• İstanbul5 °C
  • İzmir7 °C
  • Ankara1 °C
  • Manisa7 °C
  • Adana13 °C

Ercan Ulupınar / Yazar

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Süresiz nafaka gerçeği!

08 Mart 2018 Perşembe 13:17
Ülkemiz çağdaş medeniyetler seviyesine ulaşmayı hedefleyen bir ülkedir. Peki ne biz bunun neresindeyiz. Toplumun temel taşı ailedir. Temel ne kadar sağlam olursa bina o kadar sağlam olur dimdik ayakta durur. Gün geçtikçe aileler yok olmakta boşanmalar artmaktadır. İnsanlar boşanmakla kalsa kâfi fakat sorunlar bundan sonra başlıyor. YANİ BOŞANAMIYORUZ.
 
Peki bu sorunlar neler. Örneklerler ile anlatayım.
 
NAFAKASI KESİLMESİN DİYE SİGORTASIZ ÇALIŞIYOR
 
Y.Ö: “Ben 50, karım 40 yaşında. Beş yıl önce ayrıldık. Avukatının verdiği taktikle, ‘Kocam bana tecavüz etti’ diye evden attırdı. Karakollarda süründürdüler. 22, 17, 16 ve 9 yaşlarında 4 cocuğumuz var. Avukatı beni aradı ‘Siz memursunuz. 6 ayı aşan bir ceza alırsanız memuriyetten olursunuz anlaşmalı boşanma imzalayalım kurtulun’ dedi. Ben bunalımdayım, avukat bile tutamadım. Bir ev, 25 bin lira ve 700 TL nafaka vermek zorunda kaldım. Boşanma sonrası bana, ‘Ben 10 yıldır boşanmak için uygun zamanı bekliyordum’ dedi. Nasılsa boşanacağım diye beni aldatmış. En son evli bir adamla birlikte. O’nun işyerinde nafaka kesilmesin diye sigortasız çalışoyur. Ne yapacağım bilmiyorum.”
 
4 AY EVLİ KALDIM ÖMÜR BOYU NAFAKA ÖDE
 
O.B: “Uzman çavuşum. 4 aylık evlilik yaşadım çoluk çocuk yok olmadığı halde sadece kadına yoksulluk tedbir nafakası olarak 800 TL ödüyorum. Beş ay sonra Batı’ya tayin göreceğim. 800 TL nafaka 2 bin 500 TL kredi toplam 3 bin 300 yapıyor. Peki benim maaşım 10 bin TL değil ki. Adalet bunun neresinden. Sırtımda 30-40 kilo çantayla terör bölgesinde görevdeyim. Her an ölümle burun burunayım. Şu an 30 yaşındayım bu nafaka yüzünden geçimimi sağlayamıyorum. Ailem babam harçlık gönderiyor. Bir asker için ne kadar zor bir durum bilir misiniz? Sayın yetkililere sesimiz olmanızı istiyorum. 
 
E.E: “Mevcut sistem erkeği, babayı sadece maddi kaynak olarak görmekte ve haklı/haksız ayrımı yapmadan artık otomatiğe bağlanmış şekilde her durumda ömür boyu cezalandırılması gereken zararlı birey muamelesi yapmaktadır. Aslında kadınlarımızı ve özellikle çocuklarımızı perişan eden/edecek bir düzen işletilmektedir.” 
 
N.D: “Özellikle bu toplumsal soruna el attığınız ve çok güzel bir şekilde ömür boyu nafaka vermenin hem kadın hem de erkek bakımından sakıncalarını belirtiğiniz için sizi yürekten tebrik ediyorum. Bu şekildeki uygulama nafakayı alanı tembelliğe ittiği, ulusal ekonomide kayıplara yol açtığı ve kayıt dışı istihdama yol açtığı açıktır.
 
EŞİM BENİ NÖBET TUTUYORUM DİYE BOŞADI
 
Evliliğim sadece 2 ay sürdü. Mesleğim gereği çok tayin gören bir insanım. Nişanlılık sürecinde eşimin ailesi ile defalarca bu konuyu konuştum. Her şey çok güzel gidiyordu. Henüz evliliğimin daha birkaç haftası dahi dolmadan eşimin ailesi kendi aileme müdahil olmaya başladı ve neticesinde boşanmaya kadar giden kabus dolu bir süreç yaşadım. Beni en çok üzen de eşimin evliliğimin daha 1 ayı dolmadan ‘Ben senin nöbet tutacağını bilmiyordum, bilseydim evlilik konusunu gözden geçirirdim’ demesi oldu. Ne bilirdim ki beni nöbet tutmayan asker zannettiğini. Böyle bir insana ömür boyu nafaka vermek ne kadar acı verici bir durumdur soruyorum size. İnsanların evlilik sürelerine bakmadan işi var mı, yok mu borcu var mı, yok mu? demeden sözde beyana dayanarak insan hayatına ipotek konur mu? En azından böyle yapanlara bile bir süresi olsun bunun diyecek kadar insanım ben.
 
