• İstanbul31 °C
  • İzmir37 °C
  • Ankara31 °C
  • Manisa37 °C
  • Adana34 °C

Osman Özbaş / Yazar

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Türkiye’de Cumhuriyetçi Paradigma

18 Ocak 2014 Cumartesi 23:39

Başlığın iddialı ve içeriğinin metniyle büyük bir risk içerdiğinin farkındayız. Bunu göze aldık; çünkü söylemek istediklerimizi açıklıkla ifade edebilme çabası nedeniyle bazı eleştirilere şimdiden hazırlıyız.

Biz Türk-Osmanlı tarihindeki değişimlere kaynaklık edebilecek bazı tarihsel olaylar üzerinde durmak istedik; mesela Tanzimat neden ilan edilmiştir; neden Meşrutiyet’e gerek olmuştur; neden Cumhuriyet idaresine geçilmiştir…

Bunlar ‘paradigma’ çerçevesinde incelenebilir mi?...

Bir deneyelim!

Paradigma nedir?... ‘Paradigma’ basit olarak ‘sonuçların karşılaştırmalı yorumlarını’ içeren bilgidir;

Sorunların ayrı ayrı özelliklerinin sınıflara ayrılmasını ve böylece birbirlerine karşı ‘test’ edilmesini öngörür… 

Temel hareket noktası, ‘kriz’ dönemlerinde ‘yenilikçi’ yaklaşımının harekete geçirilmesidir; yani çözüm önerileri, genellikle tanımın içindedir.

Bu basit bir çerçeve tabii… Ama dikkat çekici birkaç unsura yer vermek istedik;

Bir:‘Kriz’ dönemine ilişkin bir strateji geliştirilecek.

İki: Çözüm önerisi ‘yenilikçi’ olacak…

Bu ‘krizlere’ en güzel örnekler savaş ve ihtilâl dolayısıyla değişen rejimlerdir….Hatta mali bunalımlar ve ‘rejim’ arasında da bir ilişki kurulabilir;

Örnek, İngiltere’de 1640 ihtilâli, Fransa 1786 ihtilâli, Amerika’ da, Büyük Buhran sayılabilir…

Savaş yenilgileri ve ihtilâl’ler konusunda ise 1904 Japon-Rus Savaşı ki ardından 1906’da ilk Rus Meclisi seçilmişti; 1906’da İran, 1908’de Çin ve;

Aynı tarihte, yani 1908 de Osmanlı’da Meşrutiyet’in ilanına etkileri olmuştur…

Meşrutiyet’e gelinceye kadar bir arka-fon vardır; o da 93 Harbi denilen, 1877-78 Osmanlı Rus Savaşı’dır.

Türkiye’ nin de Cumhuriyet’le ilgili ‘gelişim modeli’ konusundaki temel algılama sorunları, ‘paradigma’ tanımı içersinde yer alan işte bu ‘kriz modellerin’ de yatıyor…

Yani savaş ve ihtilâl’ ler konusuna!.

Bu bilgileri verdik, çünkü resmi tarih açısından bakıldığında, tüm bu savaş yenilgileri ve bunalımlar temel alınarak ‘Cumhuriyet’ PARADİGMASI bir tez-anti tez gibi düşünülüyor…

Çünkü Osmanlı İmparatorluğu’nun yıkılma sürecine odaklanılıyor.

Bu nedenle Cumhuriyetçilerin Osmanlı tarihiyle; Atatürkçülerin (!) Abdülhamit ile sorunlarını paradigma olarak ele alıyorlar…

Osmanlı Türkiyesi ile ‘Cumhuriyet Türkiyesi’ arasında bir ‘krize’ odaklanınca da ‘tez-antitez’ de doğal olarak ‘dinci-laik’ ayrımına gidiyor…

Bu kavramlar yerin e oturduğunda paradigma ‘model’ e dönüşür.

Şimdi sorabiliriz:

Siz, Türkiye’ nin büyüme stratejisinde hangi ‘modeli’ örnek almak istersiniz?...

Ya da siyasi sistem olarak nasıl bir ‘model’ tercih edersiniz?…

Bir kalkınma ‘model’iniz var mı?...

Batı mı örnek alacaksınız, Doğu’ yu mu?..  Amerikan tipi bir liberalleşme mi, Sovyetler benzeri bir siyasal anlayış mı?..

Din temellerine dayalı bir ‘çözüm’ öneriniz varsa Suudi Arabistan gibi mi olmak istersiniz Endonezya, Mısır gibi mi; ya da Bağlantısızlardan örnek verelim; bir İran, Venezuella?..

Bakın işin ucu nerelere uzanıyor…

Buyurun cevap verin…

Ya da başka bir soru soralım: Osmanlı İmparatorluğu, hatta Selçuklu; ve hatta Orta-Asya toplumlarındaki ‘medeniyet’ kavramlarındaki zihni yapının Batı kültür ve ekonomik örgütlenme tarihinden farkı neydi?...

