• İstanbul31 °C
  • İzmir37 °C
  • Ankara30 °C
  • Manisa36 °C
  • Adana33 °C

Hakan Özen / Yazar

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Vatan Borcu Kutsaldır, Parayla Ödenmez

06 Aralık 2014 Cumartesi 01:06

Gündemde bedelli askerlik var. 28 Yaşını doldurmuş herkes 18 Bin TL’yi bayıldı mı sözüm ona askerlikten yırtacak. Halbuki daha 27 Kasım 2014 tarihinde gerçekleşen YAŞ (Yüksek Askeri Şura) toplantısında daha önceden planlanmış, gündemde olan bedelli askerlik konusu yoktu. Hatta edindiğim bilgilere göre toplantı esnasında bir komutan Başbakan Ahmet Davutoğlu’na, “Kamuoyunda bedelli askerlikle ilgili bazı kaygılar oluşmuş durumda. Bu konuda ki düşünceniz nedir?” diye sorduğunda Davutoğlu, “Üzerinde çalışıyoruz ama kesinleşmiş bir durum yok” cevabını vermişti. Bu konuyu bende Türkiye Harp Malulleri, Gaziler, Şehit Dul ve Yetimleri Derneği Manisa Şube Başkanı Ümit Taydaş’a sordum; Bedelli askerlik konusunda bu devlet, vatan ve millet için şehitlerimizin yakınları ve gaziler ne düşünüyorlardı acaba? Ümit Başkan şehit yakınları ve gaziler olarak bedelli askerlik konusuna baştan beri karşı olduklarını, vatan savunmasının değerinin parayla ölçülemeyeceğini ve bedelliğin zengin ve fakir vatandaşlar arasında ayrımcılığa yol açtığını bununda toplum içerisinde kabul edilemeyecek kadar hassas olduğunu kaydetti.

Gerçekten de askerliğin, vatan savunmasının değeri hiçbir şeyle ölçülemez. Çünkü askerlik, vatan savunması bir namus borcudur. Bu nedenle paradan başka kutsalın olmadığı bir ortamda her şey önce arapsaçına döner ardından da tüm değerlerin karşılığı maddiyatla ölçülmeye başlar. Paranın en üstteki kutsal olduğu düzende paran kadar konuşur, paran kadar saygı görür, paran kadar mutlu olur, paran kadar eğitimli, paran kadar sağlıklı olur, paran kadar yaşarsın. Paranın tek kutsal olduğu, her şeyin metalaştığı düzende, “silah taşımaya vicdanım el vermiyor” dersin, Paranın tek kutsal olduğu her şeyin metalaştığı düzende, “vatani hizmet yapmaya cüzdanım elvermiyor” dersin, hayhay derler, bir de bankadan kredi olanağı sağlanır.

Mukaddes olarak gördüğümüz devlet, millet, vatan, bayrak uğruna şehit olan kahramanlar, onurlanmış olan gaziler ve onlarla her zaman gurur duyan aileleri bir bedel ödenecekse bu bedeli en çok ödeyenlerdir. Şehit olan oğlunun, kardeşinin, eşinin, babasının acı haberini aldığında kahrolmalarına rağmen “Vatan sağolsun” diyen kahramanlar bunlardır. Mayına bastığında, yaralandığında, çatışmada arkadaşı yanında şehit olurken o yaralı kurtulan ve en çok bu yaşadıklarının psikolojik etkisini ömürleri boyunca çeken gazilerdir asıl kahraman olan. Bunu laf olsun diye yazan ve uyaran kişi değilim ben. Gece yarısı “Abin şehit oldu” haberini alan, şehit oğlunun haberini aldığında ayakta duramayan ve hemen ardından kalp hastası olan bir babanın evladıyım, bir şehidin kardeşiyim.

