• İstanbul27 °C
  • İzmir31 °C
  • Ankara25 °C
  • Manisa30 °C
  • Adana22 °C

Şaban Taşçı

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

MURADİYE'NİN TARİHİ

27 Haziran 2019 Perşembe 15:48

Gediz havzasında bulunan Muradiye diri bir fay hattının bir ucundadır. ''Turgutlu ile Manisa batısında bulunan Muradiye arasında yaklaşık 40 km uzunluğundaki Manisa Fayı normal atımlı bir faydır.... (MÖ 12 500 yıllarında sona erdiği düşünülen son buzul çağı sonlarındaki buzul çözülmesinin sonucu olarak)Bu dönemde Gediz nehri Kuzeybatıya doğru akış göstermektedir. Grabenin ( Havzanın) batı kesiminde geniş alanlar kapsayan göl bugünkü Manisa, Saruhanlı, Turgutlu, Akhisar, Kemalpaşa ovalarını kaplamakta olup, Çal dağı ve Spil dağı göle uzanan yarımadalar durumunda idi. Geç Pleyistosen- Erken Halosen'de Ege Denizi-Akdeniz'in seviyesi bugüne göre yaklaşık 90-130 m daha alçaktı ve Menemen'in doğusundan batıya akan ve Manisa Gölünün batısında, doğuya akan birer akarsu bulunuyordu. Düşük deniz seviyesi ve tektonik etkinlik neticesinde bu akarsulardan, özellikle batıda olanın geriye doğru aşındırmasını hızlandırmış ve kaynak tarafının Manisa gölüne yaklaşmasını sağlamıştır. Olasılıkla Holosen başlarında Manisa gölü Menemen tarafındaki akarsu tarafından kapılmış ve birbiriyle bağlantılı Manisa ve Kemalpaşa Göllerinin suları Ege Denizine boşalmıştır.(...)Suyu boşalan göl alanı menderesli ırmak çökelim alanı haline gelmiştir. Menemen boğazının açılmasının ardından orta-geç Halosende deniz yüzeyinin de yükselmesi ile Gediz nehri günümüzdeki drenajını kazanmıştır'' (XVI.-XX yy' larda Anadolu'da Kaybolan Yerleşmeler: Manisa Konya Örneği- İlker Yiğit, Yüksek Lisans Tezi. Kocatepe Üniversitesi-Afyonkarahisar-2018 Danışman Prof Dr. Osman Gümüşcü )

Bu alıntıyı aktarmazsam, sık sık yaşanmış depremleri ve geçmişte daha sık yaşanmış Gediz nehri taşmalarının anlamını ifade etmiş olamazdım. Muradiye ovası eski bir Göl tabanında yer almış olması nedeniyle bu kadar verimlidir. Ancak aynı çalışmada devamla iklim yapısı ele alındığında ''Hidraklimatolojik açıdan yörenin en belirgin özelliği ise, kuvvetli bir,  yıllık su açığının bulunması ve yılın altı aylık sıcak ve kurak döneminde toprak nem dengesinin, kuraklık yönünde( lehine) çok fazla bozulması ve su açığının kuvvetlenmesidir.'' ( A.g.e.) Muradiye Tulumba suyu artık daha derinlerden çıkabiliyorsa bu konuyu bir düşünmek gerekir...

İlk çağlardan beri Spil ve Yuntdağı bölgesinde yerleşimler olmuş, Kentler kurulmuş, doğal olarak verimli Gediz nehrinin sulama imkânlarıyla tarım yapılagelmiştir. Horozköy çıkışında bilinen adıyla Karaca Ahmet Tımarı denilen yer MÖ 2 000 yıllarına tarihlenen buluntulara bakılacak olursa bir Kibele Anatanrıça Kültü Tapınağının ve yerleşimin olduğu bir yerdir. Çevremizde kimi kaybolmuş pekçok ilkçağ dönemi küçük yerleşim kalıntıları bulunmaktadır.

