• İstanbul13 °C
  • İzmir13 °C
  • Ankara11 °C
  • Manisa9 °C
  • Adana14 °C

Hakan Özen / Yazar

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Tarım politikası ve ekonomik kaygılar

26 Haziran 2018 Salı 23:44
   
24 Haziran'da önemli bir seçimi daha geride bırakan Türkiye'de seçim derdi yerini geçim derdine tekrar bıraktı. Nasıl bırakmasın ki seçim öncesinde Hükümet bir anda fırlayan patates ve soğan fiyatını manüpilasyon olarak değerlendirse de seçim sonrasında da mutfaklara patates 4 TL'dan soğan ise 7 TL'dan girmeye devam ediyor. Diğer sebze fiyatları da patates ve soğan kadar kendini hissettirmese de artışını sürdürüyor. Pazartesi günü seçim sonrası pazara nasıl yansımış diye Manisa Karaköy pazarına çıkmıştım ki barbunyanın kilosunun 8 TL, Taze börülcenin ise kilosunun 12 TL olduğuna bizzat şahit oldum. 
   
Sebze fiyatları yükselince “Yiğit muhtaç olmuş kuru soğana” türküsü Yemen Türküsü gibi yeniden gündem yaptı.Halbuki devletler öncelikle türküleriyle değil güçlü ekonomileriyle konuşmalı. Et yemenin zorlaştığı bir ülkede sebzelerde fahiş şekilde artarsa gıda terörünün önüne geçilmesi ise tamamen zor bir hal alır. 1 Kilo soğanın kilosu 1 litre benzin fiyatını geçmişse ve bunu Tarım Bakanlığı ithal etme tehditiyle bastırmaya çalışıyorsa o ülkenin tarım politikası vahim durumda demektir. Halbuki Türkiye gibi geçim kaynağı tarım ve sanayi ağırlıklı olan ülkelerde tarım politikası, sanayi yerini hiç bir zaman ekonomik kaygılara bırakmamalıdır. 26. Dönemin Meclis Başkanı Kahraman “Dünya'ya beyin ihraç ediyoruz” diye övünürken başlıca geçim kaynağı tarım olan canım Türkiyem saman ithal ediyor. Halbuki bizim öncelikle ithal edeceksek beyin gücü ithal etmemiz gerekiyor. 
   
Türkiye olarak kalkınma olarak önemli hamleler yapılsa da çok iyi biliyoruz ki ne elektrik, ne doğalgaz ne de petrol üretebiliyoruz. Üretimimiz sanayi ve tarım ağırlıklı. Bu bariz bir şekilde ortadayken ve tarım politikası konusunda gerekli önlemleri en acil şekilde almamız gerekiyorken Et, pirinç, bulgur, mercimek, şeker, peynir, süt ve diğer gıda maddelerini üretmek yerine ithal etme kolaylığına kaçarsak bu tarıma destek değil darbeden başkası olamaz. Tarımdaki düştüğümüz duruma en bariz bir örnekte domatesin kilosunun 4 TL olmasıdır. Çiftçi bu düştüğü durumdan ya tarlasını satarak ya da alternatif geçim kaynakları bularak kurtulmaya çalışıyor. Arama motoruna satılık tarla ibaresini yazdığınız ve bunu biraz incelediğinizde karşınıza 550 Bine yakın sonucun çıkıyor olması bunun bir göstergesidir. 550 Bin satılık tarlanın olmasının bir başka sebebi ise her sektörden olduğu gibi çiftçinin de düştüğü dar boğazdan kurtulma adına tarım bankacılığı adı altında bankalardan kredi çekmesi bu çektiği krediyi de ödeyemeyince bankanın çiftçinin elindeki tarlaya haciz koyup satılığa çıkarmasıdır. 
   
Seçimlerde gündeme düşen bir başka konu ise çiftçiye mazotun litresinin kaç liradan ulaştığıydı. Bilindiği üzere bu konu üzerinde Cumhurbaşkanı Adayı Muharrem İnce ile Tarım Bakanı Fakıbaba arasında polemikte seçim boyunca güncelliğini korumuştu. Akaryakıt zammı ise şimdilik vergi indirimi ile halka yansıtılmamaya çalışılıyor. Devletin vergi kaybının ne kadar olduğu şu ana kadar açıklanmadı ama her geçen gün daha da büyüdüğü biliniyor. Bu uygulama zorunlu olarak yakında kalkacak. Kalkınca da başta akaryakıt olmak üzere bir çok gıda ürününe yüksek oaranda zam geleceği dillendirilenler arasında. Bu nedenle doların 6 TL'ya, soğanın kilosunun ise 10 TL'ya çıkacağı ise yine iddialar arasında konuşuluyor. Şayet bu iddialar gerçekleşirse soğansız yemekler mutfakta yerini alırken çocukluğumuzdan beri sevdiğimiz patates kızartmasına ise hasret kalacağız.
   
