• İstanbul21 °C
  • İzmir21 °C
  • Ankara18 °C
  • Manisa23 °C
  • Adana25 °C

Aliye Bozkurt / Yazar

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Şimdi Zeytin Zamanı..

26 Ekim 2015 Pazartesi 23:51

                                                 

Yurdumuzun bir çok bölgesinde bulunan ve çok kıymetli bir ürün olan Zeytin ve Zeytin ağaçlarımızın korunup kollanması ve yaygınlaştırılmasına yeteri kadar özen gösterilebiliyor mu?...Bu tartışılır!..

Zeytini,yağı,odunu,pirinası,kısaca her şeyinden yararlanılması nedeni ile adına"ekmek ağacı,ya da nimet ağacı" da denir.

Zeytinin ve zeytin ağacının hikâyesi mitolojik anlatımlarla, taa antik çağlardan başlayıp günümüze kadar geliyor.

Antik dönemlerde zeytinin öyküsü, gök yüzünden Akdeniz'e uzatılan bir zeytin dalı ile  başlar ve bununla ilgili çok çeşitli mitolojik anlatımlar vardır ancak en fazla bilineni ise şöyle anlatılmaktadır;

Tanrıça Athena'nın,Atina Akropolüne dikmiş olduğu bir Zeytin dalıdır,bu dal büyür ve  fidan olur ağaç olur ve zeytin verir..Apollo'nun oğulları,bu acı meyvecikleri(zeytin) sıkıştırır,damla olur,yağ verir...

Nuh'un gök yüzüne salıverdiği bir çift Güvercin gemiye(Nuh'un Gemisi) ağzında zeytin dalıyla döner,bu mucize olur,hayatın olduğu haberini  verir...

Zeytinyağı yüzyıllardır bilinirdi ve hep böyleydi,hem Akdeniz insanının  aşına girdi,hem de akdeniz kültürünün ayrılmaz bir parçası olarak tarihten günümüze kadar geldi.

Acı bir meyveden elde edilmesine rağmen hep güzel ve aydınlık şeyleri simgeledi.

Beyaz bir Güvercinin ağzındaki küçük bir zeytin dalı da barışın simgesi oldu...

Zeytin,antik çağlardan günümüze kadar en önemli ticari mallar arasındaydı,temel ticari mallar arasında oluşu nedeniyle de kimbilir daha kaç bin yıl daha var olacağını ve değişik kültürlerde yaşayacağını gösteriyor...

Yemeklik olmanın yanında,aydınlatma yakıtı olarak kullanıldı,yaralar için merhem yapılmasında da ilâç olarak da kullanılıyor,bir çok kozmetik ürünün içinde kullanılıyor hatta acı sütünün de cilde iyi geldiği belirtiliyor,kısacası çok çeşitli yerlerde kullanılmaktadır.

Antik çağlardaki yapılan ayin ve dinsel törenlerde destekleyici bir unsur  olarak da kullanılmıştır.İsrail'de bulunan ve  antik dünyanın sitelerinden (Del-Dan)üretilen zeytinyağını tapınaklarında kullanmışlardır.Museviliğin erken dönemlerindeki bu uygulamada zeytinden ezilerek elde edilen arı bir yağı özel anlamda kullanırlarmış ve kullanacakları bu yağların standartlarını ise din adamları belirlermiş.

Günümüzde de zeytin ve zeytin yağı bir çok ülkedeki önemini koruyor ve korumaya da devam edecektir...

Başka ülkelerin bu kadar önem verdiği bu ürüne bizim ülkemizde gereken önem veriliyor mu acaba?...Kısaca bir göz atacak olursak;

Atatürk'ün direktifi ile 1929 yılında(Yalova'da)Zeytincilik seferberliği başlatıldı ve bu yöndeki gerekli çalışmalar yürütüldü,1937 yılında ise İzmir Bornova'da Zeytincilik Araştırma Enstitüsü kuruldu ve Atatürk'ün vasiyeti ve isteği ile ölümünden 2,5 ay sonra da TBMM.den 3573 sayılı özel zeytincilik kanunu çıkarıldı ve ülkemizde zeytin ağacının yetiştirilmesi ve zeytincilik yurt çapında yaygınlaştırıldı.

O yıllarda ise ABD dünyadaki en büyük Mısır üreticisiydi ve ürettiği mısırlarını ihraç etme hedefi ile, 11.9.1947  yılında ABD," Truman Doktrini"  ile Marshall yardımı adı altında çeşitli yardımlar yapmaya da başladı ve Marshall yardımı adı altında da kendi ürettiği Mısırözü yağını da ülkemize ihraç etmeye başladı,akabinde de  zirai olarak ülkemizdeki tarım alanlarında neyin üretileceği ve neyin tüketileceğine de  yaptığı anlaşmalarla karar vermeye başladı, ülkemize mısırözü yağını "alacaksınız " dedi ve alındı, ancak buna karşılık bizden zeytinyağı alıyordu ancak mısıryağını borç olarak veriyordu.Yıllar sonra da artık  Dolarla satmaya başladı.

