• İstanbul9 °C
  • İzmir11 °C
  • Ankara1 °C
  • Manisa10 °C
  • Adana6 °C

Şaban Taşçı

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

MANİSANIN ADLARI MANİSA'NIN BEYLERİ (3)

07 Aralık 2019 Cumartesi 19:03

KEFTiU İLE İNE BASAR ARASI

Gediz Nehri tarih öncesi devirlerde, Menemen boğazını geçtikten sonra, pek de uzağa gitmeden Ege Denizine karışırdı. Mesela Panaztepe antik devirlerde Liman kenti olarak bilinir, fakat bugün bir hayli içeridedir.Gediz bugün Menemen ovasında akışını sürdürürken, bir U çizer, önce Panaztepe'ye yaklaşarak selam veriyor gibi yapar ve sonra Denize doğru akar. Manisa'dan da Panaztepe'ye selam söylüyor gibi yaklaştığını düşünebilirsiniz haklı olarak.

TDK ''Türkiye Türkçesi Ağızları Sözlüğü'' ne göre PANAZ ; birbirine yakın pek çok anlam taşıyor.Sersem demek, Yoksul demek, Darmadağınık demek, Konya Ilgın'da ise Avuç demek. Bu anlamlar Panaztepe'ye hiç uygun değil. Ama FENER , uygun.''Gece; çıra, meşale vb. kuvvetli ışıkla kuş, balık gibi hayvanları sersemleterek yapılan av'' anlamı yada ''Işıkta duran bir kimsenin karanlığa çıkınca gözlerinin görememesi, tavukkarası'' anlamı FENER tanımına yakın manalar ihtiva etse de Panaztepe'ye FENERtepe desek anlamlı bir yer adı elde etmiş oluruz sanıyorum. Panaztepe'nin antik dönem adı tam olarak nedir kesin değil, fakat eski Türkçe'den gelen anlamla Fenertepe=Panaztepe diye adlandırılmış olması, Menemen adı kadar kadim bir ad olarak geliyor kulağa.

Burası önemli bir liman. Öyle ki yapılan arkeolojik kazılarda bulunan ; ülkelerarası ticaret metalarının menşe ruhsat emaresi olarak kullanılan iki mühür (birisi III. Amonhotep'e ait ) burada bulundu. Mısır ile bir ilişkiye delalet ediyor bu buluntu. Larissa kenti, Panaztepe'ye çok yakındır, yüzyıllar sonra Mısır kökenli bir topluluk bu kentte yaşıyorken tarih kayıtlarına geçirildi.Bu da ikinci emare.Üçüncüsü, eski Menemen bugünkü Yahşelli'de idi ve antik dönemin kil çanak çömlek zanaatının önemli bir merkeziydi, Panaztepe'ye çok yakın idi. Arzawa Kralı Tarhundaradu'nun III. Amonhotep ile birbirlerine gönderdikleri mektuplar ( Çivi yazılı kil tablet olarak  kil yapısı menşe araştırması laboratuar sonucu açıklanan rapora göre Menemen civarı kili özelliğinde olduğu ifade edilmektedir.) gün yüzüne çıkmış olduğundan, bu verileri başka saiklerle birleştirerek Tarih okuması yapabiliriz.

Gediz nehrinin antik dönem havza koşulları gereği ovadan geçen bölümlerinde rahatlıkla taşımacılık ve ulaşıma uygun olduğunu, Osmanlı son dönemlerine kadar vergilendirilen; nehir gemi taşımacılığı ve yolcu taşımacılığı yapıldığına dair çok sayıda tarihi kayıt bulunduğunu söyleyebiliriz. Arzawa Krallığı'nın, daha önceki adı ile Seha Irmağı Ülkesi ( Hitit kayıtlarına göre)'nin yönetim merkezi Maddunassa ise bu kent de Manisa ise Tarhundaradu döneminde Mısır'dan deniz yoluyla gelmiş olan bir mektubun Panaztepe Limanı vasıtasıyla kendine ulaşması ve cevabi mektubunun yine aynı yol ile intikal ettirilmiş olması son derece de mantıklı bir çıkarsamadır.  

