• İstanbul29 °C
  • İzmir36 °C
  • Ankara32 °C
  • Manisa36 °C
  • Adana34 °C

Hakan Özen / Yazar

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Nereye gidiyoruz?

16 Mart 2016 Çarşamba 00:53


Bu bir yolculuğa çıkış değil. Yeni bir yolculuğa hazırlık ise hiç değil. Bu gidişte anlatmak istediğim sürüp giden yaşam serüvenimizde nereye savrulduğumuz. Biz mi savruluyoruz yoksa planlanmış senaryolar içerisinde savruluyor muyuz o da belli değil ama bildiğim en önemli şey birbirimize karşı gün geçtikçe daha çok yabancılaşmamız, kamplaşmamız ve tahammülsüzlüğümüz ve her geçen gün kamplaşmanın, kutuplaşmanın getirdiği acizliğimiz…

‘Bu da nereden çıktı’ diyebilirsiniz ya da benimle aynı fikirde olan okuyucularım olabilir. Nereden mi çıktı dostlar? Bu yazımda biraz da dertleşelim istiyorum sizlerle, bu hayat kantarında nereye sürüklendiğimizi ya da savrulduğumuzu bir an olsun gözlerimizi hep birlikte kapatıp düşünelim, sorgulayalım ve toplumsal muhasebe reçetemizi hep birlikte çıkartalım istiyorum. Ben bu yazımda şu ak bu karanında peşinde değilim ama ülkemizde en büyük sorun var ki bu da terör sorunu. Bu sorun özellikle son süreçte eşimizi, dostumuzu, ailemizi, komşumuzu ve sevdiklerimizi bizlerden koparmaya devam ediyor. Devlet ve millet olarak Dünya’nın en acımasız terör örgütü ve eylemleriyle burun buruna hissediyoruz kendimizi. Diyarbakır’da, Sur’da peşi sıra Ankara’da acımasız bombalı saldırılarına devam etti bu acımasız, eli kanlı terör örgütü ve Dünya’da özellikle bu tür terör örgütlerinin belki de hiç yapmadığı bir katliam yarattı, direk sivilleri hedef aldı ve almaya devam ediyor. Son bir ayda Ankara’da iki kez bombalı saldırı gerçekleşti bu çerçevede önce 29 can ardından da 37 canı, masum, günahsız vatandaşımızı kopardı bizlerden, ailesinden ve sevdiklerinden…

Tüm bu saldırılara ebediyete uğurladığımız şehitlerimizi, vatandaşlarımızı kaybettiğimizde millet olarak tepkimiz büyük oldu, bu tepkimizi ister beşeri ilişkilerimizde ister sosyal paylaşım sitelerinde ortaya koyduk, lanet okuduk ve teröre meydan okuduk. Zaten olması gereken de provokasyonlara alet olmadan bunu yapmak, devletimize ve güvenlik güçlerimize güvenmek. Ancak yine özellikle Ankara’da yaşanan bombalı saldırılar sonucunda millet olarak siyasi görüşümüzü bir kenara bırakıp birlik beraberlik içerisinde teröre karşı tepkimizi ortaya koymamız gerekirken geldiğimiz noktada kamplaşma hastalığından kurtulamadığımızı görüyor ve hayıflanıyorum. 37 canımızı kaybettiğimiz Ankara Kızılay’da ki saldırının ardından henüz bir gün geçmesine karşın muhalefete yakın ve iktidara yakın yayın organlarına bakıyorum adeta haberciliği bir kenara bırakıp provokatörlüğe soyunuyorlar. Yaşanan hadisenin ardından bir yakınını kaybeden birisinin feryatlarına ve isyanına iktidara yakın Akit Gazetesi bu acıyı paylaşmak ve haberi okuyucularıyla paylaşmak dururken toplumu galeyana getirircesine, ‘Kim bu adam’ başlığıyla adres gösteriyor. Halbuki o an ölen vatandaşların yüreği ne iktidarı, ne muhalefeti ne de başka birilerini dinleyecek halde. Çünkü ateş düştü yeri yakıyor. Muhalefete yakın yayın organları olan Sözcü’ye ve Cumhuriyet’e ve diğerlerine bakıyorsunuz ‘Fırsat bu fırsat” diyerek iktidar partisine yüklendikçe yüklenmeye çalışıyor. Beyler bu yüklenmeler şayet bir hata varsa bu hataları düzeltmeye yaramaz olsa olsa yeni bir kaosun oluşmasına yol açar. Yaşanan bu saldırılar ve yitirilen canlar da iktidar ve muhalefetin hatası var mı ya da yok mu? Bunların üzerinde tartışılır ama zaman o zaman değil. Böyle bir zamanda bunları tartışır ve adres gösterirseniz zaten gittikçe yabancılaşan, kamplaşan ve tahammülsüzleşen toplumsal yapımız ve kişiliklerimiz Allah korusun öyle bir hale doğru yol alır ki bırakın 90’lı yılları 80’li yıllara doğru sürüklenmemize yol açar. Ondan sonra da yaşananlara Allah’tan başka hiçbir güç engel olamaz…

