• İstanbul24 °C
  • İzmir27 °C
  • Ankara23 °C
  • Manisa30 °C
  • Adana32 °C

Erdal Çil / Yazar

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

MENTEŞE BİZE YETER!

08 Eylül 2019 Pazar 17:41

Ülkede yine seçilmiş bir iktidar, yine seçilmiş vekiller vardı. Ama ülkeye onların iradesi değil bir takım vesayet çevrelerinin iradesi hâkimdi. Seçilmişler resmen bu vesayetçilerin elinde birer figüran, millet ise bunların hayatlarına yansıması olan pahalılıktan, faili meçhul cinayetlerden, anarşi ve terörden bunalmış bir haldeydi.

Muğla’da ise üniversite yeni kurulmuş, ilim ve irfanın ildeki yükselen merkezi olacak akademi, ülkedeki bu baskıcı vesayetin girdabında varoluş mücadelesi veriyordu.

İdari işlere bakan şube müdürüydüm. Kuruma artık daha sık girip çıkan askeri personellerle neredeyse birlikte çalışır olmuş, diğer bütün kurumlar gibi bizim kurumun da bütün faaliyetleri onların kontrolüne girmiş,  bilimsel projeler, kültürel-sosyal faaliyetler de bile onların tavassutu zorunlu hale gelmişti.

Bir gün sekizinci kattan doğru elinde kocaman bir liste ile gelen komutan, amirliğini yaptığım üç temizlik işçisiyle ilgili de benden bilgi istemişti. İkisi İmam Hatip mezunu, biri Kuran Kursu mezunu olan üç işçi!

Çok düzgün, çok çalışkan ve herhangi bir grupla ilgilerinin olmadığı yönünde bir şeyler söyledim ve notlar aldı oturduğu yerden komutan. Sonra çayını yudumlarken geçtiğimiz hafta sonu Muğla Öğretmenevi’ nde dinlediğim ve henüz bir yerde yayınlanmamış bir misafir akademisyenin aktardığı hatırayı anlattım. Evlendikten tam bir hafta sonra kocasını Çanakkale’ye asker olarak uğurlayan Balıkesirli gelinin anısını.

Evden dışarı iki-üç adım attıktan sonra dönüp gerisine bakarak gözü yaşlı hanımına: “Beni bekle” diyen kocasının sözü gereği bütün bir ömrünü o evden bir adım dahi dışarı atmadan geçiren gelin kızın ancak yaşlanıp öldüğünde tabutuyla çıktığını anlattım komutana.

Askerdi neticede. Ben anlatırken gözleri dolmuş hatta uzattığım kolonya sonrası ayağa kalkarak lavaboya kadar gidip yüzünü yıkama gereği duymuştu. Geri geldiğinde ben konuşmaya devam etmiş ve bu ülkenin bugünkü bağımsızlığında o imanın payından söz etmiştim.

Zaten ilk gelişi değildi komutanın yanıma. Samimiyeti gereği o da yaptığı iş hakkında biraz bilgi vererek köylere kadar bütün kişiler hakkında bilgi topladıklarını, özellikle bir gruba dahil olan kişilerle ilgili epey detaylı bilgiler istendiğini, memurların da buna tabi olduğunu söyleyerek elindeki dosyadan benimle ilgili o günkü düşülen kaydı da göstermekten çekinmemişti.

“Ülkücü görüşe sahip olmasına karşın eşi örtülü ve dini bütün topluluklara karşı da yakın duran biri” diye yazılmıştı hakkımda.

Ne yalan söyleyeyim! Eksik olmasına rağmen doğru bilgilerdi hakkımda o gün için yazılanlar. Dini duyarlılığı olan bütün oluşumlara karşı yakındım ama bir şartla: Devlete karşı olmayan, ülkeyi Darülharp görmeyen, sapkınlığı olmayan bütün gruplara yakındım. Hepsinin de içlerinde hasbi insanlar olduğunu görüyor ve sevgimi biraz da olsa onlar üzerinden ifade ediyordum.

28 Şubat’ın diktatörleri, hiç sevmememe rağmen hakkımda ancak bu kadar yazmışlardı ve genelde de doğru şeyler yazmışlardı.

Ama ya şimdi?