ORLUS,  MURADİYE MİYDİ?

Muradiye'nin Bizans döneminden beri yerleşim özelliğine sahip bir yapılaşmaya sahip olduğuna dair kalıntılar; ''Yüksek Tarla'' tabir edilen Jandarma İlçe Komutanlık binası karşısında bulunan Kilise kalıntısı ( Gavurköy'ün ORLUS ismiyle kaynaklarda zikredilen mezrası ilk orijinal yerleşmesi olabilir ?) ile Çullu Çiftliği önünden Kampüse giden yol başındaki kalıntı emareleri incelenmeye muhtaç belirtilerdir. Yağcılar köyü Camiinin şadırvanında kullanılan lahit ile musalla taşı olarak kullanılan lahit kapağı gibi bazı örnekler de Gediz'in Muradiye kıvrımında yeri kesin olarak belirlenemeyen eski yerleşim yeri kanaatini güçlendirmektedir. Muradiye Çarşı Camii inşaatında eski kiliseye ait yapı kalıntısı taşların kullanıldığı 2 No'lu Anıtlar Kurulunca da tespit edilmiştir. Muradiye'nin Saruhanoğulları'nın bölgeye gelişi öncesi Anadolu Rumlarınca yerleşim yeri olarak kullanılmakta olduğu kesindir. Horos ile birlikte komşu köy olarak anılan Gavurköy (Orlus ?), en eski yerleşimlerden biridir, ancak orijinal adına dair bir bilgiye rastlanmamaktadır.

Saruhan Bey'in 1313 deki Magnesia'nın ( Türkler buraya Leşkeriş ili yada Laskaris ili dediler, Rumca olarak o zaman ki Manisa Kalesinin adı Endirefil olarak ifade edilmekteydi ) kesin fethi ile birlikte Muradiye civarının Türk yerleşimine sahne olmaya başladığı söylenebilir. Bu devirden itibaren İsmi Gavurköy, Kafir Bozköy olarak kullanılmaya başlanmıştır. İbrahim Gökçen ''Saruhan'da Yörük ve Türkmenler, Manisa-1946 '' isimli eserinde Saruhan sancağı sınırlarındaki Türkmen ve Yörük aşiret isimleri arasında Çullu, Keçilü, Kubaşlar,Yağcılar ( Yaycılar) gibi isimleri zikretmiştir.Saruhan Beyliği döneminde Bölgede Bazı Zaviyelerin kurulumu için kayıtlar tutulduğu görülmektedir. Bunlardan bölgemiz için önemli olanları Horos köy kuzey-batısındaki Karaca Ahmet zaviyesi ile Karalu köyünün yakınındaki Kara-Dede zaviyesi ve türbesidir. Hem Saruhanoğlu Beyliği zamanında hem Osmanlı döneminde XVI. yy hatta XVIII. yy'a kadar bölgede yarı göçer durumdaki aşiretler zaman zaman yerleşmişler ya da yerleştirilmişlerdir. Zamanla Kafir-Bozköy de kadim Rum ahali ile parça parça yerleşen Türk unsurlar karma bir nüfus oluşturmuşlar, Türkçe ise ortak dil haline gelmiştir.

Saruhan Beyliği( Çağdaşı kayıtlarda Tarihçiler Lidya Beyliği olarak anmışlardır.) Bölgedeki varlığı ile beraber Denizciliği ile de bilinirdi. Akhisar ve Manisa merkezde üretilen Yelken bezi, esir gömlekliği ve diğer ticaret metaı mamullerin Foça Limanındaki Gemilere ulaşımı için Gediz nehir gemiciliği de kullanılmıştır. Muradiye yakınında, Gülbahçe yakınlarında Eğri köyü iskelesi, Yazıculu iskelesi, Çayyolu iskelesi noktaları nehri karşıdan karşıya geçme noktalarıdır(***). Çayyolu iskelesi ve Yazıculu iskelesi ise Akhisar'dan yola çıkıp, Üçpınar istikametinden Yağcılar köyüne gelen Deve kervanları ile getirilen ticari yükler küçük yelkenli (Küşter) lere yüklenerek Menemen’ e gönderilir, Foça Limanındaki Gemilere yüklenir idi. Bu sistem Osmanlı döneminde de devam etmiştir. Muradiye'de Mübadeleden sonraki tarihlerde de Gedizi karşıya geçmek amacıyla ya da Menemen istikametine yolculuk amacıyla kayıkçılık yapılagelmiş, kürekli üçgen kayıklar, küçük yelkenli tekneler ya da mal ve atlı araba aktarımı için sal'lar kullanılmıştır.

