazsak, çağdaş toplumsal sözleşme anlamında önce 1876 Anayasası yapıldı.

Bu anayasa Batı’ nın zorlamasıyla yapıldı; ama öte yandan Osmanlı’ nın son yüzyılında Avrupa ile ilişkilerin geliştirilmek istendiğini, Batıcılık düşüncesinin de bu yolla ideolojik nüfuzunu yaydığını söyleyebiliriz.

1876 Anayasası’ndaki temel haklar bölümündeki ilk madde, ‘din ve mezhepten bağımsız olarak devletle vatandaşlık ilişkisi içerisinde olan herkesin ‘Osmanlı’ olarak adlandırılacağı bildiriliyordu.

Osmanlıcılık işlemedi; çünkü ‘tebaa’ ve ‘azınlıkların’ farklı statüleri, giderek ‘milli’ duyarlılıkları öne çıkaran kendi geleceğini belirleme taleplerine katkıda bulunmuştur.

Bu sonuç Hilafeti de tartışmalı hale getirdi.

 

Osmanlı’da anayasa fikri nasıl gelişti?

Osmanlı’ da anayasa yerine geçecek bir hukuki anlayış  Mecelle ’de vücut bulmuştu; mecelle’ yi saymasak, 2 önemli anlaşmadan söz edebiliriz:

 - Sened-i İttifak,

- Kanun-i Esasi.

Sened-i İttifak, Rumeli ile Anadolu Âyanları ‘yla 29 Eylül 1808’ de imzalanan anlaşmadır.

Â’yan ne demek?... Bir yerin ileri gelenleri demektir; dikkat buyurun, burada halk yok. İşte bu Â’yanlar, 17. Yüzyıldan beri güç kazanan yerel egemen diyeceğimiz ve Devlet’in asker toplama işini üstlenen ailelerdir.

Bunlar, özellikle Mısır, Doğu Vilayetlerinde kendi saltanatlarını kurmuş, hatta babadan-oğula geçen bir sistem oturtmuşlardır.

 Bunun anlamı, ‘eyaletlere bezer’ ve bu birliğin merkezinin Hilâfet’in oluşturduğu bir siyasal yapıdır.

İkincisi:

Kanun-i Esasi (23 Aralık 1876) dedik; bu Anayasa’ nın 113. Maddesi gereğince Padişah, olağanüstü durumlarda anayasayı askıya alabilirdi.

Nitekim 2.Abdülhamit Osmanlı-Rus Savaşları’ nı neden göstererek anayasayı askıya aldı.

Ardından 1921’ de, olağanüstü yetkilere sahip Meclis’in kurucu güç olduğunun kabulüyle, Milli Egemenliğe dayalı ve demokratik bir devlet fikrinin alt-yapısı kuruldu…

Dikkat edin, daha o tarihte henüz Milli Mücadele sürdürülmektedir; bu nedenle yasama-yürütme ve yargı yetkisi Meclis’e aittir; yani Kuvvetler Birliği ilkesi işlemektedir –ve Mustafa Kemal bu yetkiyi kullanırken büyük eleştirilere maruz kalacaktır.-

 Bu anayasanın temel maddelerinden biri,

‘Egemenlik kayıtsız ve şartsız ulusundur. Ulus kendini yönetme hakkına sahiptir.’ düşüncesidir.

 - İlginç olan şu ki bu tarihlerde ülkede Abdülhamit döneminde hazırlanan Kanun-i Esasi yasaları da geçerliydi. Yani Anayasaların hangisinin geçerli olup diğerini ortadan kaldıracağı, bir İktidar konusuydu.-

Sonra 1924 Anayasası geldi; Yeni Türkiye’ nin kuruluşundaki en önemli hukuki belgeydi; burada da kuvvetler ayrılığı değil, Kuvvetler Birliği vardı, 5. Maddesiyle, ‘yasama yetkisi ve yürütme gücü Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde belirir ve toplanır.’ demekteydi...

Yukarıda siyasal gelenek ve rejim ilişkileri açısından anayasa bağlamında kısa bir özet geçtik... Bunun yanında Türkiye’ de askeri darbeler, cuntalar yaşandı.

Muhtıralar da verildi.

Bugüne geldiğimizde de ‘Başkanlık Sistemi’ adı verilen ve bir ölçüde ‘kuvvetler birliğine’ benzeyen bir yapıyla karşılaşıyoruz.

 

Rejim deyince aslında merak ettiğimiz nedir?

Peki ama Anayasal geleneğimizdeki sosyal sözleşme tarihimizde bugün neredeyiz?

Bu soruya cevap vermek için bazı siyasal-idari uygulamaların topluma nasıl yansıdığını görmek gerekiyor;

Mesela;

a) Rejimi işletecek olan karar mercileri ve bürokrasi, vatandaşa hizmet esasında performans ölçülerini tartışabiliyorsak;

b) Hükümetlerin yönetim siyaseti veya bürokrasi üzerine konuşurken yurttaşların günlük yaşam refahına katkılarını ölçebiliyorsak!...

c) Demokratik düzen, yönetim ahlakı, kamu güvenliği hususlarında eleştirilerimizi açıklıkla ortaya koyabiliryorsak;

d) İktidarı denetleme mekanizmalarında ‘şeffaflık’ ve erkler ayrılığından söz edebiliyorsak;

Yasaların ruhunu ‘rejim anayasasıyla’ daha iyi tartışabiliriz.

 

 

Bu yazı toplam 433 defa okunmuştur.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
RENKLİ HAYATLAR
  • DEVLET TİYATROLARI “ŞAPKA” ÇIKARTTI!
  • "Herkese birinci sınıf sağlık hizmeti sunuyoruz"
  • Manisa sabaha sis'le uyandı
  • İntihar haberleri konusunda medya kuruluşlarına hassasiyet çağrısı
  • Manisa'da Judoculara spor malzemesi desteği
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Optimus Haber Portalı | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0542 820 94 44 - 0534 6787068 / Faks : | Yazılım: CM Bilişim - Tasarım: INVIVA