• İstanbul7 °C
  • İzmir9 °C
  • Ankara6 °C
  • Manisa8 °C
  • Adana12 °C

Hakan Özen / Yazar

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Statüko Ve Sıcak Tarih

21 Eylül 2013 Cumartesi 20:01

Türkiye’nin yakın tarihine baktığımızda ne zaman devlet ile millet barışma noktasına gelse ve kalkınma hamleleri gerçekleşse bir darbe ile karşılaşıldığında görürüz. Bu süreç içersinde her darbe arkasından gelecek olan diğer darbenin bir nevi tetikleyicisi olmuştur. Tek partili sistemden çok partili sisteme geçilen 1950’li yıllar Adnan Menderes Başbakanlığında Türkiye’nin demokratikleşme ve kalkınma hamlelerinin en önemli temel taşlarını oluşturmuştur. Menderes ve arkadaşları oluşturdukları bu demokratikleşme ve kalkınma hamlelerinde lider ülke Türkiye’nin önünü kesmek isteyen, bu önemli kalkınma hızını hazmedemeyen iç ve dış işbirlikçilerin hedefi haline gelmiş ve ne yazık ki bunu canlarıyla ödemişlerdir. Hiç şüphe yok ki Menderes ve arkadaşlarını katleden demokrasiyi içselleştiremeyen irade sahipleri her gün lanetlenirken Menderes ve arkadaşları ahde vefa duygularıyla her anılışlarında yaşamaya devam edeceklerdir.

Türkiye’de Menderes’le başlayan kalkınma hamleleri Özal döneminde devam etmiş, Recep Tayyip Erdoğan Başbakanlığındaki AK Parti iktidarları döneminde taçlanmıştır. AK Parti iktidarı gerçek demokrasi yolunda önemli uygulamaları hayata geçirmiş, milletin devletiyle barışmasının önünü açmıştır. Çünkü 1960, 1971, 1980 darbeleri milletin devletiyle arasını açmış, ortaya koyduğu otoriter ve totaliter rejim karmaşasıyla kendi öz milletini devletin kolluk kuvvetleriyle askeriyle, polisiyle karşı karşıya getirme cüretini en bariz şekilde kullanmıştır. Sindirme politikasıyla kendi öz vatanında kendi milletini yıllarca inanç ve teşebbüs hürriyeti noktasında zulüm çektirmiştir. AK Parti iktidarının işte en büyük artısı buradan gelmektedir. 1946 yılında ‘yeter söz milletin!’ diyerek komünist özentisi bir iradeye kafa tutan Demokrat Parti gibi AK Parti’de milli iradenin üzerinde hiçbir iradeyi tanımadığını açık ve net olarak ortaya koymuştur.

Demokrasiyi içselleştirerek milli iradenin üzerinde başka bir irade tanımaması, vesayet rejimini savunanlara karşı siyasi erk olarak net bir şekilde dik bir duruş ortaya koyması sonucunda millet devletiyle barışma noktasında, devletin de kendi öz benliliğini yakalama noktasında AK Parti iktidarı döneminde adeta bir reform yaşanmıştır. AK Parti iktidarı her geçen gün önündeki çıtayı yükselttiği için hem kendisi dönüşüyor ve oy oranını arttırıyorken aynı zamanda Türkiye’yi dönüştürme başarısını elde etmiştir. Bu konulardan birincisi AB’dir, bugün hem Ortadoğu hem AB arasında bölgesine yerleşen model ülke Türkiye gerçeği ortaya çıkmıştır. AK Parti iktidarları öncesinde her şeyden önce biz bölgeye sırtımızı dönüyorduk. Çok soyut bir Batı kavramımız vardı. Baktık ki, o Batı da bizi çok kolay içine almayacak. Şimdi daha bir merkez içinde, biraz da Osmanlı geçmişimizle tanışıp barışıyoruz. Soğuk savaş dönemini geride bırakıp, daha sıcak politikaya giriyoruz. Hiçbir şey yapmayan, statükocu bir Türkiye vardı 70’li yıllarda. Özal’la birlikte bir değişim başladı ama bölgesel olarak bu statükoyu koruduk bugüne kadar. Şimdi o dönem bitti. Sıcak tarihe girdik, İsrail, Filistin, Suriye, Irak, Avrupa ve Amerika eksenindeki bölünmede de yer alıyoruz. Bütün bu bölünmelerin, fay hatlarının üstündeyiz ama istikrarlı bir siyasi irade ve kararlı bir ülke yönetimi sayesinde bu fay hattının üzerinde çok net bir şekilde sallanmadan durmayı da başarıyoruz. Yani her yanı kuşatılmış bir ateşin ortasından lider ülke olma yolunda hızlı bir şekilde kalkınma hamlelerini gerçekleştirme başarısını gösteren bir Türkiye gerçeği var günümüzde.

