• İstanbul20 °C
  • İzmir24 °C
  • Ankara22 °C
  • Manisa24 °C
  • Adana28 °C

Erdal Çil / Yazar

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Merhaba otist çocuk

02 Haziran 2018 Cumartesi 23:05
Merhaba otist çocuk;
 
Merhaba!
 
Öncelikle tanıştığımız günden bu yana bana kazandırdığın bilgiler, deneyimler, kazanımlar için teşekkürle başlamak istiyorum sözlerime.
 
Şükür tanımımda, sabır tanımımda, zihnimde açtığın ufuklar, kazandırdığın bütün bilgiler için sana çok teşekkür ediyorum.
 
Seni tanıdıkça, ebeveynlerini tanıdıkça beni çok çabuk çektin içine. 
 
Farklıydın! Ama hastalık mıydı, hastalıksa nasıl bir hastalık?
 
Sebebi, tedavisi…
 
Yok; değilse bir davranış bozukluğu deyip geçecek miydik?
 
Ya da sen aslında bizim çok ötelerde bıraktığımız dünümüz, bütün insan olan değerlerimiz de biz zamanla bozulmuş ve bozulmayan tarafımız mıydın? 
 
Yoksa yaratılış gayesinden bu kadar uzaklaşmış insanların içine girmemek üzere sırf kenarda kalmak üzere gönderilmiş, onlara duruşunla bile kaybettikleri iyiliklere ve güzelliklere davet eden bir melek miydin?
 
Seni, anneni, aileni, çevreni tanıdıkça daha çok çektin beni kendine. Bir ara o kadar dalmıştım ki başımı kaldırıp etrafıma baktığımda önce kendimden sonra çevrem ve senin dışındaki herkesin mi normal yoksa senin mi normal olduğun konusunda bile şüphe ettim. 
 
Öyle ya karşındakinle göz teması kuramıyordun. Yalan asla söyleyemiyordun, ismin söylendiğinde ise tepkisiz kalıyordun.
 
Sadece bunlar mı? 
 
Çevrende konuşulanlara bile tepki vermiyor kendi işine bakıyordun. Akranların, çağdaşların neler yapsalar bile girmiyordun içlerine ve hep başka âlemlerin, başka diyarların insanı gibi davranıyor, konuşman gerekse bile alakasız şeyler ve yanındakilerin asla anlayamayacağı cümleler kuruyordun.
 
Bu yüzden âlim olmuş, bilimde nice zirveleri aşıp da seni anlamaktan uzak kalmış dünyanın çaresizliğine bile kahrolduğum anlar oldu.
 
Kıtalar keşfedip başka gezegenlerde hayat arayan insanoğlunun burnunun dibindeki bir dünyayı anlayamamasını bilmem nasıl izah edeceğiz? Yerin altı ile hayvanlar, bitkilerle bile konuşup da seninle konuşmaktan aciz kalan insanın çaresizliğini ne ile anlatacağız?
 
Sözün hükmünün kalmadığında; boş cümlelerin, seviyesiz seslenişlerin kulaklarımızı doldurduğunda ittifak ediyor toplum bilimciler. Ama senin bir tek kelimen, bir tek seslenişinin bile anlamsız olmadığını henüz yeni anlıyoruz. 
 
Normal kulak sahiplerinin değil, gönül kulağına sahiplerin anlayabileceği sesler çıkardığını da yeni öğreniyoruz.
 
Anlamayanlarla konuşmanın boş olduğunu biz yaşadıkça öğrenirken sana doğuştan verilmiş gibi bu sırlar. Bu yüzden o kalabalık, bol lakırdı çıkarsa da gürültü yapsa da senin adını haykıracak olsalar bile ne anlamı olacak ki? 
 
Koca Yunus asırlar öncesi: 
 
“İlim ilim bilmektir,
               İlim kendini bilmektir.
                             Sen kendini bilmezsen,
                                                  Bu nice okumaktır”
derken, senden başkaları da duymuş, anlamış mıydı acaba bu sözlerin manasını?
 
Sen hep kendine dönüktün, Kendine bakar, kendinle uğraşır, kendinle konuşurdun dışa tamamen kapalı dünyanda. 
 
Sen belki asırlardır vardın yanımızda da belki yeni gördük, yeni fark ettik seni. 
 
Biz de birbirimizle uğraşıyor, kavga ediyor, gezegenler fethediyor velhasıl üç günlük dünyada hiç ölmeyecekmiş gibi kıyasıya mücadele ediyor ve burnumuzun ucunu bile görmüyorken seni de görmedik doğal olarak.
 
Şimdi ise yüzümüzü dönsek bile, gözlerini kaçırır oldun artık bizden. 
 
Umursamıyordun bizi, affetmiyordun belki de.
 
Adınla seslensek bile tepkisizdin.
 
Sahi adın var mıydı senin?
 
Bizim vardı gerçi de ne oldu? Adımız insandı; Barış’dı, Arif’di, Melek’di de ne oldu?
 
Ne yaptık barış adına? 
 
Arif gibi, melekler gibi mi yaşadık, yoksa topyekün insanlığın katili mi olduk?
 
Bu yüzden boş ver seslenmelerimizi! 
 
Sen seni bil yeter!
 
Gözlerimizin bile yalana battığı, gözünün içine baka baka yalan söyleyenlerle doldurduğumuz dünyada, gözünün içine bakacak kimi önerebilirim ki sana?
 
Yalana, dolana bu kadar battığımız dünyada gün gelip senin de yalan söylemeden bir kenarda kalmana tabii ki müsaade etmeyecektik.
 
Ama sen yine de asra şahadet et güzel çocuk!
 
Acıma ama dua et bize.
 
Günahlarımızın affı için.
 
En başta da annene ve bütün bu her-ü merc içinde seni anlamak isteyen, sana odaklanmış, gezegenler yerine seni keşfetmek için uğraşan üç-beş insana.
 
Sen bu kadar dünyanın içine dalmış, dünyayı kutsamış, dünyevi olmuş bir cemiyetin dışa vurduğu belki tek temiz parçasısın!
 
Bizim eğitim dediğimiz, oryantasyon dediğimiz çabaların hepsi seni biraz daha içimize almak üzerine konumlanmış. 
 
Seni biraz daha içimize çekebilme çalışmaları! 
 
Günahımıza, kirliliğimize bulaştırmadan nasıl başarırız bilmiyorum. 
 
Cennet bize öbür âlemde vaat ediliyor. Ama sen bu dünyalısın ve sana ulaşmak için ölmeye gerek de yok.
 
O yüzden bize müsaade et güzel çocuk!
 
Sana ve güzelliklerine biraz daha yakın olalım.  
                                                                                                                   
Erdal ÇİL
cerdal48@gmail.com
 
Bu yazı toplam 1093 defa okunmuştur.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
RENKLİ HAYATLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Optimus Haber Portalı | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0542 820 94 44 - 0534 6787068 / Faks : | Yazılım: CM Bilişim - Tasarım: INVIVA