MAHKEMELER BELGELERİ DİKKATE ALSIN SGK’YA SORSUN:
 
2000 yılında 2. evliliğimi çalışmayan 1 kız çocuğu olan bir ev hanımı ile yaptım. Evliliğim 9 yıl sürdü. Hiçbir neden olmaksızın, 2009’da sadece kendi ifadesine dayanarak, darp, şiddet, rapor vs. kanıt olmaksızın boşanma davası açtı. Dava 3 yıl sürdükten sonra boşandık. Kendisine yoksulluk nafakası ödemeye hükmedildim. Kendi adına gayrimenkulleri var, vefat eden babasından dul ve yetim aylığı bulunmakta olup, kasıtlı olarak yoksulluk nafakası alabilmek için SGK’dan talep etmemektedir. Adalet istiyorum.
 
Ya geleceğimiz olan çocukların gördüğü yasal şiddetin maruz bıraktığı sorunlar içler acısıdır.
 
 Anne ve babası boşanan çocuğun yaşayacağı en büyük ruhsal sorun Ebeveyne Yabancılaşma Sendromu
 
Çocukların kavgalarda ebeveynlerden birinin tarafını tutması teşvik edilmemelidir. Eğer çocuğun taraf tutması istenirse, çocuk ile diğer ebeveyn arasında yaşanacak soğukluk çocuğun suçluluk duymasına yol açarak onu olumsuz etkiler" dedi."Boşanma öncesinde anne ve baba arasında çocuklar tarafından gözlemlenen “çatışma” yaşanmış ya da yaşanmamış olabilir. "Bazı ebeveynler hiç kavga etmediklerini, bu şekilde çocuklarını koruduklarını düşünürler. Oysa çocuklar mutlaka neden-sonuç ilişkisini kurarlar. Eğer boşanma öncesinde hiçbir çatışmaya şahit olmadılarsa, anne ve babasının neden ayrıldığını anlayamazlar. Hatta okul öncesi yaştakiler gözle görülür bir problem yoksa sorunu kendilerinin yarattığını sanabilirler. Bunun tam aksi olan anne ve baba arasında tehdit, dayak, küfür, vb. içeren büyük kavgalar da çocuklar için şahit olunmaması gereken durumlardır. Çünkü çocuğun en güvende hissettiği yuvası çatırdamaktadır ve bu durum çocuğu korkutur. Başına neler geleceğini bilememek çocuğun huzurunu tamamen kaçırır. Dolayısıyla ne çok çatışmalı, ne de süt liman görünen evlilikler boşanmayla sonuçlandığında çocuklar için sonuç olumlu olur. Çocuklar anne ve baba arasında bir sorun olduğunu bildikleri zaman, ayrılma haberini daha anlayışla karşılayabilirler.
 
Gelelim EYS konusuna
 
Boşanmalarda “olan çocuğa oluyor” sözü eskiden beri söylene gelir. Ama çocukların yaşadıkları konusunda bırakın toplumu, konuya sahip çıkması gereken uzmanlarda bile -çok ama çok az olan istisnalar dışında- farkındalık ya da onlardan beklenen bilimsel bakış açısı yok. Ebeveynler kendileri için her fırsatta, her platformda (çoğu zaman da abartarak) veryansın ediyorlar. Ama o zavallı çocuklar çektikleri acıyı, yaşadıkları travmayı dillendirmekten hatta anlamaktan bile acizler.
 
En vahimi, boşanma sonrası birbirlerine besledikleri kin ve nefreti çocuklarına da aktaran ebeveynler, onları bir silah olarak kullanabiliyorlar. Diğer ebeveyn aleyhinde yapılan karalama kampanyası, çocuğu “sistematik olarak diğer ebeveyne düşmanlaştırma faaliyeti”, duygusal ve psikolojik taciz ve beyin yıkamasına ek olarak çocuğun kendi yaptığı ilaveler diğer ebeveyni dışlamasına, hiç görmemeye karar vermesine, onu çok kötü ve tehlikeli biri olarak görmesine yol açıyor.
 
