• İstanbul24 °C
  • İzmir27 °C
  • Ankara23 °C
  • Manisa30 °C
  • Adana32 °C

Erdal Çil / Yazar

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

ÖFKELER ŞELALE

18 Ağustos 2019 Pazar 16:52

Her mesleğin, her görevin elbette zor bir tarafı var onu sevimsiz kılan.

Ama bu görevlerin bazıları var ki hani melek başlayan şeytan oluveriyor cinsten.

Öfkelerin şelale olduğu görevler.

Denir ya: “Bütün hepsi mi böyle olur, tek yumurta ikizi gibi” işte tam öyle insanlar üreten görevler.

Mesela görevim gereği çeşitli illerde, çeşitli kesimlerin ikamet ettiği dairelerde oturdum. Bütün site/apartman yöneticileri de tıpatıp birbirinin aynısı cinsinden anlaşılması, geçinilmesi hep zor tipler.

Genelde çok daha farklı sosyal sınıflar olsa da genelde iş yönünden daha rahatlar diye hep emekli olmuş insanlardan seçilir yöneticiler. Hani daha tecrübeli, daha olgun, daha bilgili, işine daha fazla vakit ayırır, daha iyi odaklanır diye düşünülür. Aslında haksızlık etmeyelim! Onlar da hemen balıklama falan atlamazlar böyle görevlere. Çok yerde başka talipleri olmaz bu görevlerin ve çaresiz üzerlerinde buluverirler bu görevleri. Talip olmamasının başlıca sebebi insanların artık daha tahammülsüz, daha kırılgan oluşu, komşularıyla gerilip, kırılmak istememeleridir. İnsan artık sadece medyada sosyaldir ve en yakınını bile çekememekte, işin dışında evde sadece dinlenmek istemektedir.  

Ama o komşuları ile kırılıp, gücenmek istemeyen sakinlerin hepsi de yöneticiyi görüverdi mi karşılarında ne nezaket bırakırlar, ne görgü, ne tahammül! Çoğu reşit, aklı başında insan gibi görünenlerin bir anda ne kadar çocuksu, ne kadar görgüsüz ne kadar utanıp arlanması olmayan insanlar olduklarını hep yöneticiler görür de garibim paylaşacağı, dertleşeceği insan da bulamaz artık yanında. Zira o yöneticidir, güçlüdür ve sanki bütün apartman, bütün site sakinleri de adeta ona hayatını zehir etmek istercesine elbirliği yapmış, dayanışma içerisine girmiş gibidirler. Burunlarından gelir gösterdikleri iyi niyet ve bırakıp kaçmak isterler ama genel kurulu bile toplamada zorlanırlar çoğu zaman. Çaresiz kendilerini değiştirmeye çalışırlar, sabretmeyi öğrenirler, maskeler takarlar, metot üstüne metot, taktik üstüne taktik denerler ama yaptıkları tüm bu çabalar bile yalnız oldukları gerçeğini bir nebze olsun değiştirmez.

Dün, hitaplarında karşısındakine en naif, en zarif cümleleri kullanma derdinde olan yöneticiler kısa sürede edindikleri bu yönetici deneyimleri sayesinde artık ağızlarından hangi kırıcı cümlelerin bile çıktığını umursamaz hale gelmişlerdir. İçlerinde artık hep öğrendikleri acı tecrübelerden dolayı acıma duyguları yerlerine nefret ve öfke duyguları yerleşmiş ve sadece dilleriyle de sınırlı değildir artık dışarı taşırdıkları da yüzlerine de vurmuştur çoğunun öfkeleri.

Bu yüzden dikkat edin etrafınızdaki bütün yönetici tiplerine! Yüzleri aynı planyadan çıkmışçasına sevimsiz ve davranış olarak da az hoşgörülü, uzlaşmaz, değişik fikirlere oldukça kapalı, empati yeteneklerinin de çok zayıf olduğunu rahatlıkla görürsünüz.

Bilgi toplumu disiplinler geliştirirken biz maalesef aklımızı kullandığımızı düşünüp hep insan kullanmayı ve bilgi geliştiremediğimiz için de kısa zamanda insanı da hiç de hak etmediği şekilde harcayıp tüketiyoruz. Bilgi toplumu hayatı ciddiye alıyor, önemsiyor ve bunun için de disiplinler, metotlar geliştiriyor, geliştirilen metotlara harfiyen uyma disipliniyle hayattaki zorlukların üstesinden geliyor. Bizim gibi toplumlar ise dünyayı küçümsüyor, ciddiye almıyor, faniliğine takılıyor ve disiplinler geliştiremiyor, geliştirilen disiplinlere uymak da toplumumuza adeta zül geliyor.

Çekirdek ailelerde yaşlılar hayatın tam ortasındaydı ve itilip kakılmak yerine yeni hayatlar hep onların etraflarında şekillenirdi. Onları bir kenara bırakan toplum asıl kendi yapmaları gereken işlerin bir kısmını olsun şimdi onlara yaptırarak onları oyalamak isterken kendilerinin sosyal çürümüşlüklerini ise gözardı ettiklerinden ortak bir payda da buluşmaları yine mümkün olamamaktadır. 

Sorun, insanın kendinden uzaklaşmasında! İnsan, kendine döndüğünde yöneticisinin yüzünde gördüğünün aslında kendi aksı olduğunu anlayacak, onun sevimsizliğinde, kibrinde hep kendini görecektir.

Bilgi bizi beklerken biz aklımızla savrulup gitmekte, yaşadığımız çağa bir hoş seda bırakmak şöyle dursun çöp yığınları ile enkazımızı bırakmak üzereyiz. Ebedi olmasa da şimdilik buradayız ve misafir olsak da misafir gibi davranmamız gerekmiyor mu? Gittiği evin sakinlerine her türlü kafa karışıklığını yansıtmak, onların zihinlerini bulandırıp, evlerini kirletmek hangi insanlığa sığarsa bizim de misafir olduğumuz dünyanın sakinlerine; biz gitsek de kalanlarına bu ezayı yaşatmamız aynı anlama gelmektedir.

“Sizin hayırlınız dünyası için ahireti, ahireti için ise dünyasını terk etmeyendir.” Günü gelir artık demir almak günü geldiğinde ise, limandan bir hoş seda bırakarak gitmek yaraşır bize. Öfkelerin şelale olduğu görevler asla bizim görevlerimiz olmadığı gibi hiçbir insanımızı da öfkelendirmek gibi bir amacımız ve fiilimiz olmamalı. Sevmeyebiliriz, içselleştirmeyebiliriz ama insansak anlamalıyız ve bağışlama opsiyonunu da kullanmaktan çekinmemeliyiz.

Umarım anlamışsınızdır. Umarım bağışlayabilirsiniz de beni…..

                                                                                                                                                                                                                                                            18.08.2019

                                                                                                                      Erdal ÇİL

                                                                                                                                                                                                                                               cerdal48@gmail.com

 

 

Bu yazı toplam 309 defa okunmuştur.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
RENKLİ HAYATLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Optimus Haber Portalı | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0542 820 94 44 - 0534 6787068 / Faks : | Yazılım: CM Bilişim - Tasarım: INVIVA