 Sıcak tarihe girerek Türkiye inisiyatif alıyor. İnisiyatif almak kolay değil. Bundan önce ağabeylerimiz vardı, biz onlarla birlikte düşünüyorduk. Mesela solun ağabeyleri vardı, ya Sovyetler, ya Çin, ya Avrupa’daki sosyalistler... Laiklerin de ağabeyleri vardı, özellikle Fransızlar... Kızların ablaları vardı, feministler... Kolaydı işimiz. Batı referanslı düşünüyorduk. Kendi başımıza düşünmemize gerek yoktu. Yani Avrupa’nın bize biraz sırt çevirmesi hayırlı oldu diye düşünüyorum. Çünkü bu süreçte Türkiye gerçek kimliğine kavuştu daha akılcı ve geleceğe emin adımlarla ilerliyoruz. Böyle bir Türkiye karşısında ise Avrupa duygusal oldu. Sarkozy, Obama’nın konuşması karşısında hemen duygusal bir tepki verdi; ’Hayır, olmaz! Türkiye’yi istemiyoruz!’ diye. Ama şu anda daha aklı başında ve belki daha da az duygusal olmak lazım. Ne olursa olsun Avrupa Birliği’ne girmekten ziyade, kendi yolumuzu çizmek önemli. AK Parti iktidarı döneminde her şeyden önce Türkiye bunu başardı. Türkiye bunu başarırken kendi öz belirttiğim gibi kendi öz benliliğine, kendi öz değerlerine sahip çıktı.

1960, 71 ve 80 darbeleri bedenimize musallat olmuş ve ideolojilerimize, inançlarımıza saldırmıştı. 28 Şubat Post Modern darbesi ruhumuza musallat olup, inançlarımızı hapsetmek istedi. 28 Şubat döneminde başörtülü öğretmenlere uygulanan yoğun baskılar sonunda çok sayıda öğretmen meslekten atılırken, bir o kadarı da istifa etmeye zorlandı. Ancak başörtüsü yüzünden meslekleri ile ilişiği kesilen öğretmenlerin büyük bölümü 2006 yılında çıkarılan sicil affı ile yeniden mesleklerine geri döndü. Mesleklerine geri dönen 28 Şubat sürecinde, inandığı değerlerden dolayı disiplin cezasıyla memuriyetten atılan yaklaşık 630 kişi, geçmiş sigorta primlerinin borçlandırılmalarından dolayı büyük bir mağduriyet yaşıyordu. Hükümet tarafından verilen TBMM Genel Kurulu'nda görüşülen Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi'nin 41. maddesi üzerinde değişiklik önergesi kapsamında, 28 Şubat'ta memuriyetten atılan kişilerin sigorta primlerini kurumları ödeyecek. Böylece mesleğe dönen öğretmenler bu konuda sıkıntı yaşamayacak. Bu uygulama hem 630 memurun tekrar mesleklerine geri dönüşünü sağlarken milletle devletin arasında ki buzların barışmasının sacayaklarından birini oluşturdu.

Bu örnekte de görüldüğü gibi hakikaten Türkiye kendi olduğu takdirde büyüyor. Türkiye Tanzimat’tan bu yana kendi olmasının önündeki engellerle boğazlaşarak bugünlere geldi. Bu boğazlaşmanın bir neticesi olarak türemiş sorunlarımız var hala. Türkiye dönüştükçe, aslında kendi oldukça bu sorunların üstesinden gelecektir. Tarihin, Hayatın ve Çağın gerçekleriyle kendi gerçekliğini bütünleştirdiği ölçüde Türkiye muazzam bir enerji pompalayacaktır. Bu büyük akıntıya dâhil olanlar kazanacaktır.

 

Bu yazı toplam 732 defa okunmuştur.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
RENKLİ HAYATLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Optimus Haber Portalı | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0542 820 94 44 - 0534 6787068 / Faks : | Yazılım: CM Bilişim - Tasarım: INVIVA