MÖ 2500'lerden itibaren Mısır denizciliğinin Doğu Akdeniz ile bağlantı kurduğuna dair emareler arkeolojik buluntularla maddi anlamda mevcuttur.Ege bölgesinde Piriene antik kentinde Milet Liman kenti ile bağlantılı olması muhtemel Mısır tapınak kalıntıları bir miktar Mısırlının bu kentte yaşadığına delalet etmektedir.Aynı şekilde Aiol yerleşmeleri sırasında ve sonraki Hellenistik dönemde Panaztepe Liman bağlantılı olduğunu düşünebileceğimiz; Larissa'da Mısırlı yerleşimcilerin varlığı antik yazıtlarda karşımıza çıkmaktadır.

Özellikle III. Amonhotep dönemi Mısır hiyerogliflerinde ve duvar resimlerinde KEFTİU , Keftiu Halkı , Keftiu Gemileri gibi kavramlar bulunmaktadır.Mısır çalışan tarihçiler bu kavramın anlam ve lokalizasyonunu kesin olarak belirleyememekle birlikte genel olarak ''Girit'' ile karşılamak eğilimindedirler. En bariz Mısır yazıtında Nil deltasından başlatılan bir deniz ticaret rotası uğrak noktaları sıralamasında Keftiu geçmekte ve buna istinaden Girit olduğu kanaati güçlendirilmektedir.

KEFTİU ;yazıtlarda Mısırlı gemicilerin  Gemilerini bir nedenle ''Çivilemesi'' anlamında bir anlatım sıfatı olarak kullanılmaktadır.Kelime anlamı Çivi gibi demektir.Doğu Akdeniz rüzgarlarının , deniz akıntılarının özellikleri nedeniyle Mısırdan yola çıkan yelkenli gemiler Levant ( Doğu Akdeniz kıyısı) kıyılarını takip ederek kuzeye doğru yol almak durumundaydı. Ugarit'ten ( Lübnan) sonra Alasiya'ya ( Kıbrıs) uğrar, daha sonra Kaş açıklarından Ege kıyılarını takip ederek Miletos, Efes, Panaztepe, Teuthranıa ( Bugünkü Ovacık yakını Bakırçay Deltasındaki eski Liman kenti), Troas Limanlarına uğrak yapabilirdi. Dönüş için ise Egeden ayrılmadan önce, Rodos ve Girit üzerinden direk Mısıra geri dönmüş olurdu. Panaztepe 1982'den buyana yapılan kazı sonuçlarına göre pekçok Mısır kaynaklı buluntuyu barındırıyor. Kaş Uluburun ve Gelidonya batıklarında yapılan çalışmalarda Panaztepe irtibatlı buluntu değerlendirmeleri, Panaztepenin Mısır ile Krallıklar arası iletişim ve malzeme alışverişi yönünden güçlü bir bağlantı tespit edilmektedir. Deniz ticareti olarak da sıkı bir alışveriş trafiği maddi buluntularla kesin olarak ortaya çıkmış bulunmaktadır.

İzmir körfezine giriş yapmakta olan MÖ 14. yy Mısır Gemisi; Leukia, Klazomanai açıklarına geldiğinde Gediz Deltası ağzına doğru sıralanmış olan Adalardan hangisinin hedef Liman olduğunu belkide;Çivi görünümlü bir tepe üzerine kurulu kentin en yüksek düzlüğünde en uzaktan seçilebilir yüksek ışıltılı Fenerinden anlayabiliyorlardı. Hedefe Çivilenerek bir doğrultuda yaklaşabiliyorlardı. Yerel dilde ne deniyordu henüz bilmiyoruz, fakat Panaz Tepe anlamına gelen yerel adın Mısır dilinde söylenişi bu tanımada uygun olarak KEFTİU olmuş olabilir.Liman ve yakınında Ticareti yapılan malların hazırlanması, gemilere yüklenip boşaltılması, ödemelerin yapılması, alınması, Krali işlerin ve görüşmelerin takibi ve diğer pekçok işler için zaten Liman bölgesinde konuşlanmış Mısırlılar, içlerinde yaşadıkları toplum dilinde bu kentin adını ve anlamını biliyor olmalıydılar. Girit için Mısırlıların yazıp ifade ettikleri adlar zaten var iken yeni bir fantazi geliştirmelerini gerektirecek herhangi bir vaka da tespit edilememiştir. Tek sorun Keftiu adı ortaya çıktığında henüz Panaztepe'nin varlığının bilinemiyor oluşuydu.

