• İstanbul18 °C
  • İzmir21 °C
  • Ankara15 °C
  • Manisa20 °C
  • Adana21 °C

Dr.Muzaffer Yurttaş / Yazar

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Ramazanda iç dünyamıza bir bakalım!

16 Mayıs 2018 Çarşamba 14:23
Başkalarının belirlediği bir hayatı yaşamak, “El alem ne der” yörüngesinde dolaşmak bizi ruhumuzdan, vicdanımızdan, doğal yaratılışımızdan uzaklaştırmakta, tanınmaz birer insan haline gelmemize neden olmaktadır. Bazen içe dönmek gerekir. Kapanmak, iletişimi en aza indirmek ve içsel bir yolculuğa çıkmak, insanın yaşadığı sorunları çözmek için bazen ideal olabilir. Dünyanın yaşadığı sorunlar belki de kendi içimize dönemediğimiz, hep başkalarına baktığımız ve nefis muhasebesini tam yapamadığımızdan kaynaklanmaktadır. 
 
Bu denli yoğun iletişimin, bu denli yoğun enformasyonun ve bilgi kirliliğinin olduğu yerlerde, daha steril, daha güvenli alan insanın kendi iç dünyasıdır. İçeriye doğru seyreden bir derinlik arayışı, bir yeniden keşif ve yeniden arınma çabası, bir çok şeyden daha faydalıdır. Ramazan ayı işte buna vesile olabilir. 
 
Çoğu kez dışa açılma, daha çok bilgi ve enformasyona maruz kalma, ruhun yaralarını sarmayabilir. Kadim bilgiye sahip hekimler der ki, 'aslında yaraları vücut kendi tedavi eder, biz sadece katkı sağlayacak küçük müdahaleler yaparız'. Çünkü Allah insanı yaratırken içerisine kendi kendini tedavi edebilen mekanizmaları koymuştur ama biz bunun farkında değiliz. 
 
Bazen içe dönmek de böyledir. Etraftan steril olmak, yaraya dokunacak her şeyden uzaklaşmak ve ruhun kendini tedavi etmesini beklemek gerekir. İnsanın iç dünyası dış dünyasından daha derindir, daha zengindir ve daha kuvvetlidir. 
 
İç dünyasına dönük yolculuk yapan biri, ruhun gölgede kalmış, kargaşada fark edilmemiş zenginliklerini de keşfedebilir. Bence bundan daha önemlisi; modern yaşamın ve iletişim çağının saldırıları karşısında hırpalanmış, örselenmiş insan ruhu, ancak kendini böyle tedavi edebilmesidir. 
 
Kandil geceleri, bayramlar, ramazanlar insanın deruni yani içsel yolculuk yapabilmesi, nefis muhasebesi için bir fırsattır. Ama görünen o ki, insanımızın çoğu cep telefonlarına gelen mesajları cevaplamak ya da başkalarına tamamen yapay, özü olmayan mesajlar atmak İçin uğraşırken bu içsel yolculuk ve Muhasebeye fırsat bulamamaktadır. (Bu özel günlerde en çok kazanan telefon iletişim firmaları olmaktadır!) 
 
 
Modern yaşamla, gelenek arasında sıkışmış bir ruhtan daha çok örselenen başka bir şey olamaz. Şehir yaşamıyla, yalın ve sadece hayat özleminin yarattığı çatışma bizi bir süre sonra çaresizliğe sürükler. Keşke kendimize ve doğaya ve doğal olana bir dönebilsek. 
 
Yapmak istediklerimiz, yaşamak istediklerimiz ve böylece mutlu olduğumuz bir hayattı düşlerken; yapmak istemediğimiz, yaşamak istemediğimiz bizi mutlu etmeyen bir hayata mahkum olmak ruhun doğasını bozar. 
 
İnandıklarınız ve yaptıklarınız arasındaki fark, ne kadar açılırsa o kadar büyük bunalım yaşarsınız. O bunalım, sizi bir süre sonra yaptıklarınızı, inandıklarınızla karşılaştırmamaya ve inandıklarınızı görmemeye zorlar. İnandıklarınızı görmeme eğilimi, sizi daha fazla derinleşen kendine yabancılaşmaya iter. Kendinize yabancılaştıkça ruhunuzun aldığı yaraları göremezsiniz. 
 
İşte ne zaman içe dönerseniz o zaman fark edersiniz ruhunuzun aldığı yaraları. Ruhunuzun isyanını, feryadını ancak içe döndüğünüzde duyarsınız. Öbek öbek açılmış yaraların kanamasını ve acısını ancak içe döndüğünüzde görürsünüz. 
 
Ruhun bedenden ayrılması sadece ölümle olmaz. İnsanın inandıklarına ve kendine yabancılaşmasıyla da ruh bedenden ayrılır. Bu yüzden 'ruhsuz insan' denen kişilerin, bedenleriyle ruhları arsında bir ilişki yoktur. Bu ilişki olmayınca, insanda merhamet, vicdan, aşk, sevgi, hüzün de göremezsiniz. Bu duygular bedene değil, ruha aittir zira. Ruh ise o bedeni terk edip yalnızlaştığından, beden duygudan yoksun, kas ve kemikten ibaret kalır sadece. 
 
Onu derinliklerde, kimsenin olmadığı bir dünyada, kimsenin erişemediği bir yalnızlıkta bulabilirsiniz. İç dünyamızda, dışarıda yaşadığımızı sorunların benzerini değil, onun cevaplarını bulursunuz. 
 
İçe dönmek ve içe yolculuk yapmak, hala ruhu bedenini tam anlamıyla terk etmemiş ve hala arayışta olan şanslı insanların başaracağı bir serüvendir. Gelin işte Ramazan ayını buna vesile kılalım. Daha az konuşalım, daha çok ibret alalım. Daha az başkalarını, daha çok kendimizi eleştirelim. Kavga ederek kazanmak yerine susarak bereketli ve sade bir kazanmayı  önemseyelim. 
 
Her şeyin menfaat haline geldiği, maddiyatın ön plana çıktığı, insanlığın rotasını yitirdiği, zulmün kol gezdiği, çocukların vahşice katledildiği, doğanın tahribatının zirveye çıktığı, vicdanın ve vefanın unutulduğu dünyamızda gelin bu Ramazanı ve Bayramı bir başka kutlayalım. Özümüze, değerlerimize, insanlığımıza, aşkımıza, davamıza, vatanımıza, bayrağımıza, büyüğümüze, küçüğümüze sahip çıkalım. Ramazan ayının bereket ve içe dönüşe, zulmün ve açlığın bitişine vesile olmasını diliyorum. Selam ve dua ile. 
 
Dr. Muzaffer Yurttaş
Bu yazı toplam 162 defa okunmuştur.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
RENKLİ HAYATLAR
  • Ağrı'dan acı haber :2 Asker Şehit!
  • 21 Mayıs Dünya Süt Günü…
  • 24 Haziran seçimleri Ak Parti milletvekili listesi
  • Yunusemre’den Örselli’de yol çalışması
  • Meteoroloji uyardı!
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Optimus Haber Portalı | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 541 797 95 79 / Faks : | Yazılım: CM Bilişim - Tasarım: INVIVA