Yıl 2 Haziran 2002 öğle saatleriydi, bir telefon geldi annem açtı telefonu. O yıllarda Van Başkale'de Binbaşı olarak görev yapan canım abim Doğan Özen'in arkadaşı olduğunu söyleyen bir meslektaşı İzmir'e geleceklerini, bizi ziyaret etmek istediklerini, abimin çok selamı olduğunu söylemişlerdi. Evi bir neşe kaplamıştı. Abimin görev arkadaşlarının başımızın üstünde yeri vardı ve konuklarımızı beklemeye başlamıştık. Aradan 1-2 saat geçmişti yine bize geleceğini söyleyen arkadaşlarından biri adresimizi tam olarak öğrenmek istediğini bizleri tanımak, annemin, babamın ellerini öpmek için sabırsızlandıklarını ifade etmişlerdi. Bu telefonlar gün içerisinde belirli aralıklarla bir kaç kez tekrarlanmış ertesi gün gelecek konuklarımızı karşılamak üzere yatmaya hazırlanmıştık ki telefon bir kez daha çaldı. Bu sefer bu saatte meraklı bir şekilde ben açmıştım telefonu. Telefondaki ses karakoldan aradığını belirtiyor ve babama ulaştırılmak üzere bir evrak olduğunu acele o evrakı almak üzere babamı karakola beklediklerini söylüyordu. Ben ısrarla ne evrakı diye sorsam da telefondaki memur "gelin kendiniz alın evrakınızı söyleyemem" diyordu. Evrakı almaya ben geleceğim dedikten sonra yola koyulmak üzereydim ki babamın içi rahat etmediğinden babam beni yalnız bırakmamış ve Altındağ Polis Karakoluna gitmiştik. Karakola ulaştığımızda Polis memuru bize ait bir evrak olmadığını belirterek telefonla görüştükten sonra en yakın yer olan Çamdibi Polis Karakolunda memurların bizi beklediğini ifade etmişti. Babamla birlikte merakımız daha çok artmıştı. Çamdibi Polis Karakoluna ulaştığımızda Karakolun önünde bekleyen askeri inzibat arabası ve ambülâns dikkatimi çekmişti. Nöbetçi memura adımızı söyleyip evrakımız olduğunu onu almaya geldiğimizi belirtince bahçede oturan polis memurları, İnzibat subayı bizden tarafa doğru seslenerek yanlarına buyur etmişlerdi. Babam bana dönerek "Eyvah! Abine bir şey mi oldu acaba" demişti. "Ben de aman baba Allah korusun" cevabını vermiştim. Memurların yanına ulaşınca oturmamızı istemişler ve nasılsınız sorularıyla karşılaşmıştık. Merakımız daha da artmıştı. İnzibat subayı bana hafifçe babamın rahatsızlığı olup olmadığını fısıldayarak sormuş ben de çok şükür bir rahatsızlığı yok demiştim. Ardından da İnzibat Subayı babama dönerek, "Ben de sizin evladınızım. Başkale'de görev yapan oğlunuz Doğan Özen" der demez "Oğlum çabuk söyleyin. Doğan'ıma bir şey mi oldu yoksa?" demişti telaşlı ve üzüntülü ses tonuyla. Subay "Devam etmiş. "Baba meslektaşımız, oğlunuz Doğan Özen Şehit oldu. Allah rahmet eylesin" dedikten sonra babamın ve benim gözlerimden akan onurlu ama sessiz gözyaşları geliyordu. Yanımıza hemen hemşireler gelmişti. Kendilerine babamla ilgilenmelerini istemiş ve kendimi karakolun lavabosuna atmıştım. Hıçkırırcasına ağlıyordum ama sesimin duyulmaması için de büyük çaba harcıyordum. Şehit kardeşi her şeye karşı güçlü olmalıydı, onurlu olmalıydı. Vatan sağolsun dedikten sonra babamın koluna girip İnzibat subayı ve ambulansla evin yolunu tutmuştuk. Annem kalp hastası olduğundan ona söylemek kolay olmamış ve söyleyince de ev yangın yerine dönmüştü. Komşular bir anda doluşmuştu evin içine ve ardından da abimin Van'dan İstanbul'a gelecek olan tabutunu karşılamaya gitmiştik. Ardından da askeri bir törenle abimi şahadet mertebesine uğurlamıştık. O yıllarda abim geride bizleri, yengemi, 5 yaşındaki yeğenim Sinem'i ve 11 yaşındaki yeğenim Didem'i bırakarak bu kutsal mertebeye ulaşarak ahirete intikal etmişti. 

Bu sadece ben ve ailemin yani bir şehit Binbaşı ailesinin yaşadıkları. Peki diğer şehit ailelerine ne denecek? Kahraman gazilerimize ne denecek? Bazıları bir gecede milyonlarca lira parayı harcamayı bir marifet sayarken, bedelli askerliğin ülke ekonomisine sağladığı gereklilik mi anlatılacak? Maneviyatın, kutsal değerlerin maalesef yerini maddiyatın aldığı bu düzende egemen olan vicdan değil paradır. Vicdan siner köşeye, para geçer dümene, vicdan sesini kısar, para, sahibine her türlü yolu açar. Böyle bir düzenin doğal sonucudur, paralı askerlik. Parası olan bastırır parayı işine bakar, parası olmayan, eline tutuşturulan silahla sipere yatar…

 

Bu yazı toplam 1126 defa okunmuştur.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
RENKLİ HAYATLAR
  • Kushner'in ekonomik kalkınma planına Suudiler Destek verdi!
  • Çobanları bekleyen tehlike: Avustralyalı Swagbot!
  • Rusya Orta Menzilli Nükleer Kuvvetler restini çekti: 'Karşılık veririz!'
  • Koyunun kesik kulağı yasak aşk cinayetini çözdü!
  • Son dakika! Kara Harp Okulu davasında karar çıktı
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Optimus Haber Portalı | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0542 820 94 44 - 0534 6787068 / Faks : | Yazılım: CM Bilişim - Tasarım: INVIVA