• İstanbul10 °C
  • İzmir14 °C
  • Ankara9 °C
  • Manisa11 °C
  • Adana13 °C
Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Siber Güvenlik direktörü Onur Dikmeci sorularımızı yanıtladı
07 Şubat 2019 Perşembe 17:51

Siber Güvenlik direktörü Onur Dikmeci sorularımızı yanıtladı

''ULAK'ın başarılı olması, Cumhuriyetimizin 100. yılı olan 2023 yılında geçilmesi planlanan 5G sistemiyle çok ilgilidir ''

Dünyada savaşlar artık siber saldırılara dönüştü, bu nedenle bir ülkenin kendi yazılım ve bilişim teknolojisindeki altyapının milli olup-olmaması önemli bir ölçü olmaya başladı.

İşte bu alanda Türkiye ne yapıyor?... Hangi önlemler alınıyor. Bu konuda yetkin bir uzmanla konuştuk; Sasam (Sahipkıran Stratejik Araştırmalar Merkezi) Siber Güvenlik masası direktörü Onur Dikmeci, optimushaber ‘in sorularını yanıtladı.

Soru:

Günümüzde siber saldırılar ciddi bir ulusal güvenlik sorunu olmaya başladı. Özellikle sistem analizi üzerinden gerek sabote ve gerekse istihbarat açısından sızıntıların kontrol edilmesi lazım. Ayrıca günümüzde stratejik alanlarda bilgi kaçağına gidermeye dönük önlemler kadar siber gücünüzün gerektiğinde caydırıcı konumu olması da önemli. Türkiye bu konuda önemli yatırımlar yapıyor, mesela baz istasyonları ve yazılımın milli olmasında önemli adımlar atılıyor; özellikle ‘Ulak’ projesi; bundan söz edebilir misiniz?

Cevap: Değişen ve gelişen yaşam standartları neticesinde zaman kavramı her alanda giderek kısalmaya başladı ve bu durum insanların aralarındaki iletişim olanaklarına da yansıdı. 1990'lı yıllarda lüks kategoride değerlendirilen mobil telefonlar günümüzün şartlarında iletişim olanaklarında artan standarta paralel olarak her yetişkin insan için neredeyse zorunluluk haline geldi. Bu sistemin yaygınlaşması, baz istasyonlarını da daha önemli hale getirdi çünkü bu cihazlarla iletişim kurabilmenin yegane yolu bir alıcı ve verici yapısındaki baz istasyonlarının varlığıyla orantılıdır. Baz istasyonu ve cep telefonu arasında karşılıklı gönderilen elktromanyetik dalgalar sayesinde mobil cihazlar aracılığıyla iletişim kurmak mümkündür. Bu iletişim biçimi bu denli yaygınken elbette yerli ve milli çözüm önerileri geliştirmek lüzumlu hale gelmişti. Bu sebeple Savunma Sanayi Başkanlığı koordinasyonunda, ASELSAN yükleniliciğinde ve Netaş ile Argela'nın katkılarıyla yerli bazı istasyonu ULAK projesi geliştirilmek istendi. ULAK ile haberleşme güvenliğinin sağlanması amaçlanmıştır ve bu durum devlet güvenliği kavramının alt başlıklarındandır. Ancak bir diğer önemli hususta maliyetlerin azaltılmasına yönelik çözüm geliştirilmek istenmiştir. Çünkü BTK raporları bize 2012-2017 yılları arasında telekom operatörlerinin alt yapı harcamaları için 48 milyar TL ayırdıklarını göstermiştir. Bu rakamın ise çok büyük bir bölümü yurt dışına gitmiştir. Yani baz istasyonları ithal edilmiştir. Türkiye'nin bu duruma engel olma teşebbüsünün başında da ULAK hamlesi gelmiştir. Yani proje hem ulusal güvenlik hem maliyet azaltımı hem de ileride gerçekleştirilecek ihraçlarla global zeminde yer almaya yönelik bir girişim olarak gösterilebilir. Yerli baz istasyonu konusunda belirli şartlar getirilmiş örneğin 4G için %45 yerli baz yükümlülüğü getirilmiştir. Buna rağmen operatörlerin bu konuda istekli davranmamaları ve oranın düşük seviyede kalması motive kırıcı bir unsur olarak görülebilir ancak bunun geçici bir durum olduğunu varsaymak zorundayız. Çünkü Cumhurbaşkanlığı Külliyesi mobil iletişim altyapısının ULAK baz istasyonlarıyla karşılanmaya başlanması dijital dönüşüm ve desteklenme konusunun aslında Türkiye'nin en üst yönetimi tarafından teşvik edildiğini göstermektedir ve bu durum önemli bir girişimdir. Diğer taraftan ULAK'ın başarılı olması, Cumhuriyetimizin 100. yılı olan 2023 yılında geçilmesi planlanan 5G sistemiyle çok ilgilidir çünkü 5G Vadisi'nin alt yapı kurulumunu üstlenen yapıların başında ULAK Haberleşme gelmektedir. 5G dediğimiz zaman bunu yalnızca çok hızlı ve kaliteli internet teknolojisiyle tanımlamak doğru olmaz. Siber boyutun yaşamımızın bir parçası olduğunu düşünürsek, 5G kavramı siber istihbarat ve sosyal istihbarat kavramlarıyla da bire bir ilgilidir. Aktüel politikadan takip ettiğimiz üzere kısa süre önce Huawei yöneticisi Kanada'da gözaltına alınmış ve şirket yaptırıma tabi tutulmuştu bunun temel sebebi şirketin 5G teknolojisine olan ilgisidir ve Anglo-Amerikan zihniyeti ''sosyal istihabarat'' kavramına kendileri dışında örneğin Çin gibi bir ülkenin dahil olmamasını istemektedir. O hâlde bu durumda Türkiye için bir çıkarım yapabilirz; ULAK projesi başarılı biçimde ilerledikçe, bazı ülkelerin bundan rahatsızlık duymaları ve yaptırım listeleri sunmalarına tanıklık edebiliriz. Devlet yöneticilerinin tavizsiz duruşları buna boyun eğmememizi ve yerli, güvenli, hesaplı bir iletişim biçimi gerçekleştirmemize olanak verecektir.