Çocuğa sorulduğunda onunla görüşmek istemediği, onu sevmediği ve bunların kendi fikri olduğu cevapları alınır. Çocuğun düşünce sistemi tamamen tacizci ebeveyn tarafından şekillenir. Hayatındaki en önemli iki varlık olan “anne” ve “baba” dan biri elinden alınmış, kalbinden, aklından silinmiş olur. Çocuk yetişkin olduğunda bu durum ya kalıcı olur, ya da büyük pişmanlık duyar hatta bu kez de tacizci ebeveyne tavır almaya başlar. İlişkinin normalleşmesi çok büyük efor gerektirir, çoğu zaman birer yabancı olarak kalırlar.
 
Öncelikle çocuk açısından ciddi dram, hatta travmalar yaşanır. Çocukların dile getiremediği acı verici ve yıkıcı bu durum tedavi gerektiren bunalımlara yol açar.
 
Çocuk kendisini çevresinden soyutlar,
 
Sürekli yalnız kalmak ister,
 
Güvensizlik ve terk edilmişlik hissi yaşar,
 
Depresif kişilik geliştirir,
 
Okuldaki başarısı düşer,
 
Asabiyet, ilgisizlik, karamsarlık ve şiddet eğilimi başlar.
 
Çok eskiden beri yaşanan ama sıradan, adi bir vaka olarak değerlendirilen, çocuklu boşanma sonrası çatışmaların %90’ında rastlanılan bu durum, yurt dışında 80’li yıllarda başlayan inceleme ve tartışmalar sonucunda “Ebeveyne Yabancılaşma Sendromu” (EYS) olarak adlandırılmış. İsmi konusunda bile tam bir fikir birliğine varılamamış olsa da tıp literatürlerine girmiş. Gelişmiş ülkelerde kanunlar nezdinde “suç” olarak kabul edilip çeşitli yaptırımlar öngörülmüş ve bu konuda bilimsel bir bakış açısı geliştirilmiş. Sorunun çözümü yönünde çok güzel uygulamalar geliştirilmiş, vakıflar kurulmuş. Mahkemelerde ve tedavilerde EYS konusunda hassas davranılmış. Bizde ise ne yazık ki devlet kurumlarının EYS kavramından haberi bile yok henüz. Acı ama gerçek, bu durumdaki çocuklara yanlış tanılar konuyor, hatta antidepresan ilaçlar veriliyor. Dahası bu konuda bilgisi olmayan uzmanlar farkında olmadan yabancılaştırıcının bir aracı haline gelip EYS’nin daha da derinleşmesine sebep oluyorlar.
 
EYS’nin bir de ebeveyn tarafı var. Çocuk bir süre sonra bu durumu kanıksar. Ama ebeveyn çocuğunu özler, görmek ister, çocuğuna ulaşmaya çalışır, bu durumu tekrar tekrar sürekli yaşar. Sevgisini, özlemini bastırmayı başarabilse bile sorumluluk duygusunu yadsıyamaz. Hayatı zindan olur, ne iş hayatı kalır ne de özel hayatı. Hüznün, üzüntünün doruklarında, depresyonun, melankolinin dipsiz kuyularında yaşar. Enerjisinin tamamını çocuğuna olan özlemini bastırmaya, çözüm bulmaya harcar. Düşünce sistemi de psikolojisi de çöker. Art arda yanlışlar yapmaya başlar. Hatta intihar ya da bir ceza hakiminin ilgileneceği duruma kadar gider. Kadına karşı şiddetin karanlıkta kalan, görülmeyen sebeplerinden biri de budur. Bu eğitim düzeyinden ve coğrafyadan bağımsız, insanın yaşayabileceği en acı durumlardan, insanın insana (hem de kendi evladına) yaptığı zulümlerden biri. Dr. Erkut Erdoğan’ın ve son çıkardığı ve PDF formatında internetten de indirilebildiği kitabında anlattığı örnek vakalarda EYS’nin kurgu cinsel istismar iftiralarına kadar varabildiğini hayretle ve Doç. Dr. Fuat Torun'un Ebeveyne Yabancılaşma Sendromu kitabını okuyabilirsiniz.
 
