• İstanbul29 °C
  • İzmir36 °C
  • Ankara32 °C
  • Manisa36 °C
  • Adana34 °C

Erdal Çil / Yazar

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Seçim Mevsimi

26 Şubat 2015 Perşembe 20:30

Yine bir seçim arifesi ve yine bir seçim mevsimi…

          

Nedense bir türlü sevmiyorum bu mevsimi. Ne sıcaklığına güven oluyor, ne de soğuğuna.

            

Eski mevsimler sıcaklıkları ile ölçülür, renkleri ile gelirdi. Sonbaharı sarısı, ilkbaharı yeşili, yazı mavisi, kışı beyazı ile tanırdık mesela. Bu mevsime bakarsak sözde daha renkli, daha sıcak, daha kalabalık, daha gürültülü ama dedim ya, sev mi yo rum!

 

Benim mevsimlerimde renkler doğaldı. Ağaçlar, çiçekler, dağların renkleri birbirini rahatsız etmez, birbirleriyle didişmezlerdi. Benim mevsimlerimde her renge güvenilir, arkanıza alabilirdiniz. Mesela karlı bir dağı arkanıza alarak veya çiçekli bir bahçenin önünde resim çekilerek selfie bile yapabilirdiniz. Ama bu mevsimde bir taraf değilseniz yani bir adayın, bir partinin tarafı değilseniz resim bile çekilemezsiniz veya hasbelkader bir resimde görünseniz bile hapı yutmuşsunuz, şifayı kapmışsınız demektir.

 

En iyisi mi: Ya her türlü olumsuzluğu göze alarak sokağa çıkacaksınız ya da evinize kapanıp hiç ortalıkta görünmeyeceksiniz.

 

İsterseniz deneyin! Çıkın sokağa da bir görün evini unutanları, arkadaşını satanları, kalabalıklara karışıp niçin çıktığını bile unutanları da aklınız başınıza gelsin.

 

Neymiş de adı medeni cesaretmiş!

 

Peh, peh peh!

 

Yalanlarını sevsinler!

 

Neymiş de aslında hepsinin niyeti hiz- met- miş!

 

 Aslında ken- di- le- ri istemiyormuş!

 

 Meğerse kalabalıklara hayır diyememiş zavallılar!

 

 Yani anlayacağınız, kalabalıklara savrulmuş gitmişler.

 

Gidenleri hep gördük! Gidişler bizde hep hüzünlüdür bu yüzden maksadım sizi üzmek değil sadece hadi bu mevsimi de atlamayalım istedim. Ama belki de yazmaya bile değmez!

 

Zamanında cesaret adam gibi yaşamakken şimdi kalabalıkların ardına düşmek olmuş. Debdebeden, gösterişten uzak yaşamak marifet iken şimdi marifet; her türlü riya ve gösterişe bulanmış.

 

Dedim ya bu mevsimi sevmiyorum ve sevmeyeceğim!

 

Hastalıklarından da Allah’a sığınıyorum.

         

Bu mevsimde edineceğim on arkadaştansa başka mevsimlerde bulduğum bir arkadaş her zaman tercihimdir. Zira bu mevsimde edinilen arkadaşlıklar yine bir başka bu mevsimde illaki kaybediliyor!

Bu mevsimin en tehlikeli ama en vazgeçilmez virüsü ise kalabalıklar!

Aman siz siz olun kalabalıklara sakın kanmayın!

Kalabalıklar hep bu mevsimde çıkar, büyür ve yok eder. Sizi sizden alır, evirir çevirir, kullanır, sıkar, soyar ve işiniz bitince de sizi bir güzel söker atar da bir süre ne olduğunuzu bile bilemezsiniz.  

Kalabalık dedik, grup dedik de aklıma bir hikâye geldi yıllar öncesi okuduğum. Rauf Tamer yazmıştı.

Bir eşek, bir keçi ve bir inek; yıllardır yaşadıkları baskı ve gördükleri kötü muamele sonrası, sahiplerini terk ederek dağa çıkmayı kafalarına koyuyorlar. Bir sabah erkenden buluşup, şehri terk ederek dağa çıkıyorlar. Güzel bir mağara bulup, yerleşiyorlar. Karınları acıktığında, gidip ormandan beslenip dönüyorlar ve bütün gün tabiri caizse yan gelip yatıp, bol bolda sohbet etmeye başlıyorlar.

Gel zaman, git zaman inek bir sabah; insanları özlediğini ve şehre dönmek istediğini söylüyor. Çok şaşırmıyor diğerleri. Onlarda da var biraz özlem, ama serde de yiğitlik var! Neyse uğurluyorlar ineği ve iki arkadaş kalıyorlar mağarada. Tam iki gün sonra yine sabah vakti ineği karşılarında görüyorlar. Şehirde bayağı dövmüşler zavallıyı sahipleri. O; özlediler beni sanmış, sahipleri de bir daha kaçmasın diyerek epey hırpalamışlar zavallıyı ve asla bir daha dönmem diyerek sokulmuş iki arkadaşının yanına çaresizce inek.