Soru:

Havelsan ‘ın bu projelerdeki yeri nedir?

Cevap: ULAK her ne kadar ASELSAN yükleniciliğinde gerçekleşiyor olsa bile ASELSAN'ı, HAVELSAN'dan, HAVELSAN'ı ise ROKETSAN ve ASPİLSAN gibi şirketlerden ayrı düşünmeyi doğru bulmuyorum. Birincisi bu şirketlerin kanalize oldukları belirli alanlar olsa bile güvenlik mefhumu bir bütünlük arz etmektedir. İkincisi şirketlerin çoğunluk hisseleri Türk Silahlı Kuvvetlerini Güçlendirme Vakfı'na aittir hûlasa millet çıkarı namına faaliyet göstren kamusal teşebbüs misyonları bulunmaktadır. HAVELSAN da mühendislik faaliyetleri kapsamında keşif gözetleme ve istihbarat sistemleri, komuta kontrol sistemleri, deniz savaş sistemleri, siber güvenlik sistemleri, enerji yönetim sistemleri ve bilgi tekonolojileri alanlarındaki uzmanlığı ile güvenilir bir çözüm ortağıdır. ULAK projesinde mesafe kat edildikçe özellikle 5G sistemiyle beraber HAVELSAN'ın geliştireceği çözümlere daha çok ihtiyaç duyulacaktır.

Soru:

Telekomünikasyon altyapı gelişimlerinde hangi noktadayız?

Cevap: Telekomünikasyon internet ile eş olarak anılmaktadır ancak bu, işin yalnızca bir boyutudur. Çünkü anlaşılır bir ifadeyle telsiz sistemleri, telefonlar, ses-data transferi topyekün olarak bu alanı oluşturmaktadır. Türkiye'de bu alanda en önemli şirket ulusal telekom şirketimizidir. Bilindiği gibi şirket önceki yıllarda 21 yıllığına kiralanmıştı. İşletme hakkını devralan firma Türk bankalarından kredi temin etmiş ve bir müddet sonra istenilen verim alınamamış bunun neticesinde hisseler, kredi veren bankalar tarafından geri alınmış ve Telekom'un yönetimi devralınmıştı. Bu durum tatsız bir örnek gibi görünse de her şerden iyi bir planlamayla bir hayır çıkartılacağı kanaatindeyim. Önümüzdeki süreçte telekomun önemli atılımlar yapacağını ve bu alanda yer alan diğer önemli şirketlerin de varlığıyla beraber rekabetin sağlayacağı olanaklarla telekomünikasyon alanında şikayetlerin minimuma indirileceğini düşünüyorum. Ayrıca bu alanda güvenliğin de sağlanabilmesi için yer istasyonlarının güvenliğini de unutmamak gerekiyor. Bu konuda TÜBİTAK'ın Milli Yer İstasyonu Geliştirme projesi bulunmaktadır.