Bir nokta daha var. Boşanmadan sonra hakim “çocukla şahsi ilişkisinin devamı için” dini bayramların ikinci günü ve 15 günde bir Cumartesi sabah 09:00’dan Pazar akşam 17:00’ye kadar, ayrıca Temmuz ayının 1’inden Ağustos sonuna kadar çocuğun diğer ebeveynde kalmasına hükmeder. Bu bir kalıptır ve nerdeyse her boşanmada aynıdır. Bu kadarı “şahsi ilişkinin devamı için” yeterli görülür. Velayeti elinde bulunduran taraf “insani” davranmayıp zorluk çıkarırsa (ki bu da EYS’nin taktiklerinden biridir) diğer taraf çocuğunu görebilmek için Cuma gününden icra dairesine dilekçe ile başvurur. Bir icra memuru ve psikolog görevlendirilir. Ayrıca sorun çıkması muhtemel olduğundan karakoldan bir de polis istenir. Tabii devlet bunca hizmeti bedelsiz yapmaz, yaklaşık 400 TL kadar bir para ister. Taksi parası da cabası. İstanbul gibi kalabalık şehirlerde tüm bu işlemleri 1 günde halletmek pek kolay değildir. Bu insan mutlaka çalışıyordur, hatta hafta tatili de olmayabilir. En az 3 gün izin almak durumundadır. Diyelim ki hepsini halledip çocuğunun kaldığı eve gitti. Çocuğun evde olmama ihtimali de vardır ve bunu kasıtlı yapan ebeveyne uygulanacak hiçbir yaptırım yoktur. Hadi diyelim çocuk evde ama gelmek istemiyor. Psikoloğun olumsuz görüşü bir yana, insani bir ebeveyn bu durumda çocuğu zorla götürebilir mi? Götürse de çocuğun mutsuz, dışlayıcı, ilgisiz, tepkisel tavırları insanı kahretmez mi? Ya peki her ay iki kez çocuğunu görebilmek için 600-1000 TL’yi bulabilir mi? Ödemek zorunda olduğu nafakayı da unutmamak gerek.
 
Bu vatan için oğlunu şehit vermiş bir danışanım bakın ne diyor ; Ercan Bey ben oğlumu Hakkari de çatışmada şehit verdim 2 tane evlat geride bıraktı oğlum onun emaneti olan torunlarımı yasalar nedeniyle göremiyorum onlara sahip çıkamıyorum dedi. Bu ülke için şehit olan aziz kahramanlarımız polis memurumuz Hacı Fethi Sekin  ve Şehit astsubay Ömer Halisdemir’in 
 
Ayrıca 
 
Ayla Tepe 3. Çocuk annesi mükemmel bir insan ve anne. Bir oğlu vardı oğlunu boşanma esnasında eşi tarafından vurularak öldürüldü. Ardında dünyalar tatlısı kızını geride bıraktı. Ayla hanım torununu oğlunu toprağa verenlerden almanın mücadelesini veriyor geride bıraktıklarıda bu acıyı yaşamasınlar.
 
EYS uygulayan ebeveyn ve çocuk okuldaki yetkilileri de etkiler, çocuktaki tepkilerin benzeri okuldaki yetkililerde de görülür. Bu nedenle icra masraflarını karşılayamadığı için çocuğunu göremeyen ya da kanunun çocuğunu görebilmesi için kendisine tanıdığı süreyle (doğal olarak) yetinemeyen ebeveynler çocuklarını görebilmek için okullarına gittiklerinde çoğu zaman okul yönetiminin direnci ile karşılaşıyorlar. Israr ettiklerinde polis çağırılıyor hatta bazen daha da ileriye gidilip bu nedenle mahkemeden kolayca karar çıkartılıp ebeveyni çocuktan uzaklaştırma cezasına çarptırıyorlar. Herhangi birinin çocukla okulda görüşmesinde bir sakınca görülmüyor ama söz konusu mağdur ebeveyn olunca bizzat devlet engelliyor.
 
Velayet çoğunlukla annelere verildiğinden EYS konusunda kadınlar suçlanıyor. Bu konuya çözüm odaklı yaklaşmak yerine adeta bir kadın-erkek çatışması yaşanıyor. Bu durumun uzmanlar tarafından MEDEA KOMPLEKSİ olarak açıklanması da kadınların tepkisini çekiyor. Ama velayet kadınlara değil de erkeklere verilseydi EYS belki de daha üst boyutlarda yaşanırdı. Günümüz şartlarında kadınlar EYS mağduru olsaydı toplumda ve devlette bu kavram çoktan yer edinir, hatta çözüm yolları geliştirilirdi. Erkekler ne yazık ki fıtratları gereği sabredemiyorlar, organize olamıyorlar ve sorunun genel çözümüne odaklanamıyorlar.
 