El Amarna'da bulunan Tarhundaradu mektubu, tablet kil analizi ile bu mektubun büyük olasılıkla Panaztepeden Liman yapılarak gönderildiği, bu varyasyon için Tarhundaradu'nun Maddunasa ikametli olabileceğini daha önce ifade etmiştik. Adlar üzerinden analiz önermelerimize devam edecek olursak, Efes için Tunç çağı adı olarak söylenen Apasha ile Ortaçağ adı Aya Sulug için söyleyeceklerimiz var.

Altay / Ural dağları ,Aral gölü, Baykal gölü, Ob yada Obi nehri kaynak bölgesi yani Güney batı ve Batı Sibirya Türk kavimlerinin çoğunun arkaik Atalarının ilk yurdu.Bu toplulukların ilk adları Saha'lar, Hanti- Mansiler, Nenetsler, Hakas'lar vb. Bu toplulukların eski din inanışları, kültürleri,toplumsal özellikleri birbirine çok benzemekte.Zaman zaman bazı dış coğrafi yada sosyal nedenlerle birkaç yöne ayrılarak kavimler göçü yaşamışlar. Batıya ve Güneye hareket edenler olduğu gibi, yerini koruyanlar, daha doğuya, kuzeye hareket edenler de olmuş. Türkoloji çalışan Bilim insanları Saha ( Yakut) lar, Hanti- Mansi'ler,Hakas'ların binlerce yıl önceki kök özelliklerini neredeyse bozulmadan sürdürdüklerini tespit ederek, diğer maddi verilerle birlikte MÖ devirlerle ilgili toplumsal durum tespitleri de ortaya koyabilmektedirler.Tıpkı günümüze neredeyse bozulmadan ulaşan seramik kalıntılarından eski devirlere dair kesin veriler elde etmek gibi.

Ortak kültlerden birisi AYI kültüdür.Ayı avlanma ritüelinden kalan külte göre; pek çok ortak dinsel ve toplumsal gelenek ortaya çıkmıştır.Saha'larda çok ayrıntılı bilinen Isıah Bayramı kültü Manisa'da Mesir kutlamaları ile benzerliği bakımından ilerki yazılarımızda ele alınacaktır.Ayı bayramı kültünde kullanılan törenin son aşamasını oluşturan hayır bölümüne ''Ayı Sulama'' denmekte, sıvı yiyecekler yapılarak dağıtılmaktadır.APSAH/APŞAH Ayı Ata/Dede demektir.Bu kavram hala Güney Sibirya'daki Hakaslar ve Şorlar arasında kullanılmaktadır.Arzawa, Saha Irmağı Ülkesi, Mira - Kuwaliya bölgelerindeki bazı adların Ayı Kültü ile ilgili kavramlar olması son derece ilginç fakat anlamlıdır. Apasha(Efes) isminin APSAH'dan gelmiş olması, Aya Sulug (Selçuk) isminin '' Ayı Sulama'' ritüelinin yapıldığı yer manasına gelebilir kavramlandırılması boş tesadüfler olmasa gerektir.Apasha (Efes) kenti mevcut yerinden, Denizin çekildiği yöne doğru taşınıp orada Lidya döneminden itibaren Efes olarak isimlendirilince, eski yerinin adı Ayasulug olarak Cumhuriyet dönemine kadar kullanılmaya devam edilmiştir.Yatağan bu topluluklarda kanun benzeri , telleri geyik bağırsağından yapılan bir çalgıdır ve Muğla Yatağan'a isim olmuştur.Piriene adındaki Piri ; en iyi, adamakıllı, iyice anlamlarına geldiği gibi ''küçük çivi '' anlamına da gelmektedir. Farsça yaşlı demektir.Piriene adı ''En iyi Merkez'' ''Merkezi'' anlamına gelebilir, İne Pazar'ın başlıca Liman bölgesidir.