1531 ve 1575 tarihli Yörük defterlerine  (XVI. yy da Saruhan Sancağı Yörükleri- Burcu Kaygana- Ordu Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Yüksek Lisans Tarih/Yeniçağ Tarihi )göre Kafir-Boz nahiyesine tabi Orlus (?) (Belki de Horos ile birlikte kadim Rum yerleşimi olarak anılan Gavurköy , bu isimdeki köy idi, yani Yüksek Tarla olarak anılan eski kilisenin olduğu yerde olabilecek köy ? ŞT), Çir Yalaklu (?)(Yağcılar köyü Camiinde yalak olarak kullanılan Lahit'in bulunduğu sonradan Çullu adıyla anılan daha sonra da ortadan kaybedilen köy olabilir ? ŞT) , Penbelik (Pamuk Ekimi bölgesi olma ihtimali olan bir isimlendirme olabilir. Belki de daha sonra yerleştirilen yörük cemaatinin reisinin adıyla anılacak olan Evranos köyü olma ihtimali ?Ş.T) köylerinde ( Bu köyler bugün yoktur ve neresi oldukları bilinmemektedir.)Elliciyan cemaati bulunmaktadır denilmektedir.

'An cemaat-i Paşabali Yörükan-ı Elliciyan’

1531 tarihli defterde Elliciyan-ı Paşabali cemaati; ''An cemaat-i Paşabali Yörükan-ı Elliciyan, Yuntdağı Çallu Cemaati dahi derler '' (****)şeklinde kaydedilmiştir. Bilahare bugün Çullu Çiftliği denilen yerde Çullu Köyü adlı bir köy yerleşmesi olduğu, bu köy'ün daha sonra Karaosmanoğlu Hüseyin Bey tarafından kendi ailesine temlik edilen araziler ( Çullu Çiftliği) için hak iddia edilmesin diye köyü ortadan kaldırdığı, köyün mezar taşlarını Gediz'e attırdığı, Köylülerin Çullu Çiftliğinde çalışanlar da dahil Bağyolu, Yağcılar ve çevre köylere gönderdiği Yağcılar köyü sakinlerince sözlü olarak son yıllar araştırmalarında anlatılmıştır. Bu köylerde Çullu soyismi taşıyan aileler mevcuttur.

1531 tarihli Yörük defterinde Pulad yörük cemaatinin Evranos oğlu Kara Hacı Liderliğinde 77 Hane 31 Mücerred olarak Yuntdağı mıntıkasında yaylamakta iken Kafirboz köyü yakınında kışladıkları anlaşılmaktadır. Evranos köyü oluşumu bu şekilde gerçekleşmiş olmalıdır. Osmanlı zamanında Şehzade Sancağı Saray-ı Amire ihtiyacı için Horos sakinleri mutfak hizmetleri ve bahçevan olarak değerlendirilirken, Evranos bağlarından şarap ve şıra elde eden Kafir-Bozköy' lülerden de bu ihtiyaçların karşılandığı kayıtlarda geçmektedir. KafirBoz köyü gayrımüslüm ve müslüman yerleşimin karma olduğu bir köydü, 6 ay çalışabilen üç değirmen bulunmaktaydı, koyun besiciliği de yapılmaktaydı.

