• İstanbul20 °C
  • İzmir24 °C
  • Ankara20 °C
  • Manisa22 °C
  • Adana31 °C
Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Vay Benim Aslan Gazim (Niyazi’m)
27 Eylül 2015 Pazar 17:00

Vay Benim Aslan Gazim (Niyazi’m)

E. Yaşar Ovalı tarafından haber sitemize gönderilen yazıyı yayımlıyoruz.

1974 Yılının bahar aylarında henüz yeni, yani çiçeği burnunda bir teğmendim.  Ağır eğitim ve sürekli tatbikatlardan bunaldığım bir sıra , “Çanakkale Zaferini kutlama haftasında görev almak isteyen teğmenler isimlerini yazdırsınlar” diye bir duyuru gelmişti.  Lüleburgaz’dan dört teğmen isimlerimizi yazdırmıştık. 

Çanakkale Orduevinde bizi , güler yüzlü bir kurmay albay karşılayarak görevlerimizi anlatmıştı.   Görevimiz gelecek olan , İngiliz , Fransız ve Anzak’  lara, savaşın anlatımını yapmak, , onları gruplar halinde dolaştırıp, savaş alanını tanıtmak ve misafirlerimiz olarak ağırlamaktı. Trakya birliklerinden gelen teğmenler olarak 80 kişi kadar olmuştuk. Birbirimize  “N’ aber  teşrifatçı ?” falan diyerek takılıyor , gülüp duruyorduk. 

İlk görevimi o sabah alarak ,  Asos yakınlarındaki bir köye Jeep ile gönderildim.  O  köyde yaşayan tek gaziyi alıp , Çanakkale’ ye getirmek,  Anzak’ ları karşılayan kafileye dahil etmekle,  işimin büyük bir kısmı bitecek zannetmiştim.  Köyü haritada  zor bela bularak , gaziye ulaşmıştım. Gazi dedikleri, iki büklüm , çok zayıf , 75-80 yaşlarında , kara kuru bir ihtiyardı. Erzincan’ lı olduğunu, savaştan sonra memleketine dönmeyip ,köyden evlendiğini, ilk karısının ölümünden sonra , yine aynı köyden  bir kız aldığını  öğrenmiştim. 

Evinin duvarının dibine oturmuş, etrafındaki yüzlerce , milyonlarca çocuğa , gürültü etmemeleri için çıkışan , biz askerleri gördüğü için mutlu olduğu belli , ağzında diş kalmamış , hırçın  ve sevimli ihtiyar; “Hemin yemin olsun, ahan bah , çükünüzü kesaram loo” diye  çocukları daha da güldürerek bağırıyordu. 

Ona çakı gibi bir selam verince, zorlanarak ayağa kalkarak , selamımı yine askerce almıştı.  Törene götüreceğimi söyledim . Bizi her yıl beklediğini belirterek , “Hee babo “diyip ,evine doğru  sessizce yürüyüp  gitti.  Döndüğünde ,üzerinde apoletleri sökülmüş , üzerine bol gelen bir subay elbisesi ,körüklü  siyah çizmeler, kalpağı  ve yakasına çengelli iğne ile iliştirdiği , kurdelesi solmuş madalyası vardı. Koluna dikilmiş olan iki kırmızı bant , onun iki kere yaralanmış olduğunu gösteriyordu. Elinde tuttuğu manevra kayışına , askısı  kopan  oyuncak tabanca kılıfını,  yeniden dikerek takmaya çalışmaktaydı. 

Saç , sakal karışık ve elbisesinin altına giydiği gömleği uygun değildi. Onu ilk olarak orduevinin berberine götürdüm. Tıraştan sonra zayıf kuru suratı biraz daha bakılabilir olarak ortaya çıkmıştı.  “Cemal Gazim, sen de yakışıklıymışsın hani. Muhacir kızlarının seni niye Erzincan’ a salmadıkları belli “diye  iltifat etmek istemiştim. Çok memnun olmuştu.