Bu konuda siyasilere ve ülkedeki üst düzey yöneticilere de önemli görevler düşüyor. Çünkü şu an yaşadığımız süreçte insanlar en çok siyasetçilerin demeçleri ve medya organlarının yayın politikasından etkileniyor. Bu ülkenin iktidara olduğu kadar güçlü ve sorumluluk sahibi muhalefete de ihtiyacı var. Muhalefet partilerinden biri olan HDP ise şu anki duruşuyla çoktan sınıfta kaldı. Demokrasi farklı fikirlere tahammül sanatıdır, farklı fikirler çarpışacak ve hakikatler bulunacaktır. Bunda da hemfikir olduğumuza inanıyorum. Ancak İstiklal marşımızı okumayan, ay yıldızlı şerefli Türk bayrağından rahatsız olan, terörle mücadelede safını açık ve bariz şekilde ortaya koyarak kutuplaşmayı daha da derinleştiren ve teröre prim veren HDP bu marjinal yapısıyla milletimizin sesi olamaz, olsa olsa şu anki gibi terör örgütünün siyasi kanadı görünümünü üzerinde taşır ve ilk seçimde gereken cevabı yine milletten alır. Medya yayın organları da aynı hassasiyeti göstermeliler ve birilerinin sesi olmaktan kendilerini arındırıp tüm toplumun sesi olmalıdırlar. Bu anlamda yazarlara da çok önemli sorumluluklar düşüyor. Birilerinin dikkatini çekeceğim ya da beğenisini kazanacağım düşüncesiyle sorumsuzca atılan bazı cümleler toplum içerisinde dinamit etkisi yaparak büyük patlamalara, tepkilere yol açabilir. Yeni Şafak Gazetesi Yazarlarından Abdulkadir Selvi’nin, “Terörle yaşamaya alışmalıyız” sözü bunun en bariz örneğidir. Halbuki terörle yaşanmaz mücadele edilir ve kararlı mücadele sonucunda terör yokedilir veyahut en minimum seviyeye düşürülür. Şu an devletimizin güvenlik güçlerinin yürüttüğü operasyonların hedefi de bu eksende devam etmektedir.

Böyle zorlu bir süreçte üzerinde tartışılması gereken konular sadece bunlarla sınırlı değil. İnşallah bu konulara diğer yazılarımda değineceğim ama ondan daha önemlisi günümüzde büyük bir tehlike oluşturan kutuplaşma, birbirimize yabancılaşma ve değerlerimizden uzaklaşmayı daha da uçuruma sürüklemeden ve içinden çıkılmaz bir savrulma yaşamadan aklımızı başımıza almalı, demokrasiye sıkı elle sarılmalı, ve insanları sadece siyasi görüşleriyle değil karakterleri, dürüstlükleri ve insani değerleriyle kabul etmeliyiz. Tüm bunları nereye gittiğimizi ve gideceğimizi düşünerek gerçekleştirmeliyiz. Devletimize ve milletimize sımsıkı sarılmalı, bayrağımıza, toprağımıza, değerlerimize sahip çıkmalıyız. Çünkü insan olmanın ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin namuslu birer vatandaşı olmanın asıl kriterleri burada yatıyor. Saygılarımla.

 

Bu yazı toplam 940 defa okunmuştur.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
RENKLİ HAYATLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Optimus Haber Portalı | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0542 820 94 44 - 0534 6787068 / Faks : | Yazılım: CM Bilişim - Tasarım: INVIVA