• İstanbul10 °C
  • İzmir11 °C
  • Ankara7 °C
  • Manisa9 °C
  • Adana11 °C

Hakan Özen / Yazar

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Lozan’ı anlamak…

01 Ekim 2016 Cumartesi 21:26

19 Mayıs 1919’da büyük önder Mustafa Kemal Atatürk “Ya bağımsızlık ya ölüm” (diyerek) Samsun’dan yola çıkarak İstiklal Mücadelesinin temellerini atmış ve ona inanan kahraman ecdadımız Kuvay-i Milliye ruhuna sahip çıkarak bir destan yazmıştır. 15 Temmuz’da ise hain darbe girişimine hayır diyen bu asil millet bir destan daha yazarak Yenikapı ruhuna sahip çıkmıştır. Bunun için özellikle yazımın başında belirtmek istiyorum ki; 19 Mayıs’ta ki Kuvayı Milliye ruhu olmasaydı 15 Temmuz’da oluşan Yenikapı ruhu da olmazdı…

Bağımsızlık mücadelesinde büyük bir kahramanlık örneği gösteren başta Büyük önder Mustafa Kemal Atatürk, silah arkadaşları ve ona inanan milletimiz bu mücadeleyi verirken belki silahları yoktu, paraları yoktu, cephaneleri yoktu ama koskoca yürekleri, inançları ve önlerine koymuş oldukları istiklal zaferi ve tam bağımsız Türkiye hedefleri vardı. Bu hedef ve kararlılık önünde Erzurum, Sivas, Amasya kongrelerinin ardından yurdun dört bir köşesinde, “Ya istiklal ya ölüm” denilerek büyük bir zafer gerçekleşmiş, Yunan askeri İzmir’den denize dökülmüştü. Bu zaferin ardından Mustafa Kemal Paşa’ya bağlı kuvvetler İzmir de halkın coşkulu sevgi gösterileriyle karşılanmıştı. Fakat memleket tam anlamıyla işgalden kurtulmamıştı. Bunun sebebi de İngilizlerin İstanbul ve Çanakkale’de askerlerinin bulunmasıydı. Bu durum ise öncelikle Mustafa Kemal Paşa’nın canını sıkıyordu. Türk halkı ise umudunu bir taraftan bağımsızlık mücadelesine devam ederken Mustafa Kemal’e bağlamıştı. Yıllarca Osmanlı İmparatorluğu’nun başkentliğini yapmış İstanbul İngiliz askerinin postalları altında yaşamaya mahkum bırakılamazdı. Tüm bunlar yaşanırken İngiltere de kendi içişlerinde rahat değildi. Londra’da Meclis Binasında hararetli tartışmalar çıkıyor O dönemin Birleşik Krallık Başbakanı Lloyd George ve yardımcısı Churchill suçlanıyordu. Liberal Parti iktidardan düşmek üzereydi. Muhafazakarlar Liberalleri suçluyordu kısacası Lloyd George'un ikinci şark planı suya düşmüştü Yunandan umduklarını bulamamışlardı

İstanbul ve Çanakkale’yi İngiliz askerinden temizlemeye kararlı olan Mustafa Kemal Paşanın verdiği emirler doğrultusunda Fahrettin Paşa komutasında ki Süvari ordusu Çanakkale’de İngiliz mevzilerinin önlerine geldi. Durum çok kritikti. Çünkü İngilizler Mustafa Kemal’in daha ileri gitmeyeceğini Sevr'i daha doğrusu yumuşatılmış bir Sevr’i kabul edeceği düşüncesindeydiler. Mustafa Kemal’in hedefi ise tam bağımsız Türkiye’den yanaydı. Mustafa Kemal’in ideallerini sonuna kadar savunan Fahrettin Paşa ve yürekli Türk askeri Mustafa Kemal ‘den gelecek emiri bekliyordu; bu askerler Yunan’ı denize döken askerlerdi şimdi sıra İngilizlere gelmişti. İngilizler bu durum karşısında paniğe düşmüşlerdi; çünkü İngilizlerin o sırada mevcut bölgede yeteri sayıda askeri yoktu ve bu şu demekti ki; Eğer Türkler İngiliz ordusunu Çanakkale’de yenerse bu diğer mazlum devletlere karşı İngilizlerin aleyhinde gelişebilirdi. Mustafa Kemal’in yılmak nedir bilmeyen idealleri ve ona canı pahasına inanan Türk milletinin kahramanca verdiği istiklal mücadelesi diğer mağdur ve mazlum halklara da örnek oluyordu. Mahatma Gandhi bunu, “Mustafa Kemal İngilizleri yenene kadar, İngilizleri Tanrı zannediyordum” diyor ve Hindistan’ın kurtuluşu için o da ilerleyen dönemlerde mücadelesini başlatacaktı.