Aynı Kült kavramlarından İNE , ''ANA'' anlamındadır.Magnesia- Maendraea antik kalıntılarının ilk tespitinde , kent yerine köylülerin ''İne Basar'' demiş olmalarından hareketle, ''Eski Türkçe'' bilgileri bulunmayan Avrupalı tarihçiler, bu kavramı, yakıştırarak, ''İğne Pazarı'', ''İnek Pazarı'' gibi tanımlamak istemişlerdir. Halen de literatürde bu kavramlar yer almaktadır. Apasha ve Millawanda Limanlarına eşit uzaklıkta, Susa antik Ticaret yolunun orta varyantı üzerinde bulunan bu kentin ''Merkez Pazar'' olmasından daha doğal ne olabilirdi ki ? Ana Pazar , Merkez Pazar demek için kendi dillerinde bu Pazarı kullananların ''İNE BASAR'' demiş olmaları çok normal. Asıl kafa karışıklığı , Magnesia ismi için çıkmış olabilir.İne Pazar yakınındaki Toraks dağından Magnetit (Manyezit) yani Zımpara taşı çıkarılmaktadır. Antik dönem için çok önemli bir Madendir.Magnesia olarak adlandırılmış olması çok normal. Karışıklık yaratan bu Merkezi Pazar ve Zımpara taşı maden çıkarım ve sevkiyat noktasının kontrolünün hangi Beylik ya da Devlet'e ait olduğunda yatıyor. Maddunassa Susa Ticaret Yolunun Batıdaki başı olması ; Devletin de yönetim merkezi olması nedeniyle İne Pazar-Magnesia'sının kontrol merkezi yani asıl sahibidir. Eski Dünya Ticaretini asıl kontrol eden mekanizma Maddunassa'yı tanır.Maddunassa'da ve daha sonraki Asırlarda Sardeis'te Merkezleşen Batı Anadolu Devletlerinin Limanlar dışında mutlaka kontrol etmeleri gereken bir mevki de, İne-Pazar/ Magnesia idi.Pers satrapları ve Hellenistik dönem satrapları yılın belli dönemlerini ( Gemiciliğin duruşa geçtiği kış ayları hariç) Satraplık Konaklarına gelip yerleşerek İne-Pazar/ Magnesia'da geçirirlerdi.

İlk olarak 1700'lerin başında 1715 yılında Fransa Kralı XIV. Louis'in görevlendirmesiyle , Paul Lucas tarafından incelenip, analizi yapılan Menderes Magnesia'sı , Hollandalılar, İngilizler hatta Yunanistan'ın Bağımsızlığından sonra Atina'da kurulan Atina Arkeoloji Koleji tarafından üç yüzyıl boyunca didik didik edilmiştir. Elde edilen buluntular kaçırılarak , Luvr, Biritish, Hollanda müzelerinde sergilenmiştir. Bazı yazılı buluntular ve bazı raporlar, bazı malzemeler ise enteresan bir şekilde hala açıklanmadan saklanmaktadır. 1872-1873 yıllarında ise Baron G. von ROTHSCHİLD ve E. von ROTHSCHİLD'in sağladığı ödenekle, Magnesia'ya Oliver Rayet ( 1848-1887) ve Albert Felix Teophile Thomas ( 1847-1907) gelip araştırmaları sürdürerek , Miletos araştırmaları ile birlikte elde ettikleri bazı bilgileri yayınlayacaklardır. Magnesia adı ile ilgili kafa karışıklığı ve uydurulan mitolojik Manisa kuruluş efsanelerini Helenleştirme çabaları, bugün Helen ve Roma varlığı dışında unutturulmaya çalışılan Binlerce yıllık Gerçek Tarihi geçmişimizin karanlıkta kalan yerlerini görebilmek için Fener tutmak yeterli olacak sanıyorum.

Manisa ile ilgili ilk kazı ne zaman yapılmıştır dersiniz ? 1898 ya da 1900 yılında. Kimler yaptı dersiniz ? Fransız İzmir -Kasaba Tren yolu yapım şirketinin de mühendislerinden olan P. Gaugin ile Atina Fransız Okulu görevlisi V. Chapot . Nereyi araştırdılar ? Gelenbe Yortan Mezarlığını. Onu da raporlarken yerini, yanlış bildirdikleri için yıllar sonra Türk Arkeologlarca ( Prof. Dr. Engin Akdeniz tarafından) Gelenbe, Bostancı ( Yortan Köyü) sınırlarında yer alan Taban Tepe lokalizasyonunda olduğu yeniden tespit edildi.

