• İstanbul9 °C
  • İzmir10 °C
  • Ankara7 °C
  • Manisa10 °C
  • Adana12 °C
Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
MCBÜ Profesörlerinden, Botanikçi, Biyolog, Levent Şıkla şiir kitabı SIR üstüne konuştuk
10 Ekim 2018 Çarşamba 00:00

MCBÜ Profesörlerinden, Botanikçi, Biyolog, Levent Şık'la şiir kitabı SIR üstüne konuştuk

MCBÜ Profesörlerinden, Botanikçi, Biyolog, Levent Şık eğitim dünyasındaki parlak kariyerine ek olarak, duyguların dünyasında da şair özelliğiyle öne çıkan güçlü bir kaleme sahip. Yeni kitabı SIR üzerine konuştuk.

MCBÜ Profesörlerinden, Botanikçi, Biyolog, Levent Şık eğitim dünyasındaki parlak kariyerine ek olarak, duyguların dünyasında da şair özelliğiyle öne çıkan güçlü bir kaleme sahip. Manisa 2. Kitap Fuarında kendileriyle söyleşi yapma imkânımız oldu. Yeni kitabı SIR üzerine konuştuk.

1-

Şiirinizde coşku ve heyecanı lirizme kayan bir duygulanımla anlatıyorsunuz; Şair, Sır kitabında ’duygularım hükümdar, mantığım çaresiz’ likte yalnızlık ve aşk teması kadar, sevgiliye seslenişlerde ya da ‘Çırpınış’ ta da hayata karşı incinmişlikle ifade edebileceğimiz eksik kalan bir duyguyu hissettiriyor bize; ‘Sen yoksan yanımda’ veya ‘Gücüm Yetmiyor’’ da da öyle; yalnızca kavuşamamakla açıklanamayacak, dünyasında eksik kalan bir duygu… Kitaba adınıveren ‘Sır’ sözcüğü bu denklemin neresinde acaba?

 

Sır, her ne kadar sadece üç harften oluşan kısacık bir sözcükse de manada bu mütevazılığı fazlasıyla aşan bir hali vardır. Kimselerin bilmesine izin ve imkân verilmeyen gizli sevdalar da sıra dairdir, seramik ya da metal kapları çeşitli maddelerle kaplayıp güzelleştirmek ve sağlıklı kullanılır hale getirmek de. Velhasıl görünmemesi, açık edilmemesi gerekeni büyük bir nezaketle örter sır bir şekilde.

Şairin gıdası elbette aşktır, hüzündür, vedadır, hasrettir, umuttur, kimi zaman da vuslattır. Şiirlerimdeki umut da, duyguların hükümdarlığına karşı çaresizliği haykıran akıl da mantık da elbette yaşanmışlıkların eseridir. Anlık duygulanımların eseri olarak arda arda dizilen sözcüklerin bir çırpıda, bahsi geçen insan hallerine temas etmesi de bundandır. Yaşanmışlıklar şairin kendisine ait olabileceği gibi yakın dostların hikayelerinden de esin bulabilmektedir. Bu açıdan bakılınca şiir, bir gizliliği, bir sırrı da içinde barındırıverir kendiliğinden. Zira tıpkı gecenin karanlığının tüm ola gideni sırlaması gibi pek çok insan hali de gün aydınlandığında böyle bir sırra ihtiyaç duymaktadır.

 

2-

Şiirinizde hüzün ve mutluluklarınızla, ‘çünkü ben bir çocuğum’ mısralarında ‘varolma’ hakkına ilişkin hayattan beklentilerden, buna siyasetten veya yöneticilerden ya da ailelerden de diyebiliriz; ne bekler çocuklar?…   Kitaba adınıveren ‘Sır’ sözcüğü bu denklemin neresinde acaba?