Çağ atlıyoruz, teknoloji gelişiyor. Hızlı internet erişim ağları kuruluyor. Nerede ise uzaya pikniğe gideceğiz o hale geldi dünya ama tarım politikasının ve ekonominin durumu da en basit örnekle bu durumda. Ama tüm bunlara rağmen hala birbirimizi ötekileştirmeye, en acımasız şekilde eleştirmeye, kamplaşmaya, kutuplaşmaya devam ediyoruz. En önemlisi de artık biz biz olmaktan çıkıyoruz... 

GIDA TERÖRÜNE DİKKAT !
   
Ekonomik kaygılardan kurtulup bu yazımda gıda terörüne de değinmekte yarar görüyorum. Tarım Politikasında tüm bu vahim hadiseler yaşanırken yine Tarım ve Sağlık Bakanlıklarının izniyle ne olduğu belirsiz gıda tüketim maddeleri de marketlerdeki raflarda yerini korumaya devam ediyor. Hazır pizza zincirlerindeki pizzaların üzerinde, bazı dönercilerde etlerin arasında GDO’lu soyalardan elde edilmiş ucuz soya kıymalarının kullanıldığı ise sır değil. Büyük şirketlerin “ev hanımlarına kolaylık” diyerek bol reklamla pazarladıkları et ve tavuk bulyonları, tahmin edemeyeceğiniz yaygınlıkta kullanılıyor. Sektörel gıda dergileri, kumpirciler için ithal edilen üç gün güneşin altında bile kalsa erimeyen ve ekşimeyen “mayonez”lerin ilanlarıyla dolu. Hiç süt kullanılmamış kremalar bile var. 5 yıldızlı otel ziyafetlerinde yüzlerce patlıcan közlenemeyeceği için haşlanmış patlıcan ezmelerine köz kokusu veren is aromalarından, en lüks restoranlarda tabağına 40 lira verdiğiniz hazır çorba tozundan yapılmış çorbalardan, üzerinde “Hiçbir koruyucu madde kullanılmamıştır” yazan ama içi “aroma arttırıcı” katkı maddesi dolu olan hazır karışımlardan söz etmiyorum bile… 
   
Ustalığına hile karıştırmayan tüm ustalara şükranlarımı sunuyorum ama çok yakından tanıdığım ve işinin ehli bir ustanın tarafıma ilettiği ifadeler aynen şöyle; “Kelle-paça çorbası yapan yerlerin çoğu odun ateşinde orijinal çorba kazanı kullanmak yerine sanayi tipi dev gazlı kazanlar kullanıyor. Bir kazan çorba için 20 kelle pişirip derin dondurucuda muhafaza ediyor, resmen bir lezzeti katlediyorlar. Kullanılan kelle büyükbaş hayvan kellesi olunca daha da kötü bir tat oluyor, lezzet sıfıra iniyor. Büyük kazanlarda piştiği için kefi alınmıyor, çorbaya karışarak hem rengini kirletiyor, hem tadını bozuyor. Zaten birçok mekân kelle de haşlamıyor, çoğu derin dondurucuda saklanmış kelleler için resmen konsantre gibi hazırlanmış bulyon eritilmiş sıcak su kullanıyor…”
   
“Öyle olsun, ne zararı var?” mı dediniz? Şifa kazanmak için kelle-paça çorbasını içerken, bol monosodyum glutamatlı bulyonların suyunu içip, varolan sağlıktan da olmak var… 
 
 
 
 
 
 
 
 
Bu yazı toplam 254 defa okunmuştur.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
RENKLİ HAYATLAR
  • Evleneceklere Devletten 65 Bin TL Destek Geliyor
  • Voleybolda dünya şampiyonuyuz
  • Gördes Karayağcı Barajında Çalışmalar Hız Kesmiyor
  • Kula Belediyesi Personeline, Yangın Tatbikatı
  • Engelliler'den İl Müdürü Öztürk'e Teşekkür
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Optimus Haber Portalı | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0542 820 94 44 - 0534 6787068 / Faks : | Yazılım: CM Bilişim - Tasarım: INVIVA