• İstanbul12 °C
  • İzmir13 °C
  • Ankara6 °C
  • Manisa12 °C
  • Adana12 °C

Hakan Özen / Yazar

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Tsk'daki tasfiyeler Fetö'cü yapılanmayı doğurdu

27 Ekim 2016 Perşembe 03:18

Eski Genelkurmay Başkanı Işık Koşaner Paşa uzun yıllardır süren sessizliğini bozarak 15 Temmuz Darbe Araştırma Komisyonu'na bilgi verdi. Koşaner Paşa, kendi görev döneminde FETÖ'nün ordu içerisindeki faaliyetlerinden haberdar olduklarını ve bunlardan endişe duyduklarını ancak böyle bir darbe girişiminde bulunabileceklerini akıllarından geçirmediklerini ifade etti. FETÖ'nün ordu içine sızması konusunda da açıklama yapan Koşaner, "Bu yapıya bağlı kişilerin yetkili makamlara gelmesi sahte bilgi ve belgelerle açılan davalar sayesinde TSK'nın önemli kadrolarının tasfiyesiyle mümkün oldu" diyerek Ergenekon, Balyoz, Andıç ve askeri casusluk davalarını işaret etti."Bu davaların tek bir amacı vardı" diyen eski Genelkurmay Başkanı, "TSK'nın itibarını sarsmak ve istedikleri personeli uzaklaştırmak ve kendilerine yer açmak" diye konuştu.

Işık Koşaner’in açıklamaları bende 15 Temmuz’un darbeci Generali Akın Öztürk’ü çağrışım yaptı. Çünkü FETÖ'cü darbe kalkışmasının 1 numarası olduğu kaydedilen Org. Akın Öztürk'ün Hava Kuvvetleri Komutanı olması için Cemaat 5 generali kumpas davalarına dahil ederek, Öztürk'ün önünü açmıştı ki biz bunu yıllar sonra o gece gerçekleşen hain saldırıdan sonra daha net gördük. O dönemden bugüne her ne kadar askeriyedeki yapılanma üst rütbelerle dikkat çekse de asıl tasfiye 2003’te başlayan süreç içerisinde Harp Okullarında yaşanıyordu. FETÖ’ye katılan veyahut bu yapılanmanın içerisinde olan askeri öğrenciler tasfiyeler neticesinde belirli kademelere yerleştirilmiş FETÖ’cü subaylar tarafından sütten çıkmış ak kaşık misali koruma altına alınırken, Atatürkçü, bu yapıya karşı duran vatanın öz evlatları ise hiç hakketmedikleri cezalarla karşılaşıyorlar, disipline veriliyorlar hatta okuldan dahi atılma ve ayrılmaya sürükleniyorlardı. Bunlardan birisi olan 29 Ekim 2011 tarihinde Kara Harp Okulundan ayrılmak zorundan kalan askeri öğrenci Emirhan Aydın uğradığı haksızlığa karşı yazdığı yazısında adeta haykırıyordu. Aydın’ın, “Elbette askerlik zor zanaat, elbette çetin şartlardan geçilecek. Geçilecekse ben geçtim. İntibak denenen kampa ABD'nin Guantanamo'da teröristlere tanıdığı uyku hakkından daha az uyuyarak. ilk 3 günde 11 kilo vererek, saçlarımı dökerek yaptım. Bitirdim. her türlü sebepsiz cezaya boyun eğdim. Kendi çabalarımla bir yere geldim. bu sefer notlarımla oynadılar. Ben ne yapayım, Feto’cu muyum ben? Atatürk'ün okuluna artık sızma gereği görmeden girenler kimlerdi? 90’lı yıllarda Polis Okullarında yaşanılanların aynısı tekrar ediliyor. Peki, ben 2012’nin Ağustos’unda alacağım yıldızları, çocukluk hayalimin hesabını kim verecek? Ben vereceğim 65 Bin Türk Lirası. Saygılar” ifadesindeki haykırışlarına ise o tarihte ne hikmetse sessiz kalınmıştı…

