• İstanbul31 °C
  • İzmir37 °C
  • Ankara31 °C
  • Manisa37 °C
  • Adana34 °C

Erdal Çil / Yazar

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Tren Yolcuları

06 Şubat 2015 Cuma 16:49

Birçok şey değişmişti geçen bunca yıldan sonra. Değişmemiş olacağını zaten düşünmüştüm de, ama dün yıllar sonra tekrar gördüğümde anladım ki; yıllara meydan okumuş! Hiç değişmemişti, değişmemiştiler.

Özellikle çok hareketli geçen, yetmişli yılların sonuna doğru; lise yıllarında sabahın erken saatlerinde giderek rahatladığım mekânlardan biriydi Basmane Tren Garı. Okula veya işe giderken, normalden biraz erken çıkarak uğrar, sabahın o saatinde, bekleme salonundaki yolcuların arasına karışarak oturur, seyrederdim onları. Kucağında bebekleri ile uyumamaya çalışan genç ve yalnız anneleri, yüzleri kırış kırış, biraz da orta yaşı azıcık geçmiş kadın ve erkekleri seyredip, iç alemlerine misafir olmam, öylesine rahatlatırdı ki beni. Büyükler; ‘ tebdili mekanda ferahlık vardır’ demişlerdi ya: O zamanlar tebdili mekan etmek bize biraz pahalıydı ve belki de bu yüzdendi ki, böyle ucuz yollardan, bekleme salonlarındaki yolcuların yüzlerinden, içlerine misafir olmak; kendi ortamımızdan uzaklara gitmenin en kolay ve en ucuz yoluydu. Trenin gelip, onları almasıyla biterdi yolculuğum. Onlar, trendeki yerlerini alırlarken, ben de kendi kalabalıklarımın arasına girerek uyanırdım adeta.  

Bekleme salonları kalabalık olmasına rağmen, sessizdi. Bu, biraz da misafirlerinin sessizliğinden, yorgunluğundan kaynaklanırdı.

Sahi neden o kadar yorgun olurdu hep tren yolcuları?

Bazen çocuklar da olurdu; yürüme çağındaki çocuklar. Bir kısmının babaları olsa da yanlarında, hep annelerine yaslanır, onların yanlarında olurlardı. Çocukluklarını; çocukluktan kaynaklanan hareketliliklerini göremezdiniz onlarda. Belki sabahın erken saati olmasından, belki de bekleme salonunun o ağır, yorgun ve uyku kokulu havasından olsa gerek, çocukları da olgun olurdu tren yolcularının.

Sadece sabahları değil, bazen de çok geç vakitlerde uğrardım gara. Genel görünümü hiç değişmez, hep ağırlığını korurdu. Yıllar sonra yine bir tren garına misafir oldum; Manisa Tren Garı’na. Henüz gün batmak üzereydi. Dış tarafındaki bir bekleme bankında, atmışlı yaşlarda bir bayanın yanına oturdum sessizce. Oturduğumu fark etse bile sessiz olması gerekiyordu; öyle de yaptı. Kim bilir ne fırtınalar, ne gürültüler yaşamaktaydı o an iç dünyasında ama, şimdi buradaydı ve kesinlikle sessiz olmalıydı. Tıpkı benim gibi…

Üzerindeki paltonun boyu, altına giymiş olduğu elbisenin etek boyundan biraz kısa kalmıştı. Paltonun yaşına bakarak elbisenin; içinde bulunduğu yaşa daha uyumlu olduğu gözden kaçmıyordu. Nazi Almanya’sı günlerinde Yahudi kadınlarının üzerindeki paltoları çağrıştıran paltoyu üzerine ilk geçirdiği yılları düşünerek, bir kez daha baktım yüzüne. Palto, eski gibi durmasına rağmen, kalitesi ve iddiası halen geçen yıllara meydan okur gibiydi. Kim bilir ne kadar alımlıydı ve kim bilir ne şartlarda sahip olmuştu bu paltoya? O günleri mi düşünmüş, dalmıştı bilmiyorum ama, düşüncesi ve hüznü doğrusu yakışıyordu bu tabloya.

Yanında kimsesi olmayan, uğurlayanı dahi olmayan bu kadın, nereye gidiyordu, kimin yanına, niçin gidiyordu, ne zaman ulaşacaktı varacağı yere, karşılayanı ya da bekleyeni olacak mıydı, bir daha gelebilecek, görecek miydi buraları bilmiyorum. Hem, kimin umurundaydı ki?