“Hee babam, o zamanlar bir yüzbaşım vardı , goç yiğit haney . Benden sonra Muş’ ta şehit olmuş , nur içinde yatsın. Netcen Cemal Çavuş Ezircan’da kimin kımsen de galmamış, gel bu yaraynan yola ney çıkma , seni everek de , kal bu diyarda deyerek ,köyün en güzel kızını almıştı bana. Haney ben de,  Cemal Çavış dediğniydi ,  aslan gibindim haa” 

Kurmay başkanının toplantısına birlikte gittik.  80- 100 kadar gazi gelmişti.  Başkan , gazilerle konuşurken oldukça üzgün olduğu yüzünden belli oluyordu. Onun karşısında,  galip bir ordunun şerefler kazanmış mağrur askerleri yerine ; açlık ve sefaletten inleyen , her biri defalarca yaralanıp,  ölümden dönmüş , üstün teçhizat ve para ile  donanan asrın en büyük ordusuna , çelik siperler yerine , iman dolu göğüslerini kum torbaları gibi siper eden bu yiğitlerin son kalan mağdurları ları duruyor ,düşünen beyinlere sonsuz ıstıraplar veriyordu. 

Biz teğmenleri yandaki salona alıp,

“Çocuklar şu anda  utanç ve  onları bu duruma düşürenlere kırgınlıklar içindeyim. Sizden rica ediyorum giymediğiniz harici elbiselerinizi ,gömleklerinizi  getirip gazilere giydirelim. Benim onlara verilebilecek üç takım elbisem var. Size kantin parasından ne kadar katkıda bulunabilirim bilmiyorum. Acaba sizlerden rica etsem, av malzemesi satan dükkanlardan her arkadaşım, gazilerimize birer palaska ve tabanca kılıfı alabilir mi? İş ocaklarına yaptıracağım tahta tabancaları siyaha boyatıp bu kılıflara koyalım diye düşünüyorum.  Bu gün benim yaşadığım meslek hayatımın en kötü günü, sizler için bir ikaz işareti olsun. Gazilik şereftir, gazilik özenilecek bir rütbedir, onu böyle rezil etmekse , en büyük ihanettir, günahtır.” 

Ertesi gün o muhteşem beyaz gemi,  gelin gibi süzülerek limana girdi. Güvertesi el sallayan ,selamlar gönderen yüzlerce insanla doluydu. İlk inenler savaşta sakat kalmış olan muhariplerdi.  Üzerlerinde İngiliz kumaşından yapılma takım elbiseleri, beyaz gömlekleri ve kravatları ile gelenler sanki  Anzak gazileri değil, dünya turuna çıkmış zengin iş adamları gibiydi.  Önden çıkan her özürlü arabasını , bembeyaz formalarının içinde , fıstık gibi sarışın hemşireler itiyordu.  Hepsinin gülen gözlerinde başarmış olmanın  mutluluk tebessümleri vardı. 

Gözlerimi kısarak savaşta da , barışta da bulgur pilavı ile üzüm hoşafına talim eden bu aç insanlara ve sanki zaferi kazanmış gibi, naralar atarak şakalaşan Anzak ‘ lara dalıp gitmiştim. Bizimkilerden  en az yirmi yaş daha genç görünüyorlardı.  Bana verilen kafileyi alıp, onları selamlarken, karnımı içeri çekip, göğsümü dışarı çıkartarak , kolumu kaldırmak ne zor  gelmişti bana. Bu hissi bir kalem , bin kağıt asla anlatamaz. 

Bu gün , yılların zalimliğine boyun eğerek o genç teğmene hiç benzemeyen, Harp Malulü  Gazi sıfatı taşıyan , köşeye atılmış , hayat mücadelesini yabancı branşlarda vermeye çalışan biriyim. Gözlerim neden hala görüyor, kulaklarım neden duyuyor, neden hala göz yaşlarım her askere ,her dalgalanan al bayrağa yaşarıyor?  Bilmiyorum . Ben , normal değilim galiba bu zamanda. 