Bulundukları makamlardan güç devşirenler, üç koyunu bile gütmekten aciz iken sığındıkları efendilerinin gücü ile kendilerini firavunlaştıranlar ne diyorlar bir bilseniz?

Ağzınız ile değil pek çok yeriniz ile bile gülersiniz ama dillerinin de kendilerinin de kemikleri yoktu ki….

Bırakalım ülkeyi,  bu şehirle bile üç kuruşluk aidiyeti olmayan, bu şehir için gram ter akıtmayan, efendilerinin gücü altında bu şehirde yapmadıkları ahlaksızlık kalmayan, ülkenin liderini bile tabiri caizse kendilerine kapatıp yaptıkları bütün zulümleri dahi onun adını kullanarak yapan bu zavallılar için belki yapacak çok şeyimiz yok ama aklı izan sahipleri için ve yine de bunların hiç olmazsa bir kısmının nedametine vesile olabilir ümidiyle bazı bilgileri hatırlatmakta yarar görüyorum.

Bizim gibi İzmir’den gelen biri için bile Muğla çok özel, çok güzel bir şehirdi. Hele Anadolu’nun kırsalından gelen birçok arkadaşımız için bu güzellikler büyüleyici olmanın ötesindeydi. Şehrin sosyokültürel yönden gelişmişliği de, üniversite dışındaki eğitim kurumlarını ve çalışanlarını zaten çoktan etkilemiş, günden güne özel dershane sayıları ve fiyatları, çevre illere göre oldukça artmıştı.  

Şehir, özel ders veren eğitimcilerden geçilmiyordu. Evlerdeki sohbetlerin ana konusu bile alanlarında iyi olan eğitimciler ve aldıkları ders saat ücretleri olup çıkmıştı.

Yeni üniversitenin yeni yüzlerinin de şehrin bu görüntüsüne ayak uydurması gecikmedi. Şehir standardı yüksek bir şehirdi ve bu şehirde tutunabilmek için çok kazanmak, kendini, işini iyi pazarlamak, iyi para tutabilmek akademisyen de olsanız artık çok önemliydi. Şehir artık ücretli kesimin cenneti haline gelirken zaten turizm sektöründen kendini korumakta zorlanan tarım kesimi için artık son, hızlı bir şekilde geliyordu bu şehirde.

İyi de; bu şehir için bir de dertlenenler topluluğu olmalıydı bir yerlerde!

Şehrin tozunu, toprağını dertlenen; onun tarihi, kültürel mirasını dert edinen, onu yaşayan, onunla konuşan, onunla gülüp, onunla ağlayabilen insanlar.

Yemek-içmek için şehir çoktu. Her şey para, her ilişki menfaat olmadığı gibi her merhaba da çıkar için verilen bir selam olmamalıydı!

Orduevleri nasıl ordu mensuplarının kendi aralarında vakit geçirdiği yerler, orman lokalleri nasıl ormancıların kendi aralarında toplandıkları yerler ise üniversiteler de akademik personelin kendi aralarında birleşip ilim yaptıkları yer olmamalı, içinde bulundukları şehre iz bırakabilmeli, şehri kucaklamalı ve şehrin insanına dolaylı ya da direkt etki yapabilmeliydi.

Bunu resmi mevzuat, kalıplar içerisinde yapabilmek, imkânsız olmamakla beraber zordu tabii ki…

İşte bu yüzden, bu amaçla bir araya gelen; ülke ve Muğla dertlerini dert edinen bir grup aydının ve onları tanıdıkça onlara gönül kapılarını açan Muğlalıların kurduğu bir gruptu Menteşe Grubu.

Bir araya geldiğimizde çok düşünmüştük kökü, merkezi Muğla dışında bir dernek veya kuruluşa eklemlenmeyi. Ama her biri kendi şahsına münhasır, özel, özgün şahsiyetlerin öyle bir yere kanalize olmaları da çok kolay değildi ve merkez bizim gibi insanların hızına ayak uydurmak şöyle dursun, çoğu zaman da ayak bağı olabilirdi.

Hem aydın hareketi biraz da özgün, özerk, kendi olmalı; düşündüğünü yapmada bir yerlerden icazet beklememeliydi.