Kafalarında benzer, daha nice sorular ile zaman içinde asılı kalmış, sanki hep bekleşmekteydiler tren yolcuları. Gideceklerinden zaten emindiler. Vakti, saati gelen herkesin gideceği gibi, vakit geldiğinde trenlerinin geleceklerini bilip, binip gideceklerini biliyorlardı. Biraz gecikir, biraz ağır işlerdi ama şimdiye kadar tren onları hiç aldatmamıştı. Onların da treni aldatmaya hiç niyetleri yoktu

Neden sonra bütün ağırlığı ile girdi istasyona tren. Kendinden önce, yine ağırlığını hissettirmiş, koca zemini şöyle hafifçe bir titretmişti. Böyle olurdu ağırların meclise girişleri. Gerçi daha eskileri, yani büyükleri, çok daha ötelerden hissettirirlerdi gelişlerini de, zamane şimdi az da olsa kibarlaşmıştı. Ağa girer de meclise, ayak ayak üstünden inip de, doğrulmaz mı insanlar yerlerinde olsalar dahi. Kimi ayağa kalktı, kimileri hafif doğruldu, kimileri karşılamaya gittiler ayağına kadar. Hiç kıpırdamayanlar da oldu, tıpkı yanımda oturan bayan gibi.  Belli, daha önceden tanışıyorlardı. Sanki kaderi olmuştu bu tren onun. Hiç heyecanlanmadı. Kendi gibi vakarla karşılayanlar da az değildi treni. Gelenin ağırlığı kadar olmasa da, bekleyenlerin de ağırlığı hissediliyordu tren garında.   

 Tren gelip yanaşmasına rağmen ve yolcular inmeye başlamış olsalar bile, yanımdaki bayan yerinden kımıldamadı. Ayakucundaki orta boy valizi olmasa, yolcu olmadığını bile düşünebilirdim. İnenlerin arkasının kesilmesinden sonra, binmeye başlayanların son vedalaşmaları sırasında doğrularak, ağır adımlarla tren yönüne hareket etti. Belki, inme-binme sırasındaki o hafif telaşın içerisinde kalmaktan korkup, beklemişti bilemem ama şimdi gitti ve bindi trene.

Eskiden daha bir beklenirdi ve şüphesiz daha bir kıymetliydi trenler. Ağırlıklarının etkisiyle beraber, oflama, puflamalarını da duyardınız. Dumanlar saçardı etrafına kızgın boğalar gibi. Sonra; durunca da hemen kalkmak istemezdi yerinden. Keskin düdükler çalınır, sinirli ve telaşlı emirler işitilir ve anca oflaya, puflaya hareket eder, kalkardı yerinden. Şimdi öylemi? Neredeyse karayollarındaki diğer iri komşuları gibi, biraz daha cüsseleri ufalmış, biraz daha sessizleşmişlerdi. Hatta, hız konusunda bile yarışır olmuşlardı artık otobüslerle.

Yine çalınmakta düdükler, yine telaşlı kıpırtılar ardından hareket etmekte trenler. Yine tek,tük de olsa gidenlere el sallamalar, camdan sarkan yolcular, cama dayanan yüzler ve camlar ardı bakan hep üzgün ifadeler.

Trenlerin ardından, tamamen hiç boşalmaz tren garları. Her zaman mutlaka müdavimleri olur. Bankların bir kısmı sanki bunlar için özel ayrılmış gibidir. Bazen liseli çiftler gelir kumrular gibi, bazen okulu ekmiş gruplar. Günün her saati ayyaşlara, sokakların gariplerine da açıktır garların bekleme salonları.

Önümüzdeki gelecek trenin yolcuları gelmeye başladı. Bu arada yolcular sıklaşmadan, temizlik personeli de paspas işini bitirmek zorunda. Onları da engellememek adına, kalkalım ve hızla akan zamanın önüne bırakalım kendimizi.     

                                                                                                                     

                                                                                                     

      

       

  

Bu yazı toplam 1357 defa okunmuştur.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
RENKLİ HAYATLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Optimus Haber Portalı | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0542 820 94 44 - 0534 6787068 / Faks : | Yazılım: CM Bilişim - Tasarım: INVIVA