Muradiye'ye yakın bir yerde tarif edilen Ditrek Sinan Bey Medresesi Vakfına ait Yazıculu köyünde arpa, buğday, nohut, susam, üzüm, pamuk (Penbe)(*), palamut işlenmekte (**), iskeleden 100 akça vergi verilmekte, köyün bir de koruluğu bulunmaktadır. Köyde Vakıf Gulamı ve tahsilat görevlisi bir aile sürekli ikamet etmektedir.1559 yılında Osmanlı da pekçok yerde olduğu gibi Saruhan Sancağında da aniden patlayan Suhte ayaklanması 1597 yılına kadar kırk yıl devam etmiş, Suhte ayaklanması eşkiyaları genellikle Yuntdağında yataklanmışlardır. Sonuçta Ferman ile Medrese eğitimi İstanbul haricinde heryerde kaldırılmıştır.Bu durum nedeniyle , Medrese Vakıfları için yapılan vergi yazılımları bir süre askıya alınmış sonra da yazılmaz olmuştur. Medrese Vakfiyesi Yazıculu köyü 17. yy itibari ile defterlerde görülmemekte, bu tarihte aynı coğrafi özellikte Yağcılar, Yağcılu köyü ortaya çıkmaktadır. Tarihçiler Yazıcılı köyünü kayıp, Yağcılar köyünü ise 17. yy öncesi olmayan köy olarak tarif etseler de bize göre birbirinin devamı bir köydür. Yağcılar köyü Camii inşaatında kullanılan eski bir mezar taşında Yazıcıoğlu kızı Fatma Hanım ismine rastlanması bu konuda yapılacak araştırmalara delil teşkil etmektedir.

Mora ve Adalardan gelen Rumlar

1795-1816 yılları aralığında Çullu köyünün de bulunduğu Çullu Tımarı Karaosmanoğlu Yetim Ahmet'in elinde bulunuyordu. Bu dönemde Tımara dahil Eğri köyü arazisi üzerinde, koyun ağılı, şerbethane, bakkal dükkanı ve değirmen yaptırarak ziraata engel olduğuna dair mahkeme görmüş olan Karaosmanoğlu ailesi bedelini ödemek suretiyle dava sonucunda 1829 tarihinde Vakıftan çıkarak aile mülkü Çiftlik haline gelmiş, böylece de Eğri ve Çullu köyleri de kaybolmuştur. ( Aile tarafından köylülerce ayrıca hak iddia edilmemesi için kaybedilmişlerdir) Karaosmanoğlu 'na ait Manisa civarındaki çiftliklerinde çalıştırılmak üzere Mora isyanını takibeden yıllarda 1770 yılından itibaren, Mora ve Adalardan çok sayıda Rum göçmen işçi getirilerek köylere ve çiftliklere yerleştirilmişlerdir. Bunlara ter oğlanı ve çoban denilmiş, cizye den muaf tutulmuşlardır. Çullu Çiftliğinde bu göçmenlerden olan Rumlar 1922 yılında trenlerle İzmir'e kaçan Manisalı Rumlara katılamamışlar, Muradiyeli Mustafa Çavuş tarafından 1924 Mübadeleye kadar Çiftlikte gizlenmeleri sağlanmış, bu grup mübadele ile Yunanistan'a gidebilmişlerdir.

''Ortodoks toplulukların batı Anadolu bölgesine göç etmelerine aracılık edenler, büyük çiftlik sahibi Ağalardı. Bunlardan bir tanesi, Manisa sancağında geniş toprakların sahibi Karaosmanoğlu idi. O, 1770 Orlov Olaylarını izleyen felaketlerden sonra Mora göçmenlerine iş ve himaye sağlıyordu. Pouqueville’in anlattıklarına göre, Türk Arnavutlarının korkusuna dağlara sığınmış olan Arkadiyalı aileler, gizlendikleri yerleri Karaosmanoğlu’nun uçsuz bucaksız çiftliklerine göç etmek