Mesela Kanuni Sultan Süleyman ile zirvesine ulaşan Osmanlı İmparatorluğunun temel ‘paradigmaları’ neydi, kuruluş felsefesi ve dağılma sürecinin nedenleri nelerdi?...

Bugün çözüm olarak ortaya koyduğunuz siyasi anlayış, tarihte hangi ‘başarılara’ imza attı ve ‘krize’ dönüşen çöküş dönemlerinde bu bakış açısının ne kadar etkisi var?

İşte bu soruların kökeninde az önce söylediğimiz ‘paradigma’ yoluyla ele alma ihtiyacı vardır…

Ancak tanım gereği burada dikkat çekilmesi gereken konu, paradigmaların ‘kriz’ döneminde çıkış stratejileriyle ilgili olmasıdır.

Cumhuriyet, çöken bir imparatorluğu kurtaran Asker ve ona dayalı örgütlenme biçimiydi…

 İlk yıllar ‘modernleşme’ bir devletçilik akımıyla özdeşleştirildi;

50’lili yıllardan sonra çoğunlukla sağ iktidarlar siyasete ağırlığın koydu. Çünkü bu kez Devletten geçinmeli bir türedi ticaret sınıfı ekonomik hayata ağırlığını koydu.

Şimdi geldik ‘enterasan’ bir noktaya; Cumhuriyet tarihinin kuruluşundaki sol-sağ düşüncenin İktidara yansıması hangi ‘paradigmayla’ çözümlenir?...

Serbest seçimler, Paralel devletler; Askeri Vesayet Sistemiyle mi?...

Hiçbiri sağlıklı bir demokratik sistemi sağlayamadı. Hâlâ, tüm ideolojik tartışmaların üstünde sağlıklı bir demokrasi, özgürlük talebi gelmiyor?...

Neden?

Uç örneklerden gidiyoruz; mesela Sosyalizmi ele alalım;

Sosyalizmin temsil ettiği ‘paradigma’ toplumun hakim sınıfı ile ezilenlerin mücadelesini esas alır…

Kabaca söylemek gerekirse ‘ezilenlerin mücadelesini’ zamana bırakırsan burjuva demokratik devrim gibi –kendiliğinden- gelişecek bir düzen değişikliği gelecektir…

Ya da ‘ezilenlerin mücadelesi sonucu’ devrim kaçınılmazdır, ‘krizden çıkış ancak ve ancak ‘devrim’ ile olacaktır…

Karl Marksların, Leninlerin ele aldığı şekliyle söz ediyoruz.

 O zaman, Türkiye’de Sol Düşünce Paradigmaları’n da yeterince ele alınmayan unsurlara geçebiliriz:

Bir:

Unutulmamalıdır ki Ekonomik Diyalektlik’in kitabını yazan Karl Marks bile, iş bizim topraklara ve Doğuya geldiğinde, ‘Asya Tipi Üretim tarzı’ adını kullanarak, ÜRETİM ÖRGÜTLENME BİÇİMLERİNİN Batı’dan farklı olduğunu vurgulamıştır!…

Bu farklılığın siyasi yansımalarını Devletçilikle başlayan ama ezici çoğunlukla sağ iktidarlarca yönetilen bir ülkede yaşıyor olmamızdan anlayabiliriz;

İki:

‘Bağımsızlık-Ulusalcı’ paradigma ile ‘evrensel anlamda sol’ kavramlarını yerli yerine oturtacak küresel bir bakış açısı henüz geliştirilememiştir.

(Aynı maddeleri sağ düşünce için de ileri sürebiliriz.)

Üç

Siyasal düşüncelerde ‘İnanç özgürlüklerine’ ilişkin demokratik haklar; hümanizm temelinde daha da geliştirilmeli; buna kaynaklık edecek felsefi düşünceyi geliştirebilmeliyiz.

İşte bu maddeleri çözümleyebilirsek, gelişmiş demokratik ülkelerdeki rejim ile ‘ulusal’ düzeydeki’ temel siyasal haklarımızdaki ayrımı iyice ortaya çıkar;

Buraya kadar yazdıklarımız, Türk Siyasal hayatının yeniden ele almasında yarar gördüğümüz ‘çözüm’ yaklaşımlarını içeriyor;

Kimileri için ‘kriz’ yaklaşımı ise temel bir ‘paradigmadır!’

 

Bu yazı toplam 837 defa okunmuştur.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
RENKLİ HAYATLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Optimus Haber Portalı | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0542 820 94 44 - 0534 6787068 / Faks : | Yazılım: CM Bilişim - Tasarım: INVIVA