• İstanbul17 °C
  • İzmir15 °C
  • Ankara8 °C
  • Manisa14 °C
  • Adana16 °C
Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Osman Özbaş ile 15 Temmuzu konuştuk. Bölüm-1
13 Temmuz 2019 Cumartesi 12:33

Osman Özbaş ile 15 Temmuz'u konuştuk. Bölüm-1

'Yıl: 2012.O yılın Yüksek Askeri Şura toplantısında 40 general ve amiralin terfileri durduruldu; işte onların yerine gelenlerin önemli bir bölümü bugün Cuntacı çıktı, söylenilene göre Darbe girişimi sonrası ilk yılda ordudan kovulan generallerin % 90’ u o

Gazeteci-yazar Osman Özbaş ile 15 Temmuz Kalkışması, Askeriye ve Devletteki ‘cuntacı’ kadrolaşma üzerine bir röportaj yaptık. 3 bölümde yayınlayacağımız konuşmamızın ilkini paylaşıyoruz:  

 

Soru:

15 Temmuz Darbe girişiminde gördük ki fetö örgütlenmesiyle bağlantılı Askeriye ve bürokraside paralel oluşumlar yaşanmış… Bu insanlar nasıl olup da devlete sızdı sizce?.. Devletin içindeki bu gizli yapı, Fetö’cü zihniyetle ilişkilendirilen ‘darbe girişimi’ sürecinin hazırlıkları sizce ne zaman başladı?

15 Temmuz Kalkışması sonrasında askeri teşkilatta çok sayıda ihraç karaları alındı ki, subayları, özel harekât komutanları, teğmen ve er olarak sayılarını toplarsak, Genelkurmay’ın açıklamasına göre TSK bünyesindeki kontenjanın yaklaşık % 1,5 ‘una tekabül ettiği söyleniyor.

Ama dikkat!..  Bu tür sayılar üzerinden gerçeğin resmini çekemezsiniz; savaş eğitimini alan insanın emre itaat anlamında takındığı tavır ve sivil memurlar ile emir-komutanın harekât stratejisini çizen ‘yönetim’ kadrolarını bir tutamazsınız. Bu nedenle esas işin içinde oldukları tahmin edilen üst rütbelilerin oranına bakıyoruz, toplam içinde % 42. Sayı olarak verirsek, 149 kişi!..Söylediğim oranlar o dönemin ilk beş-altı gibi kısa bir dönemi kapsıyor; ama darbe oluşumlarındaki asker-bürokrasi ağırlığını göstermesi açısından çok önemli.

Bu öyle bir rakam ki Cuntacı Generaller eğer tasfiye edilemese ve rengini de belli etmeseler, on yıl sonra emir-komuta hiyerarşisinde tüm stratejik noktaları ele geçirip Devleti kucağında bulacaklardı.

Fakat en az bunun kadar berbat bir durum dahi var ki akıllara durgunluk veriyor; o da Yaverlik kurumudur; hani Devlet Büyüklerinin yanında hazırolda duran askerler var ya, emirerleri… İşte bu Kurum Türk Devlet geleneğinde epey eskilere gider; sonuçta üniformasının düğmesine sarılı bir şekilde beyaz urganlı kordonu taşıyan bu asker, Devletin şanı adına ölüme seve-seve gideceğini, son tahlilde kendi idam ipini bile cebinde taşıdığını simgeler.

Peki böyle bir güven esasına dayanan Devletin en tepesindeki kişilerin canını emanet ettiği Emirerleri nasıl oluyor da kendilerini bu derece başarıyla gizleyebilmişler?..

Sizin sorunuz buna tekabül ediyor.

Bu sorunun yanıtı 40-50 yıl öncesine gitse de yakın döneme ilişkin en belirgin Kumpas olayı; Balyoz, Ergenekon, Casusluk Davaları dediğimiz TSK atama hiyerarşisini etkileyen hukuk garabetinde yatıyor!

Anlatayım.

Yıl: 2012.

O yılın Yüksek Askeri Şura toplantısında 40 general ve amiralin terfileri durduruldu; işte onların yerine gelenlerin önemli bir bölümü bugün Cuntacı çıktı, söylenilene göre Darbe girişimi sonrası ilk yılda ordudan kovulan generallerin % 90’ u o dönemin eseri!

Yani Kumpas Davalarında ordudaki tasfiye edilenlerin yerini dolduran en üst rütbelilerden söz ediyoruz.

Ama yalnız generaller mi; 15 Temmuz Kalkışmasında 1099 Subay ve 436 Astsubayın da yer aldığı iddia ediliyor.

Bu durum Askeriyenin kendi iç iletişiminde öyle bir kopukluğa neden olmuş ki, açıkçası 15 Temmuz sürecinde Teğmen- Tümgeneral rütbeleri arasında emir-komuta zincirinde nasıl bir ‘stres’ yaşandığı belli oluyor.

Soru:

Askeriye, Türk Devlet yapısı içinde her zaman özel bir konuma sahiptir; tabii bu ‘özel’ konum içinde binyıllara dayanan bir geleneğin saygınlığı yatıyor. Sorum şu, Askeriye ile Devlet yapısı içindeki ‘yönetişim’ kavramındaki bu bağlantı, Fetöcüler tarafından nasıl olup cuntacı bir yapıya dönüştü sizce?

Devlet ve Askeriye… İki kavramı birleştirip darbe girişimi üzerinden Devletin nasıl ‘dönüştürülmek’ istendiğini anlamaya çalışalım.

Fakat buna cevap verebilmek için Asker bir millet olarak anılan Türk İnsanının demokrasi deyimine de göz atmak gerekiyor.

