• İstanbul31 °C
  • İzmir37 °C
  • Ankara30 °C
  • Manisa36 °C
  • Adana33 °C

Erdal Çil / Yazar

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Lümpenler

06 Nisan 2015 Pazartesi 13:25

Aslında içinin doluluğu olmasa, üzerinde yazmaya hiç teşebbüs etmeyecektim. Reklamın kötüsü olmaz düşüncesiyle bunların reklamını yapmaktan da hicap duyarım! Ancak, içi çok dolu ve bu doluluk, kelimenin kapladığı alanın o denli dışına taştı ki; görüntü olarak cılız, zayıf gibi görünen ve toplumun sağlığı açısından da öyle kalması gereken bir kelime şu sıralar cüsseleşti, küstahlaştı ve toplum için artık bir tehdit oluşturmaya başladığı için bugün bu sütuna konu etmemin gerekli olduğunu düşündüm. Dedim ya keşke, tıpkı –marjinal- kelimesi gibi marjinal kalabilseydi; sadece belirli, sınırlı sayıda bahsedilebilse, kolay ayırt edilebilecek şekilde toplumun bilinç seviyesi ve idraki ile kontrol altına alınabilse idi.

Ama, virüs hızla yayılıyor; bütün anti-virüs programları kifayetsiz ve çağdaşlarımız da haftalardır listelerimizin üst sıralarından inmeyen şarkıya kulak vermiş durumda. “Oluruna bırak!”

Seçkinci kesim ise ellerini ovuşturup ağzı kulaklarına varmakta. Öyle ya bu virüsün bu kadar hızlı yayılmasında az da olsa onların da payı bulunmakta.

Virüsün kelime adı Lümpen. Sözlük anlamı: içinde bulunduğu toplumun kültürüne yabancı düşen; sözde bilgili tutum ve davranışlarıyla itici olan; sonradan görme.

Peki, içinde yaşadığı toplumun değerlerine yabancı kalmış herkes, bilgili gibi görünüp aslında pek bilgisi olmayan herkes, bir takım yeniliklerden, değişikliklerden geç haberi olan herkes bir lümpen midir?

Tabii ki hayır! O zaman gelin bu virüsü daha iyi tanıyabilmemiz için kolları sıvayalım.

Öncelikle şunda hemfikir olalım. Köylü tabirini yazımız içinde kullanırken, idari yapı içerisinde, bir yerleşim birimi olan ve adına köy denen, o tertemiz, saf, bilmediğini bilen, zihni berrak insanların yaşadıkları yerleri kast etmediğimizi peşinen belirtelim!

Peki, nedir bu lümpenlerin özellikleri, sırasıyla açıklayalım.

1- Lümpenler, kent kültürünün çocukları değildirler ve kent kültürüne düşmanlıklarını ve köylülük tabir edilen geçmiş kabalıklarına olan özlemlerini her fırsatta dillendirerek fark edilirler.

2- Geriye, geçmişe, köye özlem ifadeleri dillerinden hiç düşmese de bu onların asla samimi düşünceleri değildir. Onlar artık mutasyona uğramış ve şehrin olmazsa olmazı konumundadırlar. Yani onlarla mücadele edilecekse de artık bunun yeri, yine şehir olacaktır.

3- Şehirlerde kendilerini rahat ifade edebilecekleri, gizleyebilecekleri mekânlar oluştururlar; bir süre orada kentlilere vicdan, ezilmişlik ajitasyonları yaparak kendilerini acındırırlar ancak kendilerini ortaya çıkaracak fırsat ayaklarına geldi mi de, çağa bütün irinlerini kusarlar, moderniteyi susturur, gelişmeyi kilitler, tüm yazılımları anında çalışmaz duruma getirirler.

4- Hafıza problemi olan ve bilgiden yeterince istifade edemeyen her toplumda çok kısa zamanda aşırı hızlı şekilde üreme tehlikeleri vardır. Bilginin yeterince kullanılmadığı her programı çok kısa zamanda göçertebilme yeteneğine sahiptirler.

5- İnce zevk, estetik, sanat, kültür, uygarlık gibi kelimelerin bunları yok etme özellikleri bulunmamasına karşın yine de lümpenlerin bu kelimeler ve taraftarlarına karşı dayanılmaz hazımsızlıklarının göz ardı edilmemesi; bu taraftarların da lümpenlerle karşılaştıklarında fazla gürültü ve polemiğe girmeden usulca bulundukları yeri boşaltmaları toplumsal menfaatleri için hayati derecede önemlidir.