YARGITAY ASKERİ CASUSLUK DAVASI BERAAT KARARINI ONADI

Işık Koşaner Paşa’nın 15 Temmuz Darbe Araştırma Komisyonunda belirttiği ve FETÖ’nün sahte belgeler neticesinde askeriye içerisindeki yapılanmasını hızlandıran davalardan biri olan Askeri Casusluk Davasıyla ilgili yeni bir gelişme daha yaşandı ve Yargıtay 16'ncı Ceza Dairesi, aralarında muvazzaf askerlerin de bulunduğu 357 sanığın 'Askeri gizli bilgi ve belge bulundurmak' suçundan yargılandığı İzmir'deki 'Askeri casusluk' davasında verilen beraat kararlarını onadı. Bu davalar her ne kadar askeriyedeki tasfiyeler sonucunda yapılanmanın özellikle Türk Silahlı Kuvvetler içerisinde çöreklendiğini gösterse de bu yapılanma bugünde görüldüğü gibi sadece Askeriye ve Emniyet’te değil tüm kurumlarda yaşandı ama ağırlık ekseni TSK’ydı. 2010 yılından 2014 yılına kadar Cemaat tarafından KPSS soru ve cevaplarının yandaşlarına sızdırılmış olması da bunun bariz örneklerinden biriydi sadece. Hiç kimsenin beklemediği bir anda 2008 yılında tanıştı Türkiye Ergenekon davasıyla. Davanın adının bir Türklük destanı olan Ergenekon’la aynı olması ise rastlantı değil planlı bir oyunun senaryolarından biri olduğu iddiası ise hala güncelliğini koruyor. Dava kapsamında 60 bin telefon dinlendi, 3 Bin kişi takip edildi, 588 kişi tutuklandı. Ergenekon'u Poyrazköy, Balyoz davaları izledi. Benzeri senaryolar yaşandı ve geldiğimiz noktada ise Yargıtay kararı ile, dava sona erdi. Yargılanan askerlere iade-i itibar verildi, Ama Olayın daha ciddi bir yönü vardı. Orduya yönelik hain planlar, yalnızca 'generalleri' hedef almıyordu. O dönemlerde hiç konuşulmayan, dile getirmeye kimsenin cesaretinin yetmediği farklı gerçekler de vardı.

Askeri okullarda ciddi bir dönüşüm yaşanıyordu. Üniformayı henüz çocuk yaşında sırtına geçirmiş, ordusu ve ülkesi için gençliğini, yıllarını vermiş gençler 'ilginç' bir şekilde bir bir okuldan ayrılıyordu, atılıyordu.15,16 yaşlarında ağır eğitimlere girmiş, türlü zorluklara göğüs vermiş ve ülkesi için canını ortaya koymuş bu gençler neye dayanamıyordu ki? Eğitime mi, nöbete mi, derslere mi? Yüzlerce, binlerce öğrencinin sistematik tasfiyesi ile ordunun yeniden dizaynı yapılmaya çalışılmıştı ve bu kısmen başarılmıştı. İlginç bir detay olarak TSK verilerine göre, 1983-2003 yılları arasında Fethullah Gülen Cemaati ile bağlantısı olan 400 kişi ordudan ihraç edilmişti. 2003-2014 arasında aynı sebepten ihraç edilenlerin sayısı ise, 0'dı.