Bir yandan Kuvay-ı Milliye ruhuna sahip çıkan Türk milletinin dirençli ve kararlı bağımsızlık mücadelesi öte yandan İngiliz Dışişleri Bakanı Lord Curzon’un savaş isteği yaşananları tam anlamıyla bir muammaya çevirmişti. Curzon savaş istiyordu istemesine ama İngilizlerin asker sıkıntısı çektikleri gün gibi aşikardı. Kendilerine bağlı sömürge ülkelerinden asker istiyorlardı ama bu istekleri boşa çıkıyordu. Lloyd George savaş için İngiliz Milletvekillerini ikna edemiyordu, böylece bir Savaş ilanı yapamıyorlardı. Daha sonra George bu yenilginin sebebinin kendisi olmadığını söyleyerek kendisini aklamaya çalışacak, İngiliz Milletvekillerini korkak olmakla suçlayacaktı.

Tüm bu yaşananlar ve gelişen hadiseler neticesinde 23 Eylül 1922 günü İngiliz Bakanlar Kurulu Doğu Trakya'yı Türkiye'ye terk etme kararı vermiş Mustafa Kemal Paşa İngilizleri Mudanya'ya görüşmeler için çağırmış, Mudanya Mütarekesi imzalanmıştı. Bu anlaşma Lozan’ın kapısını açmak için önemli bir adımdı. Türkiye Kurtuluş savaşında elde ettiği askeri zaferin ertesinde Mudanya mütarekesiyle bir siyasi zafere de imza atıyordu. Bu anlaşmanın hemen arifesinde Lloyd George istifa ediyor, Meclis Saltanatı kaldırıyordu. Egemenlik Kayıtsız Şartsız Milletin’di artık. 28 Ekim 1922 tarihinde Emperyalistler Türkleri Barış konferansı için Lozan'a davet ettiler. Mustafa Kemal Paşa Lozan’a İsmet Paşa ve heyetinin gitmesine karar vermişti. Hemen hatırlatalım İngilizler Lozan'a İstanbul Hükümetini de çağırıp ikili görüş farklılığından yararlanarak tekrar yumuşak Sevr'i onaylatmak istiyordu bu nedenle Meclis Saltanatı kaldırmıştı. Artık eski meclis yoktu, Türkiye MECLİSİ vardı. Lozan’da ki görüşmelerde Türk heyetinin kendine olan güveni belli oluyor ve Misak-i Milli sınırlarının çizilerek kapitülasyonların kaldırılmasını istiyorduk. İsmet İnönü Paşa artık Türkiye’nin eski Türkiye olmadığının altını çiziyor Ege sorununu ve ekonomik siyasal hukuki bazı sorunları çözmek istiyordu. Şayet bunlar olmazsa Lozan’dan çekileceğini açıklıyordu. Curzon’da İnönü’nün bu önerilerini kabul etmiyor. Türklerin zafer kazanmadığını Sevr'in onlar için bir lütuf olduğunu söylüyordu. İngilizler Türkleri kazanan bir millet olarak görmeyi reddediyorlar, “İngilizler yenildi” sözlerini söyletmek istemiyorlar, özellikle Kapitülasyonları kaldırmayı reddediyorlardı. Osmanlı devleti yenildiği için Lozan'a katılan diğer milletler de İngilizlerden yana çıkıyor, ''Siz yenildiniz Yumuşak Sevr’i kabul ediniz'' diyorlardı. İstanbul'un boşaltılması ve Musul sorununda anlaşamayan Türkiye konferanstan çekildi ''Savaşa giriyoruz'' manşetleri atılmaya başlandı. Mustafa Kemal Paşa ise ne pahasına olursa olsun Türkiye’nin tam bağımsız olacağına inanıyordu; Türk Ordusuna hazırlanın talimatı verildi. Atatürk Mecliste ki konuşmasında, ''Musul'u istiyorsak gidip savaşıp almamız gerekecek. Ancak İngilizler ile savaşa girdiğimizi unutmayalım'' demişti. Türkiye Büyük Millet Meclisinde ki mebuslar ve Mustafa Kemal’e yakınlığıyla bilinen silah arkadaşları yeterli teçhizat ve ekonomik kaynağın olmayışını gerekçe gösteriyor savaşa girmek istemiyorlardı. Diğer taraftan İtilaf devletleri de rahat değillerdi. Savaşın yorgunluğunu yeni bir savaşla giderilemeyeceğini savunuyorlardı. İtilaf devletlerinin halklarında işçiler greve gidiyor Halk “Savaş istemiyoruz” diyerek tepkisini ortaya koyuyordu. Tüm bu yaşananlar neticesinde taraflar bir kez daha masaya oturarak 23 Nisan 1923’de görüşmeler yeniden başlamış ve bazı konularda anlaşma sağlanınca Lozan İmzalanmıştır. 6 Ağustos 1924 de Anlaşma yürürlüğe girmiştir.

