• İstanbul29 °C
  • İzmir37 °C
  • Ankara31 °C
  • Manisa37 °C
  • Adana34 °C

Hakan Özen / Yazar

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Ne mutlu ki Türküm, Müslümanım, Milliyetçiyim

08 Aralık 2015 Salı 21:46
25 yılı aşan basın mensupluğu hayatımda süreç içerisinde her ne kadar zaman zaman bazı siyasilerin basın danışmanlığını yapmış olsam da söz konusu mesleğim ve görevim olduğunda mümkün olduğunca seviyeli ve eşit mesafede durmaya özen gösterdim. Tabi özel hayatımda ki sosyal paylaşım sayfalarında taşımış olduğum ve benimsediğim siyasi çizgi, ideallerim, ülküm dahilinde, devletim ve milletimi savunma çabası içerisinde sert üsluplarım ve ifadelerim de mutlaka olmuştur. Ama öncelikle şunu ifade etmeliyim ki bu paylaşımlardır, ideallerdir, ülkü bizi biz yapan. Çünkü idealleri ve ülküsü olmayan kişilerin pusulası olmayan, nereye varacağını bilmeyen yolunu kaybetmiş gemilere benzediğine inanırım.
İnsan olmanın doğasında haklılıklar, yaşa mücadelesi olduğu gibi mutlaka hatalarda vardır. “Ben hiç hata yapmadım” diyen insan bence yalan söylüyordur. Çünkü hata yapmamak bir tek Allah’a mahsustur sevgili dostlar. Gelelim bu yazımızın konusuna; geçtiğimiz günlerde uzun zamandır görmediğim bir arkadaşımın ziyaretine uğramıştım ki yeni tanıştığım bazı kişilerin de orada bulunmasıyla laf lafı açtı. Konu Türkiye-Rusya gerginliği üzerineydi. Orada ismini vermek istemediğim bazıları; “Türkiye neyine güveniyor, Rus uçağını düşürmekte neymiş falan” ve benzeri sözleri sarf ediyordu. Ben o kişiye dönüp, “Sınırıma bırak Rus uçağını kelebek bile girse vururum affetmem” deyince Vay efendim beyefendi bir anda başladı üste çıkmaya yok ben Milliyetçiymişim, yok ulusalcıymışım da... Yok bu ülkenin başına ne gelmişse bizim gibiler yüzüler yüzünden gelmişte. Falan da filan… O bastırdıkça ben de saydırmaya devam ediyordum ki ziyaretine gittiğim arkadaşım aramıza girdi ve yatıştırmaya çalıştı. Daha sonra da Milliyetçiliği, Türk olmayı hazmedemeyen zat ta müsaade isteyip ortamdan ayrıldı. Ardından da sevgili dostumla hem eski günleri yad ettik, hem de sakin ve olgun şekilde süreci konuşmaya devam ettik. Ben de bu yazımda millet ve milliyetçilik kavramları üzerine sizlerle duygu ve düşüncelerimi paylaşmaya karar verdim.
Öncelikle konuya millet kelimesi ve kavramı üzerinden girecek olursak, Millet Arapça bir kelime olup genellikle aynı topraklar üzerinde yaşayan aynı soydan gelen ve aralarında dil, din, târih, sanat, töre, dünya görüşü ve ülkü birliği bulunan insanlar topluluğuna denir. Milliyetçilik ise Milletini sevme, milletine bağlı olma ve milletinin menfaatlerini kendi çıkarlarının üstünde tutmak olup aynı zamanda Milletin hürriyetini, bağımsızlığını herhangi bir biçimde kısıtlayacak her türlü anlaşma, birleşme, yabancı tesir ve baskıya karşı çıkan, milletinin yüceliğine inanan ve ona yalnız kendi gücüyle başka milletler yanında üstünlük sağlayacak bir siyaset tâkip etme hakkının tanınmasını savunan doktrin.
 
BATI’DA MİLLİYETÇİLİK
 
Batı toplumlarının gelişmesi Türk toplumundan farklıdır. Önce bunu bilmek gerekir. Bütün Ortaçağ boyunca Batı’da kilise baskısı sürüyor, merkez otorite güçlenmemiş, feodal düzen devam ediyordu. Avrupa’da bu çağlarda bazen halkla kralın birleşerek asilzadeleri saf dışı etmeleri, bazen de asilzadelerle halkın birleşmesi sonucunda kralın nüfuzuna set çekmek suretiyle daha geniş, daha büyük gruplaşmalar halinde birleşmelere yol açtı. Geleceğin milletleri bu kaynaşmalar esnasında millet topluluklarını ortaya çıkaran millî kültürün temellerini attı. Akdeniz’in Türklerin elinde bulunuşu Batılıları açık denizlere itti. Altın hırsının kamçıladığı keşiflerin ve sömürgelerin sonucu Avrupa’da sermaye birikimi oldu. Buharın makinede kullanılması ile sanayi devrimini gerçekleştiren Batı, geniş ham madde kaynaklarına sahip geri ülkelere siyasi ve iktisadi emperyalizm yoluyla sahip olmuş, diğer taraftan merkantilizm denilen millî iktisat politikası takip etmiş, iktisadi hayatı düzenlemiş ve milli ekonomilerinin gelişmesi için her türlü tedbiri almışlardır. Görüldüğü üzere Avrupa toplumları önce bir millet olabilme vetiresini gerçekleştirebilmişler, daha sonra milli kültür ve şuurdan hız alan iktisadi, sosyal, kültürel hamlelerle bu günkü durumlarına gelmişlerdir.
 