Bir, iki hafta sonra bu kez dayanamayıp keçi açmış derdini. Biliyorum, beni de farklı bir gelecek beklemiyor gibi ama ben de gidip bir hasret gidereyim ve dersimi alayım diyerek düşüyor şehrin yollarına. Çok değil, ertesi sabah yanlarında buluyorlar keçiyi arkadaşları. Aşağı yukarı ineğin başına gelenler, onun da başına gelmiş ve hatta hapsedip kesmek bile istemişler zavallıyı da zor kurtarmış canını.

Derslerini almış iki arkadaşıyla beraber günleri artık birbirlerine daha yakın ve samimi geçmeye başlamış eşek ve arkadaşlarının. Ama ister hasret deyin adına, ister ahmaklık; eşek de bir akşam yemeğinde açmış derdini arkadaşlarına. “Biliyorum içinizde en çok baskıyı, işkenceyi gören benim. Adım bile dayak yememe kâfi geliyor. Ama inanın çok özledim insanları. Belki sizin gibi gidip sahiplerimin yanına pek sokulmam ama yine de gidip uzaktan da olsa görmek istiyorum insanları. İnanın gözümde tütüyor” demiş. Helalleşmiş ve inmiş dağdan eşek. Gözden kaybolana dek bakakalmış arkadaşları ardından. Bir süre ağızlarını bıçak açmamış eşeğin ardından. Sonra nasıl olsa bir-iki gün içinde döner demişler ve sürdürmüşler hayatlarını.

Günler, haftalar geçmiş, gelmemiş eşek. Ayları yıllar takip etmiş. Neredeyse unutmuşlar arkadaşlarını inek ve keçi. Bir yıl, iki yıl, üç yıl derken tam dördüncü yılın sonunda bir sabah uyudukları mağaranın dışından doğru gelen bir parfüm kokusu ile uyanmış inek ve keçi. Çıkıp kapıya bakmışlar dağdan aşağı doğru da, kimi görsünler! Gelen eşekmiş, ama ne geliş! Yaklaştıkça o güzel kokuların da ondan geldiğini fark etmişler. Sarılıp yanlarına oturunca eşeğin tüylerinin bile tıraşlandığını görüp sormadan edememişler. Anlatmış eşek:”Sizden ayrılıp şehre indiğim gün bütün caddelerin, sokakların boş olmasını yadırgamamla beraber epey gezdim avare avare. Kimsenin umurunda değildim ve kimse de taş atıp kovalamıyorlardı eskisi gibi. Sonra merak edince anladım neden boş kaldığını sokakların. Meğer miting derler bir toplantı varmış büyük meydanda ve herkes orada toplanmış. Ben de iyi olur benim için de; gidip ben de kısa bir süre de olsa görürüm onları dedim ve meydana doğru sokuldum. İçlerine girdim. Bir kişi yüksek bir yere çıkmış bağırıyor, ama meydanda onu dinleyenler ondan daha çok bağırıyor. Herkes bağırıyordu. Ben de tutamadım kendimi ve bağırmaya başladım. Demek ki sesim de onlardan biraz daha fazla ve hızlı çıkmış olacak ki, dönüp fark ettiler beni. Korkmayın! sonra aldılar beni ve meydan meydan dolaştırıp bağırttılar. Aç susuz da bırakmıyorlardı ve üstüme başıma da bakmaya başlamışlardı. Sonra kürsüye çıkardılar ve sürekli bağırmamı istediler. Yemem içmem ve de sıhhatim oldukça iyiydi ve bu yüzden de oldukça iyi bağırıyordum. Omuzlarda mı taşımadılar, beyefendi mi demediler, hatta pisliklerimi alıp koklayanları bile oldu.”

Merakla dinlemekteydi keçi ve inek. Hatta merakını gideremeyen inek:”E ee..sonra nasıl oldu da bırakıp buraya döndün?”  deyince eşek:” vallahi seçilmiştim de ama ne bileyim ben onun da bir süresi olduğunu? Dört yıl geçince aradan, eşek olduğumu anladılar anca ve normale döndüm. Karizmayı çizdirmeyeyim diye de yanınıza geri döndüm.”

Kalabalıkları ne kadar insanlar topluyor görünseler de, eşeklere de faydası olmuyor değil! Hatta siz siz olun kalabalığa girerken ne olur ne olmaz diyerek şöyle bir etrafınıza bakmayı da sakın ihmal etmeyin. Her zaman eşek de çıkmayabilir karşınıza ve çakallara rastlama ihtimaliniz de az değil. Benden söylemesi. Muhabbetle…

                                                                                                                      

                                                                                                                  

                                                                                                           

Bu yazı toplam 1151 defa okunmuştur.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
RENKLİ HAYATLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Optimus Haber Portalı | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0542 820 94 44 - 0534 6787068 / Faks : | Yazılım: CM Bilişim - Tasarım: INVIVA