üzere terk ediyorlardı ancak.'' ''Muradiye -Gavurköy Nüfusu Rum Ortadoks olup Türkçe konuşan tek köydü ve 300 hane mevcuttu.''(Dr.Georgios NAKRACAS- Anadolu ve Rum Göçmenlerin Kökeni_1922 Emperyalist Yunan Politikası ve Anadolu Felaketi_Selanik 2000-Çev: İbram Onsunoğlu )

1897 Osmanlı - Rus savaşı sonrası oluşan Balkan göçmenleri nakli ile ve 1912 Balkan Savaşları sonrası Balkan göçü nedeniyle Muradiye göç almış, bugünde varlığı görülen bazı aileler bu tarihlerde göç edenlerden oluşmaktadır. Muradiye 1922 Kurtuluş Savaşı sonrası köydeki Rumların tamamen boşaltması ile 2 yıl kadar boş kalmıştır. Bu tarihte Yunt Dağ köylerinden ve Karalu gibi çevre köylerden yoğun bir geçici yerleşme ya da yağma hareketine sahne olmuş Rum evleri yağmalanmıştır. 1924 yılında ise mübadele muhacirleri terkedilen Rum evlerine ve arazilerine yerleştirilerek Muradiye için yeni bir dönem başlamıştır.

Osmanlı Devleti 1863 yılında II. Abdülhamid devrinde İzmir'den, Turgutlu'ya (Kasaba'ya) demiryolu inşa etmesi için bir İngiliz şirketine imtiyaz vermiştir. Şirketin ismi ''Smyrna Casaba Railway Company ( İzmir- Kasaba Demiryolu Şirketi) dir. Demiryolu inşaatı 1864 yılında başlayıp tahmin edilenden daha kısa sürede 10 Ekim 1865 tarihinde Manisa'ya, sonrasında da 10 Ocak 1866 da ise Turgutlu (Kasaba) ya ulaşmıştır. Hattın işletme hakkı 16 Temmuz 1893'de Fransızlara ait '' Societe Ottomane du Chemin de fer de Smryne- Casaba et Prolongoments ( SCP) adlı şirkete devredilmiştir.

Yunanlılar İzmir'in işgalinden sonra 26 Mayıs 1919 günü herhangi bir direnişle karşılaşmadan Manisa'yı işgal ettiler. Bir Yunan gazetesinin muhabiri işgal başlangıcını şöyle anlatır; '' Manisa halkı (Rumlar) Cumartesi gününden itibaren Yunan kuvvetlerini beklemeye başlamışlardı. Tepelere çıkmışlar ve gözcüler yerleştirmişlerdi. Pazar sabahı 8'de ilk Yunan kuvvetlerinin yakındaki ve Rum çoğunluğu bulunan Hamidiye ( Muradiye, Horosköy'den bir önceki Rum yerleşimi, Türkler buraya Gavurköy derlerdi) köyünden çıkıverdikleri görüldü. Manisa Rumları, başta Efes Metropoliti olduğu halde, ellerinde Yunan bayrakları ve çiçeklerle Yunan Birliğini karşıladılar.'' Hatta Rum köylüler koyunlarını bile mavi beyaza boyayarak nümayiş yapmışlardı.

İşgalden sonra Horosköy'lü ve Muradiye'li Rumlar pekçok olayda başı çekmişlerdir. Örneğin Manisa Jandarma Tabur Komutanlığı tarafından 28 Haziran 1920 tarihinde hazırlanan ve İzmir Jandarma Alayı komutanlığına gönderilen '' Yunaniler tarafından İslamlara yapılan mezalime dair'' adlı evrakta şöyle denilmektedir. '' .... özellikle Manisa'nın Horosköy, Muradiye köyleri Rumları, hayvan ve arabalarla Yunan askerlerinin arkasından giderek birçok kez mallar gasp ederek geri dönmüşlerdir.'' Manisa'daki Metropolit Vekili ile birlikte Horosköy, Muradiye, Mütevelli, Papazlı köyü Papazları bir grup Rum ile Ulucamiye giderek Saruhanoğlu İshak Bey'in Kiliseden Camiye çevirmesinin intikamı olarak Camii yi Kilise yapmak istedilerse de Müftü Abdülhamid efendi ve bir kısım medrese talebesinin itirazı üzerine fiillerini tamamlayamamışlardır.