Çocuklar aslında basit bir şey bekler ailelerinden, büyüklerinden, yöneticilerinden: görünür, fark edilir olmak. Bu konuda çok başarılı sınavlar vermediğimizi düşünüyorum. Çünkü çocuklara yeterince zaman ve emek harcayıpiç dünyalarındaki yaşamı görmeye, hayallerinden haberdar olmaya çalışmıyoruz. Hal böyle olunca onlar kendilerini ifade etmek için ya başka dikkat çekici yolların peşine düşüyorlar ya da bir süre sonra bundan vazgeçip kendi dünyalarına bağdaş kuruyorlar. Eğitim ve öğretim süreçleri boyunca insan doğduğundaki doğallığından yavaş yavaş uzaklaşıyor. Sonra bu kayıplar yine benzer süreçlerle geri kazandırılmaya çalışılıyor. Oysa doğal yaşama şöyle göz ucuyla dahi bakılmış olsa bizim dışımızdaki canlıların böyle davranmadığını kolaylıkla görebiliriz. Yaşama dair her bilinmesi gereken doğal akış içinde zaten öğrenilmektedir. Biz bu sürece harici müdahalelerle bir yerde bariyerler koyuyor, sonra onları aşmak için yöntemler geliştirmekle övünüyoruz. Bence bu handikap en çok çocukları etkiliyor. Ya evdeki eğitim sürecinde ya da ev dışındaki dönemde o yapay engellerle mücadele etmeyi öğrenirken doğumuyla getirdiği pek çok yeteneğini de farkına varmadan kaybediyor. O nedenle bence çocuklar en çok fark edilmeyi ve onlarla aynı göz hizasından sohbet edilmeyi bekliyorlar.

 

3-Şiirinizde İzmir’ e özel bir yer veriyorsunuz. Bu şehrin sizi etkileyen özelliği şiir serüveninize nasıl yansıyor acaba?

Bu ülke tüm şehirleriyle bizim için kıymetlidir. Her birinde eşsiz anılarımız, tekrar buluşmayı bekleyen onlarca dostumuz vardır. Ancak İstanbul denince herkesin aklında bu kente özel önce bir burukluk ve sonra da bir sevince yakın bir coşkulu his oluşur. Ama İzmir’in ismi anıldığında hemen herkeste bir ümit var iklim sürmeye başlar. İzmir ülkemizin en batısındaki kentlerden biri olmanın ötesinde sıcak duyguları çağrıştırıcı kimliği de farklıdır. Nasıl ki hemen Türk vatandaşının İstanbul’da bir eşi, dostu, akrabası vardır tıpkı buradaki yakınlık gibi İzmir’de de bir akrabanın, eşin, dostun olması istenir. Özellikle yaz aylarında herkesin yolunu İzmir’den geçirme, bir yere gidilecekse “haydi bir de İzmir’den geçen yolu kullanma”özlemi hep bir köşede durur.

Bendenizin de gençlik yıllarının hemen başında İzmir’le tanışma ve o okuduğu kitaplarda, izlediği siyah-beyaz filmlerde bahsi geçen Kordon’u, Saat Kulesi’ni, Kemeraltı’nı, Karşıyaka Çarşı’nı görme imkânı oldu. Liseye Bursa’da başlayacakken (rahmetli) babamın “oğlum senin İzmir’de okumanı istiyorum, burada çok başarılı okullar var, geleceğin daha aydınlık olur” dediğini hatırlıyorum. İzmir’e ilk gelişimdeki sıcak ağustos gününü, Halkapınar’daki otogardan 50 numaralı otobüsle Konak’a oradan da troleybüsle Güzelyalı’daki evimize gidişimizi dün gibi anımsıyorum. Havaçok sıcak olmasına rağmen akşam üzeri bu sıcaklığı bertaraf etme gayretiyle şehrin ara sokaklarına dahi deniz kokusunu ulaştırarak serinleten imbatla da o günlerde tanışmıştım.

Lise ve üniversite yılları insanın yaşadığı kenti ve çevreyi sevdiklerinin eşliğinde tanımak ve unutulmayacak anılar biriktirmek için en müstesna zamanlar olduğuna inanıyorum. Benim de bu dönemdeki şansım yaşam eşlikçilerim oldu sanırım. Gerek dostluk anlamında ve gerekse duygusal yakınlıklar anlamında bana yazılar, şiirler yazdıracak pek çok birikimim oldu. Bir yandan iyi insanların eşliğidiğer yandan Güzel İzmir’in eşsizliğideğerli anılarımızın nüvesini oluşturdu. O nedenledir ki özellikle yaz mevsiminde nerede olursam olayım saat beş oldu mu İzmir balkonlarındaki hoş sohbetler eşliğinde içilen çayları ve onlara katılan gevrekleri, tulum peynirlerini hep anımsarım.