Soru:

Siber güvenlik için alınan önlemler nelerdir?

Cevap: Binlerce yıl öncesinde virüsler, insanların hayatını tehdit eden organizmalardı ve kıtalara yayılmaları yüzlerce yıllık bir zamana denk düşüyordu. Ancak tarihin ilerleyen sürecinde biyolojik mekanizmayı etkileyen virüs kavramı da değişim gösterdi ve artık siber dünyayı etkileyen ayrıca oldukça hızlı yayılan yeni virüslere tanıklık etmemiz olanaklı hale geldi. 2000 yılında Filipinler'de geliştirilen virüs ''Aşk Böceği'' yalnızca 3 günde yayılmış ve 40 milyon bilgisayarı etkilemişti. 2008 yılına gelindiğinde ise Rusya ile Gürcistan arasında yaşanan çatışmanın bir boyutuda karşılıklı siber saldırılardı, bu çatışma sonucunda Rusya, özel yapılanmayla idari ve analitik enformasyon savaş birimleri meydana getirmişti. Dünya'nın en organize askeri paktı NATO'da zirvelerinde siber savaşa yer vermiş ve siber savaş birimleri oluşturmuştur. Artık hemen her şeyin dijitalleştiği bir evrede siber saha, güvenlik ve hibrit savaşların önemli parçasıdır. Bu bilinçle Türkiye'de 27 Ekim 2010 tarihinde düzenlenen Milli Güvenlik Kurulu/MGK, toplantısında alınan kararlardan birisi de global ölçekteki siber tehlikelerin takibi ve buna yönelik stratejilerin geliştirilmesiyidi. Zaten 2012 yılının hemen başında da o dönemdeki adı Ulaştırma Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı başkanlığında bir Siber Güvenlik Kurulu oluşturulmuştur. Kurul siber güvenliğe yönelik tehditlerin yanında stratejilerin belirlenmesinden sorumluydu ve bu iyi niyetli bir girişimdi. Ancak tabi ki eksik durumlar da söz konusuydu. Siber güvenliğin, ulusal güvenliğin bir parçası olduğu kabul ediliyor, bu maksatla Ulaştırma Bakanı başkanlığında kurul oluşturuluyordu ancak bakan MGK üyesi bile yapılmamıştı. Bugüne baktığımızda bakanlığın adının Ulaştırma ve Kalkınma Bakanlığı olarak değiştirildiğini görüyoruz ve Siber Güvenlik Kurulu yine bakanlığa bağlı olarak faaliyet gösteriyor. Fakat bakanın hâlâ MGK üyesi olarak belirlenmemesi sorununun çözüme kavuşturulmasını beklemekteyiz. Bu hususu noktaladıktan sonra Türk Silahlı Kuvvetleri'nin de bünyesinde Siber Savunma Komutanlığı'nın kurulmuş olması, siber sahanın askeri boyunun da olduğunu ve bu noktada geride kalınmamak istendiğini göstermesi açısından sevindirici bir gelişmedir. Türkiye'de istihbarat teşkilatımız da bazı kurumlara siber güvenlik alanında eğitimler vermiş kendi personel kadrosunda da bu alanda uzman istihdamını artırmıştır. Ayrıca son dönemde siber savunma konusunda faaliyet gösteren şirket ve sivil toplum kuruluşlarının sayılarının da arttığı gözlemlenmektedir. Bu gibi kuruluşlar danışmanlık hizmetlerinin yanında kimi zaman bu sahalarda uygulamalı ya da uzaktan sertifikalı eğitim programları düzenleyerek, siber sahada Türkiye'de ki farkındalık eşiğini yükseltmeyi amaçlamaktadırlar.

Soru:

Yazılım ve şirketleşme konularını birlikte değerlendirirsek, hangi noktalarda eksikliklerimiz var?