Oy birliği ile kendimiz kalmayı, Muğlalı olmayı tercih ettik. Kuruluş bildirimize de: “Menteşe Grubu, başkalarının, başka yerlerde, başka maksatlarla, başka dayatmalarla insanımızı başkalaştırdığı günümüzde, kendi kalabilmeyi başararak evrensele açılmayı arzulayan, Muğla’mızın, Muğlalıların yüzde yüz yerli, özgün bir fikir hareketidir” cümlesini koyduk.

Önce birbirimizi daha iyi tanıdık. Şehrimizi, çevremizi tanıdıkça da hayranlığımız, şevkimiz arttı.

Neler yapmadık ki kısa süre içerisinde? Kimlere ulaşmadık, kimlere dokunmadık ki?

Ama tabii ki Muğla ne kadar sarılırsa sarılsın ürküttüğümüz, rahatsızlık verdiğimiz kesimler de oldu doğal olarak.

İşi gücü olmayanların kurduğu bir grup olduk onlara göre. Boş işlerle uğraşıyormuşuz! Kim bilir arkamızda hangi güçler, hangi devletler, hangi cemaatler vardı? Yakında Muğla’yı bile yönetir hale gelecekmişiz. Mason Locasına benziyormuşuz! Üniversite bizden soruluyormuş, kimi istersek onu iş başına getiriyormuşuz…

Falan da filan!

Görüyorsunuz değil mi?

28 Şubatçılar bile daha dürüst kalmadı mı bu söylenenlerden sonra bunların yanında?

Sözde 28 Şubat 1997 den beri teknolojik olarak nereden nereye geldik ama halen kullandıkları dil ve teknik, çağın çok gerisinde ve çok temelsiz!

Beş parmağın bir olmadığı, her Muğlalının birebir aynı olmadığı gibi bizim de farklılıklarımız vardı. Bizi de kendi amaçları doğrultusunda bir yerlere yamamaya, konumlandırmaya çalışanlar, kendi emellerine alet etmeye çalışanlar tabii ki olmuştur. Her meyveli ağacın taşlandığı gibi biz de taşlandık. Bizi sürekli kendilerine rakip gören, yüzümüze olmasa bile arkamızdan inciler döktürenler, yaptıklarımızla yüzleşince utananlar, bizden sıkılıp daha kısa yollardan güce ulaşmayı deneyenler tabii ki oldu ve olacaktır da.

 Onlara tavsiyem: Önce oturup kendilerini bir tanısınlar!

Sonra aralarında istişareler yapmayı deneseler. Sonra sokağa çıkıp önce bir arada; iki adım da olsa yürümeyi deneseler.

Birine karşıt olmak, işin kolayı! Ama gemiyi yürütmeye yetmiyor.

“Gemi yürümezse yürümesin” diyerek bütün hınçlarıyla İstanbul’a saldırıp yıkanların düştüğü durum ortada. Marifet, Menteşe’yi yıkmak değil yerine neler koyabileceğiniz.

Menteşe bu toprakların çocuğu, bu toprakların ismi! Ne önünde ne arkasında, ne sağında ne solunda hiçbir vesayet odağı yok ve adı onunla birlikte anılan hiç kimsenin de başka bir vesayete başka bir güce ihtiyaçları yok.

Biz Muğla’nın pastasına değil, hastasına taliptik yine de tozuna, toprağına; tarihine, kültürüne, derdine talibiz ve samimiyetiniz oranında birlikte de çalışabiliriz.

Pastasının büyüklüğü hakkında çalışmamız olmadı ama derdinin size de, bize de yetecek kadar olduğunu biliyoruz.

İsminiz ne, kimlerdensiniz, kimlerle anılıyorsunuz bilmiyorum ama biz Menteşe ’li olmaktan, Menteşe’ li durmaktan memnunuz! Size ne yeter bilmiyorum ama bize Menteşe yeter!

Menteşe’den sevgilerimle…  

                                                                                                                                                                                                                                              06.09.2019

                                                                                                                                                                                                                                               Erdal ÇİL

                                                                                                                                                                                                                                     cerdal48@gmail.com

 

Bu yazı toplam 386 defa okunmuştur.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
RENKLİ HAYATLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Optimus Haber Portalı | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0542 820 94 44 - 0534 6787068 / Faks : | Yazılım: CM Bilişim - Tasarım: INVIVA