Bir kere şunu unutmayalım; Devlet olarak uzun süre, Askeriye gibi ‘yetkeci’ bir emir-komuta sisteminin; mesela demokrasi gibi güçler ayrılığı esasındaki rejim düzenindeki görev tanımlamasındaki yerini henüz iyi tanımlayamadık.

Bu gerçeği sadece Cumhuriyet döneminin temel çelişkilerinden biri olarak görmeyin, aslında esasen ta Osman Gazi, hatta daha da öncelerine uzanan bir asker-Millet öğretisinin bilinmesi gerekiyor.

‘Sistemin’ bu iki kolu arasındaki dengeyi iyi oturtamazsınız ‘demokrasi’ kavramını tabana yayamazsınız.

Örnek verelim; mesela 1980 Askeri Darbesini ele alalım;

Bu darbe nasıl bir gerekçeyle yapıldı?

O yıllarda Türkiye neredeyse iç savaş yaşıyordu; ama sonradan anlaşıldığına göre bu iç savaş halinin kışkırtılmasında derin devlet-CIA rolüne ilişkin pekçok iddia ileri sürüldü ve nihayetinde Amerika’ nın ‘Bizim Çocuklar’ adını verdiği bir hiyerarşiyle asker yönetime el koydu. 

Bu darbedeki yabancı parmağı aramak için Darbe’nin ilk yurt dışı anlaşmasına dikkat edin, o da Yunanistan’ ın NATO’ ya dönüşüne, kayıtsız-şartsız izin vermesidir…

Dışarıdaki NATO-CIA ittifakı içeride bir başka siyasi propagandayı dayatmaya başlıyordu:

‘Ilımlı İslam’

Darbenin Lideri Kenan Evren yeni rejimin propagandaları için mitingler düzenlerken halka hitaplarında sık-sık din’den-Kur’an’dan, Hadislerden söz ederdi.

Çok masumane bir hitap şekli görebilirsiniz; ama bu ‘propagandanın’ arkasında dünya siyasetinin önemli bir ‘argümanı’ vardı:

O da, Amerika'nın ‘Ilımlı İslam’ adını verdiği bir projeyle bu bölgede, daha doğrusu Afganistan’ dan Türkiye’ ye uzanan ve Sovyetler Birliği’ ne karşı ‘Yeşil Kuşak’ diye adlandırılan ideolojik direniş hattı kurmak istemesiydi.

-Buradaki din söylemi sadece terminoloji açısından vurgulanıyor, irfanî, vicdanî, ibadet-inanç akideleriyle ilgili değil.-

Bu boşuna söylenmiş bir politika adı değildir; sonuçta fetöcü cemaatçi yapının ortaya çıkmasına yol açan etkileri olmuştur.

 

Soru:

Yani sizce ABD tarafından empoze edilen ‘ılımlı İslam’ modeli ile cemaatçi yapısının 15 Temmuz darbe girişimi arasında bir ilişki var, diyorsunuz?

Örnek vereyim; o dönemde Amerika tarafından pompalanan ‘Ilımlı İslam’ modeliyle ‘yeşil kuşak’ projesinin Askeri Okullardaki yansımasını anlatalım.

Bu Askeri okullara girecek ya da yasaklanan edebiyat dergileri bellidir. İlginç olan şudur, 80 döneminde, Cemaatçi yayın organı olan Sızıntı dergisi girebiliyordu; buna karşılık sol edebiyata ağırlıklı veren Varlık dergisi yasaktı.

İşte bugünün 15 Temmuz darbesini yönettiği iddia edilen Tuğgeneral Mehmet Partigöç, Cuntanın başı olmakla ilişkilendirilen Tümgeneral Mehmet Dişli  işte o dönemlerin Askeri Okullarının ürünleriydi.

 

Soru:

ABD etkisinin Askeri Okullarda o dönemde edebiyat dergileriyle ‘sızması’ ilginç bir nokta.

Buna benzer başka bir örnek yakın geçmişte bu kez karşı kutuptan bir anlayışla 1971’ de yaşandı;

12 Mart muhtırasıyla dipten gelen bir dalga vardı; Askeri Öğrenciler-Albaylar üstlerine baskı yaptı;

Bu kez sol görüşlü dergiler, mesela YÖN dergisi Askeri Okullara giriyordu.

YÖN Dergisi, Doğan Avcıoğlu yönetiminde, daha çok sosyalist ağırlıklı Asker –Millet elele bir rejim tasavvur ediyordu.

Söylemek istediğimiz şudur:

Askeriyenin, daha temel eğitim düzeyinde kültürel ideolojik bir kamplaşma etkisine girmesi, ileride ortaya çıkacak Darbe Fırsatçılığına dönüşmesinde etkili olmuştur.

İşte bu yüzden özellikle Askeri okullarda –şimdi Askeri Üniversitelerde- milli değerleri ve çağdaş uygarlık düzeyini Mustafa Kemal Atatürk’ün Devlet’in kurucu vasıflarıyla kaynaştıran ‘öğretileri’ çok çok önemlidir.  Tabii bunu sadece Askeriye ile sınırlamamak lazım; bu ülkenin tarihini bilenler, Atatürk ile birlikte ülkemizin bağımsızlılığını ve Milletimizin gerçek anlamda bekasının ne kadar iç içe olduğunu bilir!   

 

 

Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
RENKLİ HAYATLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Optimus Haber Portalı | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0542 820 94 44 - 0534 6787068 / Faks : | Yazılım: CM Bilişim - Tasarım: INVIVA