Ben bu noktada yok şu bunu söyledi; yok, şu neden böyle yaptı diye bir tartışmaya girmek istemiyorum ama bazı gerçeklerin ve Lozan’ın iyi anlaşılmasından yana olan Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin bir vatandaşı aynı zamanda basın mensubu olarak bam teline dokunmadan geçemeyeceğim. Bazı kesimler; “Adalarımızı Kemalistler bıraktı. Vatan toprağını sattılar!” diyorlar. Öncelikle cevabım onlara;

12 adalar Uşi Barış Antlaşması 18 Ekim 1912’de İtalya Krallığı ile Osmanlı İmparatorluğu arasında Trablusgarp Savaşından sonra imzalanmış bir barış antlaşmasıdır. Uşi Lozan şehrinin bir semti olup, Yazımızın ana konusu olan Lozan Anlaşmasıyla karıştırılmaması için Uşi antlaşması olarak tarihe geçmiştir. Bu antlaşma 2. Abdülhamit döneminde yapılmış olup Osmanlı İmparatorluğunu Türkler adına Mehmet Nabi Bey ile Fahreddin Bey temsil etmiş. İmzalanan Antlaşma sonunda 12 Adalar İtalyanlara bırakılmıştır. Türkiye Devleti ileriki süreçte 12 Ada’da hak ilan etmiş ancak alamamıştır zaten neyle alacaksınız? İstanbul bile işgal altındaydı. Hadi bunu geçtim İtalyanlara nasıl savaş ilan edeceksiniz? İtalya zaten Antalya’dan çekilmişti. Üstelik Mudanya sırasında İngilizlere destek vermemişlerdi. O zamanda değil 12 adayı almak Trakya'yı aldığımıza dua etmeliyiz. Çünkü ayağa giymeye ayakkabımız dahi yoktu…

Lozan’ı dillerine dolayan bazı kesimlerin ve sözde tarihçilerin yine, “Kemalistler Musul’u almadan bıraktı” sözlerine de değinmekte yarar görüyorum. Türkler tarih boyunca Musul Kerkük’e sahip olma isteğinde olmuşlardır. Ancak Musul’u almak için verilen uğraşlar hem askeri hem de siyasi bölgede Kürt aşiretlerinin isyanı ve feodal düşünce sisteminin isyan etmesi sonucu aksamış olup Lozan’la pek sanıldığı gibi çok yakından bir ilgisi yoktur.

Tarih rastgele yazılmaz, yazılamaz. Kaldı ki bazı sözde tarihçiler, “Lozan’da gizli anlaşmalar yapıldı. Lozan’da yer altı kaynaklarımızı, madenlerimizi işletme hakkı elimizden alındı. Yani ne kömür ne de petrol çıkarabiliriz. Bunları çıkarma yetkisi İngilizlerin elindedir” diyorlar demesine ama Türkiye’de en çok kömür artışının Atatürk zamanında yapıldığını ne çabuk da unutuyorlar…

19 Mayıs ruhuna sahip çıkmadan Yenikapı ruhuna sahip çıkamadığımız gibi Lozan’ı tam anlamadan, Türkiye’nin hangi şartlardan nerelere geldiğini kavrayamadan Türkiye’nin geleceğine ışık tutamayız. Hangi hedefi koyarsak koyalım tarihi anlayamaz ve gerçekleri bilmek istemezsek tüm bu hedefler havada kalır. Madem birilerinin iddia ettiği gibi Lozan bir zafer değil bir hezimet; o zaman İngiliz komutanlar neden Lozan’ı bir utanç anlaşması olarak kabul ediyorlar. Lozan’ı her şeyden önce o şartlar ve zorluklar içerisinde zafer ya da hezimet değil imzalanan bir uzlaşma olarak kabul etmek gerekiyor. Peki neden bu tartışmalar yaşanıyor, niye tarihi tam olarak tüm gerçekliğiyle bilmeden tarih, kişi ve yaşananlar kötülenmek isteniyor? Bunun en başlıca sebebi burada isim vermek istemiyorum ama gençlerimizin tarihi öğrenme çabalarının “sırf bizden birileri tarihi anlatsın” mantığıyla ehliyetli ve liyakatli kişilerden ziyade ne olduğu belirsiz kişiler tarafından tarihin anlatılıyor olmasıdır. Her şeyden önce şunu kafamıza sokmamız gerekiyor; Tarih belgeyle yapılır. Osmanlıyı’da Cumhuriyeti’de aynı oranda kabul etmeli ve sevmeliyiz. Çünkü Osmanlı olmadan Cumhuriyet, Cumhuriyet olmadan Osmanlı olmaz. Bu nedenle üzerine basa basa bir kez daha söylüyorum ki tarihimizi araştırmalı, bilmeli ondan sonra da gerçek tarihi savunmalıyız. Bunu yaparken de birilerinin hatırı için geçmişimize sövmemeliyiz. Saygılarımla

Bu yazı toplam 1365 defa okunmuştur.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
RENKLİ HAYATLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Optimus Haber Portalı | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0542 820 94 44 - 0534 6787068 / Faks : | Yazılım: CM Bilişim - Tasarım: INVIVA