FETÖCÜ KADROLAŞMA 10 YILDA 2 BİN ASKERİ ÖĞRENCİYİ OKULDAN ATTI

2003'ten sonra, ipler artık onların eline geçmişti! 2006'dan sonra 2000 askeri öğrenci ayrıldı, atıldı. Akıllara bile gelmeyecek baskı yöntemleriyle, işkencelerle ordudan uzaklaştırıldı. 2008 yılının ardından iyice artmaya başlayan tasfiye tüm hızıyla sürerken, kamuoyunda bu konuyla bir şey bulmak mümkün değildi. Sessizce tüm baskılara direnen öğrenciler için muhtemel senaryo şu şekildeydi; Askeri okullarda 2009 ile birlikte başlayan , Ergenekon ilişkili soruşturmalardan ötürü atılma/ayrılma durumu. Bir şekilde mezun olunduğu zaman, intibak kamplarındaki kıyım esnasında ayrılma durumu. O da atlatıldığı zaman, Harp Okullarında Fethullahçı Terör Örgütü'yle ilişkili komutanların, öğretmenlerin gazabı ve eğitim durumundan ayrılma. Subay olmak için son düzlüğe gelmeden evvel, 3. ve 4. sınıflarda sağlık kodlarından ötürü 'subay olamaz raporu' alma ve ayrılma. 2008 yılında ÖSS ile Hara Harp Okulu'na girmenin yolu uzun aradan sonra tekrar açılırken, bir yıl sonra bu durumun dengeleri nasıl değiştirdiği, askeri lise kökenlilere karşı artan baskı ve yıldırma politikalarının çizdiği tabloyu görebilirsiniz.

Ciddi oranda artan tasfiye sonucu, 2009 yılında Hava Harp Okuluna giren sivil sayısı yüzde 70’e ulaşırken Askeri Liseden gelen öğrencilerin sayısı ise sadece yüzde 30’du. Bu da net bir şekilde askeriyedeki cemaatçı daha doğrusu FETÖ’cü kıyımın resmi kanıtıydı. Barkın Şık bu durumu ilk fark eden gazetecilerden birisi olmuştu. 4 yıllık eğitimle, birikimle gelen askeri öğrenciler bir bir ayrılıyor, sivil okullardan gelen öğrenciler ise (hepsi o yapıya mensup olmasa da büyük çoğunluğu diyebiliriz) rahat bir şekilde öğrenimini sürdürüyor, subay oluyordu. Kara Harp Okulu dışında Hava Harp Okulu da bu yapılanmanın en ciddi şekilde görüldüğü yerlerden birisiydi. Yukarıda bahsedilenler tüm harp okulları ve askeri liseler için geçerli olan, ortak karar mekanizmaları sonucu yeniden dizayn edilmeye çalışılan noktalardı. Bunu ilk farkeden Gazeteci Barkın Şık ise 2015 yılında şüpheli bir şekilde evinde ölü bulunmuş ölüm sebebi ise intihar şeklinde gösterilerek bir sır perdesi gibi kalmıştı. Tüm çağrılara rağmen önlenemeyen 'FETÖ', orduda hakim bir yapı olmuştu. GATA gibi, Personel Sınıfı gibi ve istihbarat gibi önemli kademelere yerleşen, 1980'lerde askeri liselere soktukları üyeleriyle 2010'ların başında üst düzey birçok subay sayesinde bu noktaları kontrol eden FETÖ, orduda artık sanıldığından da güçlü idi.

Koşaner Paşa’nın belirttiği gibi birbirini izleyen davalar neticesinde tasviyeler, cemaatçi kadrolaşma, Atatürk’çü, vatansever askeri öğrencilerin birer birer okullarından atılması, kökleşen FETÖ’cü yapı ve arkasındaki egemen emperyalist güç netice olarak 15 Temmuz’u doğurmuştu. 15 Temmuz: Emrini Genelkurmay'dan değil, 'farklı yerlerden' alan hainlerin darbe girişimidir öz olarak. 240 insan hayatını kaybetti, 1500'den fazla insan yaralandı. Türkiye, tarihinin en kötü gecelerinden birisini yaşadı. Askeri okullardan, 2007 ve sonrası ayrılanlar, atılanlar şunu gördü ki, dönemin harp okullarındaki takım komutanları, bölük komutanları ve hatta tabur komutanlarının pek çoğu darbenin ve ihanetin içindeydi, bu yapının üyesiydi… Ümit ediyorum ki tüm bu yaşananlar bir daha yaşanmaz ve geçmişi darbeli yıllarla anılan Türkiye’de bir daha yaşanmaz. Bunun en keskin yolu da demokrasiye, Cumhuriyet’e sahip çıkmaktan geçiyor. Saygılarımla…

 

Bu yazı toplam 1120 defa okunmuştur.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
RENKLİ HAYATLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Optimus Haber Portalı | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0542 820 94 44 - 0534 6787068 / Faks : | Yazılım: CM Bilişim - Tasarım: INVIVA