Gelelim NİOBE' ye.Yukarıda İNE' yi eski Türkçe söylenişi ile birlikte anlamlandırdık.İne , ANA demek.Saha topluluklarından Hanti-Mansiler Ob nehri ( Obi nehri) havzasında yaşamaktaydılar.Bugün de yerinde kalmış olan Hanti-Mansi'ler Orta Rusya sınırları içinde , Uralın doğusunda, OB ırmağı kolları boyunca uzanan topraklarda yaşamaya devam etmektedirler. Büyük olasılıkla aynı kültür topluluğundan Manisa'ya kadar gelip yerleşmiş olan soydaşları gür bir Gediz kolu olan Çaybaşı kaynağı civarına inanç kültü gereği Atayurttaki, ''Hurtuyah Taş İne'' taklidi Kaya Anıtı koydular.Adına da İNE  OB/ İNE OBİ / NİOBE = OB ANA dediler.Kaya Ana Ağlıyordu,sular sızıyordu, NİOBE ''Ağlayan Kaya'' oldu. Ama ilginçtir ,mevcut Niobe Ağlayan kaya efsanesi ile Hurtuyah Taş İne efsanesi ayrıntıları neredeyse aynı.

Son olarak Prof. Dr. Armağan Erkanal'ın Kazı Başkanı olarak yürütmekte olduğu Panaztepe 1986 yılı Kazı raporunda bir mühür buluntusu ile ilgili izahatını aktarmak istiyorum.

''1985 yılı kazılarında açığa çıkarttığımız en önemli buluntulardan birisi 8,5 cm çapında 0,8 cm kalınlığında , içi boş, boru biçiminde bronz bir bilezik mühürdür. bileziğin üst kısmına yarım küre biçiminde , içi boş, bronz bir mühür kısmı monte edilmiştir.

1986 yılında Franca Calloridi Vignale tarafından kısmen temizlenmiştir.Bu çalışma sonucunda, mühür kısmında kazıma tekniğinde, iki konsantrifik daire ile yüzeyin üç farklı bölgeye ayrıldığı, en üstteki kısmın boş bırakıldığı, onun çevresindeki, ince şeritle, çivi yazısına çok benzeyen , ancak sadece süsleme amacı güden bir bezeme ortaya çıkartılmıştır.

Mühür üzerinde en geniş alan olan, en alttaki şeritte ise , üç yivli bir burma bezeği ile, dönüşümlü olarak, STİLİZE BİR AĞAÇ BEZEĞİ, dörder kez betimlenmiştir. Bu şerit ana bölmeyi oluşturur. Bu ünik eserin mühür kısmının en yakın benzeri Kanada'da Royal Ontario Müzesinde korunan, E. Borowski kolleksiyonundan tanınan , bir gümüş mühürdür.

Sardesle Susa kentlerini bağlayan ünlü kral yolunun , daha eski bir yol güzergahı olduğu düşünülürse, bu yolun batıda, denizle bir bağlantısının olduğuda şüphe götürmez. Sardesi denize bağlayan en kısa ve doğal yol güzergahı ise, Gediz vadisi boyunca uzanmış olmalıdır. Bugün Gediz nehrinin denize ulaştığı çevresinde Buruncuk, Gerenköy, Kayıktepe ve Kumtepe gibi MÖ 2. bine tarihlendirilen merkezlerin de bulunması , bu yörenin MÖ 2. binde önemli bir deniz ticaretine dayalı yer olduğunu ve denizle iç Anadoluyu bağlayan önemli bir yolun da başlangıç kısmında, ya da yakın çevresinde olması gerektiğini düşündürmektedir. Panaztepe buradaki konumu nedeniyle, Batı Anadolu tarihsel Coğrafya araştırmalarına da büyük katkılarda bulunacak önemli bir merkez görünümündedir.''

Yazımızın anafikrini ise Eberhard Zangger ve Serdal Mutlu'ya söyletelim ;

''Luviler Batı Avrupa'nın gelişiminde kilit rol oynamıştır.Grek felsefesi, şiiri ve bilimi Luvilerin kültür mirası üzerinde yükselmiştir. Batı Avrupalıların kökenlerini bin yıl boyunca seçkin bir Luvi şehri olan Troia'nın Kraliyet ailesine dayandırmaya çalışması sebepsiz değildir.Aralarında Roma, Paris ve Londra'nın da olduğu yüzlerce Avrupa şehri inşa edilirken Troia örnek alınmak istenilmiştir.