6- Lümpenler, şehirli olmak için çaba sarf etmek yerine; şehirlileri kendilerine benzetme konusunda daha başarılıdırlar.

7- Sayı olarak çok olduklarından ve aşırı derecede seviyesiz olduklarından, ekonomiyi de olumsuz yönde etkilemektedirler. Şehirde, sayıca lümpenler çok olduğundan ve iyi derecede tüketici olduklarından, üretilen her mamul doğal olarak aşırı derecede kalitesiz ve sağlıksız üretilmekte; böylece lümpenlerle iç içe yaşamak zorunda olan insanımız da bu kentlerde üretilen kalitesiz mamullerden ciddi şekilde etkilenmektedir.

8- Seçkinci, jakoben kesimin hakimiyet alanının daraltılmasına karşı verilen mücadeleye ciddi zarar verirler. Herhangi bir kesime dahil olmayanlar bile lümpenlerin tavırlarından yaka silkerek seçkinciler safına yönelir. Bu yüzden kısa süreli lümpen/yoğun tavırların, elitistler tarafından bile beslenme ihtimali vardır.

Şehir medeniyeti, bir arada olma medeniyetidir. Şehir: hoşgörü, müsamaha, çelişkiler, gerilimler yumağıdır. Şehir insanını köylüden ayıran en büyük özellik geleceğe ait hedefleri olmasıdır. Bu hedeflerin insanı hırslı, bencil ve kaygılı yapması doğal karşılanabilirken, köylüden daha seviyesiz davranışlar ve tavırlar göstermesi ancak lümpenlikle izah edilebilir. Şehir; insana masraf yapar, sorumluluklar yükler. Lümpenler ise, günü yaşarlar. Geleceği olmayan insanların içinde bulunduğu, hatta sadece sayısal çoğunluğa dayanarak yöneticilik yaptıkları şehirler ve kurumların, toplumu yarınlara taşıma ihtimalleri yoktur! Onlar, uzun zamandır bekledikleri ve fethettikleri mevkilere kendi gibi, kendilerinden birilerini apar topar taşımakla geçirirler zamanlarını.

Şu anki tablo ve mevcut zemin, lümpen üretmeye çok uygun. Virüs hızla yayılıyor ve yukarısı ne kadar büyük hedefler koyarsa koysun, virüslü bir bedenin bu hedeflere ulaşabilme ihtimali neredeyse yok gibidir. Bütün derdi bir yakınını mevcut şartlardan yararlanarak bir devlet kapısına yerleştirmeden ibaret görenlerin doldurduğu kadroların da mevcut virüslü düzeni devam ettirmenin dışında bir gayeye hizmet etmeyeceği açıktır.

Her bir köşesinde bir Karacaoğlan, bir Yunus veya bir Neşet Ertaş bulmaya alıştığımız; bizim uzun yıllar estetiğimize, aşk anlayışımıza vatanlık yapmış bu coğrafyayı hiç kimsenin günü yaşamak adına kirletme, geleceğini karartma hakkı yoktur! Temeli aşk olan bir dine mensup olan bizlerin estetiğimizi, zarafetimizi mide bulandıracak ölçüde bozmaya çalışanlara verilecek en büyük destek, sessiz ve tepkisiz kalmamızdır. O zaman, yine bu coğrafyanın âşıklarından Mevlana’nın uyarısı çıkar karşımıza ve o bilge:” düşündüğünü yaşayamayanlar, yaşadıkları gibi düşünürler” ikazını yapar.

Ben ümitvarım ve Cahit Sıtkı’nın mısraları da ümitlerime gülümsemekte. “Her mihnet kabulüm, yeter ki: Gün eksilmesin penceremden! “

                                                                                                                                            Erdal ÇİL

                                                                                                                     cerdal48@gmail.com

 

Bu yazı toplam 1429 defa okunmuştur.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
RENKLİ HAYATLAR
  • Kushner'in ekonomik kalkınma planına Suudiler Destek verdi!
  • Çobanları bekleyen tehlike: Avustralyalı Swagbot!
  • Rusya Orta Menzilli Nükleer Kuvvetler restini çekti: 'Karşılık veririz!'
  • Koyunun kesik kulağı yasak aşk cinayetini çözdü!
  • Son dakika! Kara Harp Okulu davasında karar çıktı
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Optimus Haber Portalı | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0542 820 94 44 - 0534 6787068 / Faks : | Yazılım: CM Bilişim - Tasarım: INVIVA