Nihayet 8 Eylül 1922 günü Büyük taarruz sonrası Türk Ordusu önüne kattığı Yunan askerlerini kovalayarak Manisa'ya gelmiş ve Manisa ve Muradiye'nin düşman işgalinden kurtuluşu gerçekleşmiştir. Muradiye Cumhuriyetin ilanı ile yeni Türk yerleşimcileri ile birlikte Tarihinde yepyeni bir sayfa açmış Cumhuriyetçi bir Nahiye olarak yaşamını sürdürmüştür.

DİPNOTLAR

(*) Pamuk Manisa bölgesinde çok eski tarihlerden buyana tarımı bilinen bir üründür. Pamuk ürün vermezden önce Pempe-eflatuni renkte çiçekler açtığında tarla pembe bir görüntüye bürünür. Bu görüntü mahsulün adlandırılmasında yer yer Pamuk yerine PEMBE, Pamuk ekilen tarlalar için PEMBELİK gibi özgün tabirler kullanılmıştır.

(**) PALAMUT  Yazıcıoğlu=Yağcılar köyü yakınında köye ait koruluk vardır, meşe-palamut ağacı bolca bulunmaktadır.Bu ağacın meyvası deri tabaklamada kullanılan sınai bir üründür.Bu koruluktan köylüler Palamut toplayıp harmanını ederek satışa hazır hale getirirler debbağ tüccarlarına satarlardı.

(***)GEDİZ İSKELELERİ Defter kayıtlarında Saruhan kazasına ait, vergi matrahı belirlenen üç iskele dikkati çekmektedir. Bun lar;  Sinirli,Eğri, Yazıcıoğlu'dur. Yazıcıoğlu=Yağcılar iskelesi yakın tarihe kadar Muradiyelilerin Gedizden karşı taraftaki tarlalarına ulaşım için üçgen kayıklarla geçtikleri, Sal ile at arabası , mahsul gibi yüklerini geçirdikleri bir işleve sahipti.Defterlerdeki matrahtan Sinirli ve Eğri iskelelerinin karşıdan karşıya geçiş yapılan iskeleler olduğu(yıllık 20 Akçe ), Yazıcıoğlu iskelesinin ise yıllık 100 Akçe matrahıyla uzun yol yolcu ve yük  gemiciliğinin de yapıldığı iskele olduğu anlaşılıyor.

(****)ELLİCİYAN-ELLİCİ-ELLİCİ YÖRÜKLERİ; Konar göçer yörükler askerlik ve vergi sistemine dahil edilebilsinler diye sahip oldukları hayvan varlığının elli adet ya da  elli adetine denk gelecek şekilde belirlenen sayıda bir eşkinci (silahlı yaya asker) çıkarırdı. Eşilmeyeceğinde, sefere gidilmeyeceğinde belirlenen görevleri, kürekçi, top dökümcü, köprü, cami yapıcısı vb buyurulan işleri görürler ya da bu görevli için belirlenen akçayı verir göreve gitmezlerdi. Bu sistem ilk olarak İzmir Beyi Cüneyd Bey tarafından uygulanmış, Saruhan Beyliği bu sistemi aynen uygulamış, Osmanlılara da olduğu gibi geçmiştir. Manisa Bölgesindeki konar göçer aşiretlerin çoğu bu tip uygulamaya tabi yükümlülükle defterlere yazılmışlardır.

 

 

Bu yazı toplam 998 defa okunmuştur.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
RENKLİ HAYATLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Optimus Haber Portalı | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0542 820 94 44 - 0534 6787068 / Faks : | Yazılım: CM Bilişim - Tasarım: INVIVA