 TÜRKLER’DE MİLLİYETÇİLİK
 
Türklerin destan devirlerine dayanan millî şuurları o kadar köklüdür ki, bütün târihleri boyunca üç kıtada sayısız devletler kurmalarını, fâzilet ve kahramanlıklarını, muhteşem medeniyet, üstün toplum ve sosyal kurumlarını hep bu azim ve iradelerine borçludurlar. İşte bunun içindir ki, 1300 yıl önce bu millî şuuru bütün benliğinde duyan ve milletinin ölümsüzlüğüne inanan Bilge Kağan, Orhun Bengütaşı’na yazdırdığı ve Türk milletine seslenen vasiyetnamesinde; ”Ey Türk Milleti! Mavi gök çökmezse, aşağıda yağız toprak delinmezse senin ilini ve töreni kim bozabilir? Diyordu. Türklerde milliyetçilik tarihlerinin başından beri, yabancı güçlere karşı bir ayakta kalma iradesi olarak mevcuttur.
 
MİLLİ MÜCADELE VE TÜRKİYE CUMHURİYETİ DEVLETİ
 
Batı emperyalizminin Türkiye’ye sahip olma planı Atatürk’ün önderliğinde yürütülen Milli Mücadele ile çöpe atılmış, Türklerin milliyetçi bir ruhla şahlanışı sonucu düşmanlar yurttan kovulmuştur. İşte bu milliyetçilik, Türkiye’nin yeniden küllerinden doğuşunu sağlamıştır. Türkiye Cumhuriyeti kurulurken yeni devlete 1000 yıldır bu topraklar üzerinde kültürü ve oynadığı rol ile hâkim olan Türk milletinin adı verilmeyecekti de kimin adı verilecekti?
Atatürk Türkiye Cumhuriyeti’ni kurarken Türk milliyetçiliği üzerine kurmuştur. Bu tek millet 1924 ve diğer anayasalara Türk adıyla girdi. Türk’ün Müslümanla eş anlamlı olduğu yolunda yazılmamış, ortak bir anlayış vardı. Cumhuriyet Türkiye’si Türk kavramını ırk değil, Anayasal bir kavram olarak kullanır.1921, 1924, 1961 ve 1982 anayasalarımızda bu kural özenle korundu. Türkiye Cumhuriyeti ayrılıkları değil, benzerlikleri, ortak yanları millî bir devlet çatısı altında kurumlaştırmak istedi. Türk kültürüne, diline, târihine sahip çıkıldı.
Atatürk’ün ‘’Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran halka Türk milleti denir.’’ Ve anayasamızın 66.maddesi ‘’Türk Devletine vatandaşlık bağı ile bağlı herkes Türk’tür’’ cümlesi bu kuralı açıklar. Türkiye’de Türk bayrağı altında yaşayan herkese,  dini, inancı, etnik kökeni ne olursa olsun Türk denildi. Bazı kesimlerin özellikle de içimizdeki Rusçukların ve İrlandalıların milliyetçiliği ayırımcı diye nitelemesini bu yüzden dikkate bile almamak gerekir diye düşünüyorum. Çünkü asıl ayrıştırıcı olanlar yıllardır devletini, vatanını, bayrağını namusu olarak görüp canı pahasına savunan milliyetçiler değil yıllardır çeşitli söylem ve eylemlerle birbirini ötekileştiren, yaşam tarzına ve inancına müdahale etme cüretine katlanan bu hainlerdir. Siz milleti her Allahın günü “sen şusun, sen busun! diye ayrıştıracaksınız. Sonra da ayrıştırıcı kültür olarak milliyetçiliği göstereceksiniz! Hadi ordan dümbükler…
Unutulmamalıdır ki Türk milliyetçiliği emperyalizme tepki olarak doğmuştur. Özünde vatan sevgisi vardır.  Soya, ırka değil, ortak bir târih yaşayan ve ortak unsurları paylaşan topluluğa yâni millete dayanır. Türk milliyetçiliğini eleştirmek vatanseverliği ve milletin birliğini eleştirmektir. Varlığını Türk milliyetçiliğinin zaferine borçlu olan Türkiye Cumhuriyeti’nin günümüzde her zamankinden daha çok Milliyetçilere ve Milliyetçi doktrine ihtiyacı vardır. 
 
Türk ve Müslüman Dünyası gerçek Milliyetçilerin ve Allah inancıyla dolu, iman gücüne sahip Müslümanların elinde baki kalacak, ve bu inanç, ülkü, birliktelikle güçlü kalacaktır. Bu nedenle ne mutlu ki bana Türküm, Müslümanım, Milliyetçiyim Saygılarımla…
 
Bu yazı toplam 810 defa okunmuştur.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
RENKLİ HAYATLAR
  • Kushner'in ekonomik kalkınma planına Suudiler Destek verdi!
  • Çobanları bekleyen tehlike: Avustralyalı Swagbot!
  • Rusya Orta Menzilli Nükleer Kuvvetler restini çekti: 'Karşılık veririz!'
  • Koyunun kesik kulağı yasak aşk cinayetini çözdü!
  • Son dakika! Kara Harp Okulu davasında karar çıktı
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Optimus Haber Portalı | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0542 820 94 44 - 0534 6787068 / Faks : | Yazılım: CM Bilişim - Tasarım: INVIVA