Kadınlara karşı pozitif ayrımcılık yapmak son derece doğal hatta gerekli. Bunun en basit örneği “centilmenlik”. Uzun yıllardır süregelen ve bazen zulüm boyutlarına varan erkek egemenliği (hatta diktatörlüğü) sonucunda kadınlarımızın kazandığı haklar çok normal hatta az bile. Kantarın topuzunu kaçıran, eşitlik ilkesini bir türlü içselleştiremeyen, sapla samanı birbirinden ayıramayan ne yazık ki “devlet”. Olan büyük bir çoğunlukla suçsuz, iyi niyetli insanlara oluyor, yani amiyane tabirle “kurunun yanında yaş da yanıyor”. Daha keskin bir ifadeyle pek çok konuda olduğu gibi bu konuda da “at izi it izine karışıyor”. KALKAN TOZ BULUTU İÇİNDE NE YAZIK Kİ ÇOCUKLAR FARK EDİLEMİYOR !,
 
 
Son olarak ANNE ve BABA olamanın farkına varalım bırakın#ÇOCUKLARHEPMUTLUOLSUNLAR
 
Gelelim son noktaya aile çok önemli bir an önce yasal düzenlemeler gelmezse yok olmaya mahkûm oluruz. En büyük terör ailelerin parçalanmasıdır.
 
Yasal olarak neler değişmeli;
 
 TMK 175/176 maddeleri yeniden düzenlenmelidir. Yoksulluk nafakasına hükmedilirken, tüm tapu kayıtları, SGK bilgileri iyice araştırılmalıdır. Nafakaya mutlaka süresiz olamaktan kaldırılmalıdır.. Çocukların velayeti tek tarafa bırakılmamalı. Çocuk icrası tarihe karışmalı. Çocuk teslim noktaları kurulmalı. Beyana esas olan 6284 yasalı kanun tazyik hapsi kaldırılmalıdır Türk İstatistik kurumu verilerine göz ardı edilmemeli  yoksulun yoksula nafaka ödeyemez bu durumda sosyal devlet bunun için çözüm oluşturmalıdır. Aile mahkemelerinde detaylı araştırmalar yapılarak heyet kararı ile dava sonuçlandırılmalı dava süreleri uzun yıllar sürdürülmemelidir.
 
Bu yazı toplam 8426 defa okunmuştur.
YORUMLAR
SÜRESİZ NAFAKA
kemal uzun
Kısa süreli evlilik yapmışsınız.Çocuk yok.Boşanmışsınız.Yıllardır yüzünü ve sesini unutmuşsunuz.Nerede ve kimlerle nasıl yaşadığını bilmiyorsunuz.Bazı Avukatların yönlendirmesiyle şu anki ZULÜM yasasını fırsat bilerek nafaka adı altında haksız olarak mahkeme kararıyla heray Çek senet mafyası gibi haraç alıyorsa ve tam unutmuşken tekrar maaş zammı gibi benim nafakamı artırın şeklinde dava hakkını kullanabiliyorsa Bu ADALETmidir? SÜRELİ OLMALI.
08 Mart 2018 Perşembe 22:44
SÜRESİZ NAFAKA
kemal uzun
2.EVLİLİĞİMİ ÇALIŞMAYAN EV HANIMI İLE YAPTIM. 9 YIL EVLİ KALDIK. ÇOCUĞUMUZ YOK.BOŞANDIK. 9 YILDIR KENDİSİNE NAFAKA ÖDÜYORUM.YÜZÜNÜ DAHİ GÖRMÜYORUM.NEREDE VE NASIL YAŞADIĞINI BİLMİYORUM.YAŞIM 61 ŞUANKİ YASA GEREĞİDE ÖLÜNCEYE KADAR ÖDEYECEĞİM. ADALETMİ BU? ZULÜM YASASI OLAN SÜRESİZ NAFAKA YASASI DEĞİŞMELİ SÜRELİ OLMALIDIR.
08 Mart 2018 Perşembe 22:37
RENKLİ HAYATLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Optimus Haber Portalı | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0542 820 94 44 - 0534 6787068 / Faks : | Yazılım: CM Bilişim - Tasarım: INVIVA