12 Kasım 1956 daki yapılan anlaşma ile(ABD),zeytinyağı ihracatımızı önce yılda 10 bin ton,daha sonra da 6400 ton ile sınırladı.Bu rakamlar artarsa, artış oranı kadar ABD' den nebati yağ almak zorundaydık.

Kısaca anlatmak gerekirse Marşhall yardımı ile başlattıkları uygulama ile tarım politikalarımızı ele geçirmişlerdi,buna karşılık kendi malları için gümrük vergileri,Antrepo,Depo ve Belediye vergilerini düşürterek,gemileri için ülkemize ödedikleri," Rıhtım yanaşma" ücretlerinden de muaf oldular...

Soya fasulyesi ve Mısır üretiminde dünya 1.cisi olan ABD,ülkemize Soya yağı ihracatıına da başladı,getirtilen bu yağlar ucuz oluşu nedeniyle Margarin yapımında da kullanıldı ve o dönem ülkemizdeki ilk margarin fabrikası da ABD nin yardımı ile kuruldu...

Görüldüğü üzere sinsi politikalar ile yürütülen bir yol ile ülkemiz için altın değerindeki Zeytin ve zeytinyağı üretiminin yaygınlaşarak ülkemizin kalkınmasının önü böylesine  kesilmiş oldu...

İklim olarak yetişmesine uygun olan ülkemizde çok  geniş bir alana yayılan Zeytin ve zeytincilik günümüzde ise can çekişir bir hale getirilerek, kalanları da yok edici bir şekle dönüştü.Aç gözlü rant tacirlerinin bir gecede bile yaptığı kıyımlar ile telef olmaya devam ediyor ve edecektir de..

Teşvik edici yasalar çıkmadıkça,"milli ekonomi" modelimiz benimsenmedikçe,ülkemizin bu gibi değerlerine yasalarla sahip çıkılmadıkça bu bitişler ve sona doğru gidişler devam edecektir.

Dış ülkelere bağımlı bir tarım modelinin benimsenmemesi gerekir ki öz tarımımız olabilsin.

Oysa;

Yerli ırk tohumların bile kullanılmasının suç sayıldığı dönemdeyiz,verimli tarım alanlarımızın rant tacirlerinin aç gözlerine terk edilerek talan edilmesi,ağaç ve doğa kıyımı,dışa bağımlı modeller ile tarım politikalarımızın bitirilerek,ülke ekonomisinin çöktürülmesi demek olacağından,gıda ve tarım  alanında kendi kendimize yetebilen bir ülkeyken,artık samanı bile dış ülkelerden ithal eder hale gelmişsek artık akılları başa almanın zamanı gelmiştir de geçiyor demektir...

Bakliyat ürünlerinden tutun da pirinç ve tüm diğer ürünlerin ithal edilerek kendi öz tarımımızın bitirilmesi,geleneksel Anadolu tarımının unutturulması,ve GDO'lu ürünlerini bize satan sözde dost ama özde düşman olan dış ülkelere bağımlı bir hale getirimiş olmamızın yansımalarını zaten üzülerek görüyoruz..

Kendi toprağından geçimini sağlayan insanlarımızı açlığa,yokluğa ,ölüm kuyularına(madenlere) inmeye mecbur etmeden,milli tarıma dönük ve milli ekonomi modellerinin hayata geçirilmesi bu doğrultuda kalıcıyasalar ve çalışmaların yapılması da şarttır.

Ata'larımız; "Domuz derisinden post,gavurdan dost olmaz" demekle doğru söylemişler,

O dönemlerden başlattıkları ekonomik ve sinsi saldırılarını ve dayatmalarını giderek azıtarak devam ettiriyorlar,edeceklerdir...

Görüldüğü gibi de her daim plânladıkları ve uyguladıjkları senaryolarını ve entrikalarını devam ettirdikleri gibi,gizlice yürüttükleri politik yaklaşımları ile de ülkemizi allak bullak etmeye devam ediyorlar baksanıza!...

Milli şuur ve milli birlik ruhu içinde,çalışarak,üreterek,kendi öz değerlerimize sahip çıkarak en önemlisi de millet olarak el birliği ve beraberliği ile vatan sevdası çerçevesinde aşabileceğimiz çok fazla sorunumuzu da aşabileceğimizi düşünüyorum.

"Zeytin-ekmek yemek" dediğimiz mütevazi soframızın bile rakamlarının aşırı pahalı olduğu günlerdeyiz.

Günümüzde Zeytin yağının da fiyatının aşırı pahalı bir duruma gelmesi de üretimin azlığıdır.

Neredyse parfüm niyetine sürülecek kadar aşırı pahalı hale gelmesi de,sağlık açısından çok yararlı olduğunun bilinmesine karşın,üretiminin az oluşundan kaynaklanmaktadır.

Zeytin ve Zeytincilik,Yalova'da 1929 yılında Atatürk'ün direktifi ile başlatıldığı gibi bir şekilde olacak ki ülkemizin ekonomisinde gereken yerini alacaktır..

Yoksa bakar dururuz ağlanacak halimize!...

 

 

Bu yazı toplam 514 defa okunmuştur.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
RENKLİ HAYATLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Optimus Haber Portalı | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 541 797 95 79 / Faks : | Yazılım: CM Bilişim - Tasarım: INVIVA