Cevap: Futirist bir sağlama yapacak olursak bugün insanlar için yardımcı olan teknolojik gereçlerin yaygınlaşmalarının yanında performans ve nitelik yüksekliklerinin çok kısa zaman dilimlerinde sağlanmaları ilerleyen dönemde yazılım, bilgisayar, aralarında iletişim kuran teknolojik gereçlerin, artık insanların yardımcıları olmalarının ötesine geçerek bir yaşam biçimi haline geleceklerinden hatta biyolojik-yazılımsal-donanımsal yeni türlerin varlığından bahsetmemiz şaşırtıcı olmayacaktır. Bir kulvarın gelişebilmesi için ise gerekli iki parametre ekonomi ve nitelikli personeldir. Bu iki gereklilikten en az birinin yoksunluğu, istenilen sonucu alabilme neticesini ortadan kaldırır. Bu vesileyle Türkiye öncelikle yazılıma daha fazla kaynak ayırmak zorundadır. Ancak bu durum yatırım alışkanlıklarıyla ilişkildir ve kolay değiştirilmesi beklenemez. Türkiye'nin hayata geçirmeyi planladığı bilişim vadisinden sonra bunun bir kolu olarakta yazılım vadisinin faaliyete geçirilmesi projelendirilmişti. Bu önemli bir gelişmedir. Bu değerlendirmeler kimilerine göre fazla devletçi ve rekabetçi koşullara aykırıymış gibi görülebilir. Ancak dünyada ABD ve Çin arasında yaşadığı teorilendirilen ve ''Ticari Savaş'' olarak adlandırılan yeni dönemde en önemli alanları yazılım, yapay zeka-robotik, bilgisayar oluşturmaktadır. Örneğin ABD'nin yazılım konusunda da başarılı çalışmalar ortaya koyan telekomünikasyon şirketi Qualcom yabancı firmalara satılmak istendiğinde buna ABD Hazine Bakanlığı karşı çıkmış ve satışa engel olmuştu. ABD, ulusal güvenlik doktrinlerinde de artık bu konuyu işlemektedir. Global serbest piyasa koşulları reddedemeyeceğimiz bir gerçekte olsa ulusal güvenlikle ilgili alanlarda devletler ya da devletlerin destekledikleri milli şirketler ağırlıklarını korumaktadırlar. Bu bağlamda Türkiye'de de devlet hiç değilse bu alanda öncü ve teşvik edici rolü oynayabilir sonrasında ise rekabet koşulları gerekli ortamı oluşturacaktır. Bir kulvarın gelişebilmesi için gerekli olan ikinci faktör ise nitelikli personeldir. Çok iyi yetişmiş Türk yazılımcılar, beyin göçleri vesilesiyle yurt dışına transfer olmakta ve bu durum Türkiye'nin hanesine eksi olarak yazılmaktadır. Bu durumu önleyebilmek yalnızca ekonomik koşullarla ilgili değildir. Çalışma koşulları herşeyden önce bilimsel çalışmalar için gerekli hayat standartlarının sağlanması önemlidir. Ulusal bir yazılım stratejisi oluşturmak orta ve uzun vadeli bir süreci kapsamaktadır ve bugün bu yönde bir strateji oluşturulsa ilk meyveleri enaz 20 sene sonra alınacaktır ancak geleceğin dünyasında Türkiye'nin de yeri olduğu ilan edilecektir. İyi yazılım şirketleri için iyi yazılımcılar iyi yazılımcılar için ise iyi üniversite programları gerekmektedir. Bu vesileyle örneğin bir öğrenciyi yazılımla ilgili programlara yönlendirebilmek için motive edici unsurlar neler olacaktır? Görüldüğü gibi yazılım konusu ortaöğretim son sınıfından itibaren sürecek bir düzeni kapsamaktadır. Türkiye'nin zor bir coğrafyada bulunduğunu, pek çok sorunlarla karşı karşıya kaldığını ve aynı anda farklı alanlarda atılım yapabilmesinin zorluğu muhakkak. Ancak yüksek bir potansiyele sahip ve dünyada söz sahibi olabilmek için başarılı olmak zorundadır. Yeni Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemiyle beraber hayata geçirilen Dijital Dönüşüm Ofisi'nin de yazılım-dijital konusunda etkin projeler üretmesine olan inancımızı korumaktayız. 

 

Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
RENKLİ HAYATLAR
  • Cep Telefonlarında ÖTV 2 Katına Çıkarılabilecek
  • Milan'ın 35 Milyon Euroluk Transferi Durdurulamıyor
  • Meteoroloji Uyardı! İstanbul'a Hafta Sonu Kar Geliyor
  • Şahin Müjdeyi Verdi; Alleben Deresi Özüne Kavuşacak
  • Suudi Arabistan Veliaht Prensi Selman, Manchester United'a Talip Oldu
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Optimus Haber Portalı | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0542 820 94 44 - 0534 6787068 / Faks : | Yazılım: CM Bilişim - Tasarım: INVIVA