Troia ile ilgili herşey konusunda duyulan bu coşku ve heyecan kademeli bir şekilde ilkönce Osmanlı'nın İstanbul'u fethetmesiyle ( MS 1453) sonra da Viyana kuşatmasıyla ( MS 1683) tamamıyla ortadan kayboldu. O tarihlerden itibaren Orta Avrupa'nın entellektüel seçkinleri Troialıların soyundan geldiklerine inanmaktan vazgeçip kendilerine yeni tarihsel modeller aramaya başladılar. Antik Grek ve Roma kültürlerinin seçilmesinin nedeni , muhtemelen bu kültürlerin Doğu Akdeniz çevresindeki büyük bölgelere hakim olmuş olmalarıydı.(...)

Ege'nin erken tarihi ile ilgili başka bilgilerin FİLHELENİZM temelli ve bugüne kadar hiçbir şekilde sorgulanmayan bu disiplin yüzünden ihmal edildiği açıktır.Akdeniz Arkeolojisi ile cevaplanamayan bir takım soruların nedeni de burada yatmaktadır.'' ( Luviler : Bir Anadolu uygarlığı İle İlgili Çalışmalar- İdil ZM16 Cilt 5 sf 24- Stiftung Studies Sonnhaldenstrasse )

 

 

Faydalandığımız Kaynaklar ;

Müzeler ve Şamanizm; ''HURTUYAH TAŞ Açık Hava Müzesi '' Örneği- Doç.Dr. Abdüsselam ARVAS ( Çankırı Karatekin Üniversitesi Ed. Fak. Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü

Eski Türk Dini Tarihi- Prof. Abdülkadir İNAN

Saha Türkleri, Hantı- Mansi, Nenets Topluluklarında Ayı Töreni ve Törende Kullanılan Çalgılar-Prof. Dr. Feyzan Göher VURAL ;bilig- Türk Dünyası Sosyal Bilimler Dergisi 88.83-112 / Niğde Ömer Halisdemir Üniversitesi Türk Musikisi Devlet Konservatuarı- Müzikoloji Bölümü

Amarna Mektupları ve Ege Tarihindeki Yeri- Sefa TAŞKIN

TC Kültür Bakanlığı Kazı Sonuçları Toplantı Raporları (Muhtelif)- Prof. Dr. Armağan Erkanal / Panaztepe Kazı Raporları ( Muhtelif)

MÖ II. Binyıl Başlarında Anadolu - Mezopotamya Arasındaki Ticaret Hayatı- Yrd. Doç. Dr. Hasan BAHAR

Eski Mısır- Atlaslı Büyük Uygarlıklar Ansiklopedisi- İletişim Yayınları

İlk Tunç Çağında Manisa Yöresinde Yerleşim Dokusu- Prof. Dr. Engin AKDENİZ- Adnan Menderes Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi / AMÜ Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi Cilt 5 Sayı 1 sf;36-359

Magnesia ad Maeandrum: 300 Yıllık Araştırma Tarihçesi '' 1715-2015''- Yrd. Doç. Dr. Görkem KÖKDEMİR- Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi Arkeoloji Bölümü Klasik arkeoloji Anabilim Dalı

Eskiçağ'da Filistin ve Filistinliler- Prof. Dr. Ekrem MEMİŞ- Fırat Üniversitesi Ortadoğu araştırmaları Dergisi Cilt VII sf:2

MÖ 2. Binde Batı Anadolu'nun Deniz Ticareti- Yüksek Lisans Tezi- Dilşad Sıla Votruba ( Mangaloğlu) Tez Danışmanı: Prof. Dr. Hayat ERKANAL- Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Arkeoloji ( Prehistorya ve Önasya Arkeolojisi) Anabilim Dalı

Türkiye ve Batı Düşüncesinde Kartlar Yeniden Dağıtılabilir- Kültür Avrupa Dergisi- Osman ÇUTSAY'ın Eberhard ZANGGER ile röportajı

Luwiler; Bir Anadolu Uygarlığı ile ilgili Çalışmalar- Eberhard ZANGGER- Serdal MUTLU / Stiftung Luwian Studies - Zurih/İsviçre

Panaztepe 1986 Kazı Raporu- Prof. Dr.  Armağan ERKANAL

 

 

Bu yazı toplam 549 defa okunmuştur.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
RENKLİ HAYATLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Optimus Haber Portalı | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0542 820 94 44 - 0534 6787068 / Faks : | Yazılım: CM Bilişim - Tasarım: INVIVA