 

4-Şiirinizde İzmir gibi coğrafyanın başka izlerini de görüyoruz, Ardıç ağacından tutun da gökyüzü veya ‘dalgalar’ şirinde olduğu gibi yeryüzünün hayattaki izleri gözlemlediğinizi görüyoruz... Bu imgelerin yaşam sır’rına ilişkin mısralarınıza yansıyan arka planında nasıl bir düşün yanı var acaba?

Bir fen bilimci olarak edebiyata ilgim noktasında beni en çok destekleyen, güçlendiren şey Biyoloji eğitimi almış olmamdır. Üzerine bitki bilimi alanında akademik kariyer yapmış olmam da doğanın her bir birimine daha yakından ve farklı bir gözle bakabilme imkanı sağladı. Hal böyle olunca bilimsel çalışmalarımız için materyal toplamak için ülkemizin dağlarını, bayırlarını gezerken çok yer görme, farklı insanlarla temas etme olanağımızda oldu. O arada toprağını, suyunu, gökyüzünü, bulutunu, yağmurunu, karını gördük coğrafyamızın. Ve zaman geldi onların her biri yazılarımıza, şiirlerimize bir yol bulup konuk olmaya başladılar. Çünkü biz bu toprakların, bu topraklar için yaşayanıydık. Kimi zaman bir sırla ve kimi zaman da açıktan açığa geldi kuruldu cümlelerimize ülkemizin kıymetlileri.

 

 

5-Yeis şiirinizde Manisa Garın’ndaki bir çay içimi ‘tren’ ve yine ‘çocuk’ imgesi karşımıza çıkıyor. Trenleri ben de çok severim, gar’lar tarihimizdeki nostaljik bir yanımızı saklıyor olabilir bence.. Sizin hayatınızda trenler ne getirir ne götürür?

Aslında trenlerle çok haşır neşir olmadım evvel ezel. Lakin tren garlarının iklimini otogarlarda, limanlarda, havaalanlarında fazlasıyla özümsedim. Oralardaki insanlar hemen hemen aynı yüz ifadeleriyle bakınırlar çevrelerine. Gidenin meçhule doğruysa yönü bir endişe hakimdir yüz çizgilerine. Vuslatın habercisiyse bu yolculuk elbette daha rahattır duruşlar. Ama yine de tren garlarının nispeten kasvetli bir havası vardır tüm bedenlere ve giysilere çöken. O ağırlaştırılmışlık kah yüksek tavanların eseridir kah ahşaba karışmış metal kokusunun, ama illaki bir ağırlık bir atalet.

Benim vedalarım genelde rıhtımlarda ve havalimanlarında oldu, ezelden beri. Sanırım o nedenledir ki oralara gidince daha farklı bir ruh hali yürüyor içimde. Tren garları ise daha çok izleyici olduğum mekânlar. Örneğin zaman zaman Manisa Garı’na giderek burada tren yolu gözleyen (seyahat için ya da yolcu bekleyen) insanları izlerim. Orada içilen çayın bile metal ağırlığında bir ederi varmış gibi gelir bana. Sonra beklenen tren gelir ve insanlar tüm kasveti yanlarına alarak vagonlara sızarlar. Pencerelere biriken kalabalık arasında uğurlayanı olmayanlar dikkatimi çeker her defasında ve ben onların uğurlayanı olma görevini rol olarak biçerim kendime. El sallarım boşluğa öylece, alan alır zaten, ama o el asla havada kalmaz.

Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
RENKLİ HAYATLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Optimus Haber Portalı | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0542 820 94 44 - 0534 6787068 / Faks : | Yazılım: CM Bilişim - Tasarım: INVIVA