O kahraman gazilerimin, vatanım için vermiş oldukları kollar, bacaklar, gözler, dökülen kanlar hep   mi boşuna, hep mi manasız?  20 Yaşında vazife malulü olan bir er , hayatını  devletin verdiği üç kuruşla mı geçirecek? Onun geride kaldığı bu hayat yarışının bedeli, ömrü billah verilene hamd etmek, kaymakamlık yardımlarını  bekleyerek ,hala onurlu kalmaya çalışarak mı olacaktır.  Onun  da diğer gençler gibi daha güzel yaşamaya , daha iyi kadınlarla evlenmeye, daha iyi evlerde oturarak daha iyi arabalar kullanmaya hakları yok mudur?  Hepimizin ücretsiz taşıma kartları var. Teşekkürler, çok teşekkürler. Ama bir yere ücretsiz de olsa,gidecek, orada yiyecek ,kalacak , uygun giyinecek hallerimiz  yok. 

Sosyal Güvenlik Kurumu Destek Pirimi kesiyorsunuz, kime destek olalım diye? İşçisinin sigortalarını tam ödemeyip kurumu işlemez hale getirenlere mi  , yoksa kaçak işçi çalıştıranlara mı?  O vazife malulü iş kurmuş, birkaç insanı da yanında çalıştırıyor ve milyonlarca işsizin arasından birkaç kişiyi de,  kurtarabiliyorsa , onu böyle mi cezalandırmak gerekir, takdir etmek yerine? Gazi olduğu gün o insan devlete olan bütün vergisini, bütün borçlarını  ödemişti sanırım . Sizler gazi olmayacak kadar güvende ve şehit olamayacak kadar uzakta mısınız?

Bir insan vatanı için görev yaparken çalışamayacak duruma gelirse , onun istikbalini garantiye almak,  onun kaldığı yerden çok uzaklara çıkması gerektiğini düşünmek , diğerlerinden aşağıda bırakmamak için tedbirler almak , kimin görevidir?  

Bir millet, vatanı için fedakarlık yapanların yerine, milliyetini tanımayanların , fırsatçıların , hırsızların peşinde , onları  ilahlaştırarak gidiyorsa, yeni nesiller görev için canlarıyla, kanlarıyla kendilerini nasıl feda edebilirler , vatanı , vatandaşları için? Takma bacağını  artık dayanamayarak  fırlatan  gazime de , binlerce gönülden selam olsun. 

“Senin neren gazi  dayı? Kolun bacağın yerinde” diye soran otobüs şoförü yüzünden belediye otobüslerine hiç binmiyorum. Haklı davalarını yasal gösterileri ile duyurmaya çalışan insanlara cop vurduranlar yüzünden devletime küskünüm. Yorum yapamayarak gaziliğini yaltaklanma ile karıştıran kalpaklılara kırgınım ,devletimin bizler için verdiğini az bularak hepimizin dertlerini  dile getirdiğim için  ise utanıyorum.

Yeni çıkan kanunumuzun yönetmeliği hala  hazırlanamadı. Gaziler bölmek aralarına ayırımlar sokmak, bence günümüze yakışan olmuyor.  Mağdur olan her gazimin hakkının verilmesi , onların vatan hizmetinde yaptıkları fedakarlıklara değin hiçbir tereddüt geçirilmemesi için ,lütfen daha bonkör olunuz sayın komisyon üyeleri.  Unutmayınız ki kaybedilen bir uzuv, yaşanan psikolojik bir darbe ,geleceğe küsmüş bir haleti ruhiye , telafi edilemez kayıplardır.

Kayıpların telafisini , kendim ve bana destek veren  yiğit  gazi dostlarım adına , saygılarımla arz ederim.

 

Kaynak:
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
RENKLİ HAYATLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Optimus Haber Portalı | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 541 797 95 79 / Faks : | Yazılım: CM Bilişim - Tasarım: INVIVA