• İstanbul11 °C
  • İzmir11 °C
  • Ankara4 °C
  • Manisa8 °C
  • Adana12 °C

Ümit Taydaş / Yazar

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

İnsanı Büyülüyor Adeta…

07 Eylül 2014 Pazar 02:00

Bu haftaki yazımda ülkemin güzelliklerini sizlerle paylaşmak istiyorum. Yurdumun dört köşesi inanılmaz doğa güzelliklerine sahip. Gerek batısı gerek doğusu, gerek güneyi gerek kuzeyi hepsi birbirinden güzel doğal harikaları barındırmakta. Bu güzellikleri görmeden yurtdışına tatile gidenlere şaşırıyorum. Bunca güzellikleri bilmeden tanımadan yoksun bir şekilde hayatlarını sürdürmektedirler. Ama niye bu yurtdışı tatil merakı? Özentiden başka bir şey değil sanırım. İnsanın bunca güzel vatanı varken yurtdışına tatile gidenlere bir çift sözüm olacak: ‘‘Bu güzelliklerden kendinizi ve ailenizi mahrum bırakmayın.’’Öncelikle yurdumun güzelliklerini burada paylaşırken, yaşadıklarımı sizlere aktarmak istiyorum. Yıl 2008 Aralık ayının son haftası. Antalya’ya gitmek üzere yola çıktık. Demeyin şimdi kış günü Antalya’da ne işin var diye? Hep yazın gidilecek diye bir şey yok. Sizlere tavsiyem kışın da ayrı bir güzel Antalya benden söylemesi… Torosların gelin gibi karların içinde süzülmesi bir başka oluyor. Şöyle önceden rezervasyon yaptırdığımız otelimize gittik. Hem denize sıfır hem de muhteşem bir dağ manzarası insanı büyülüyor adeta… O sene yıllardan beri ilk kar düşmüş Antalya’ya. O da bizim şansımız açıkçası. Amara Wing Resort Hotel bütün ihtişamıyla karşılıyor bizi. Adımınızı atar atmaz botanik bahçesi selamlıyor sizi… Yeşilliğin büyüsüne insan kendini kaptırırken denizin dalgalarının kıyıya vurması muhteşem… Anlatmakla olmaz, yaşamak gerekir diyorum. Her türlü ayrıntı düşünülmüş sahilde. Doyum olmaz manzarayı seyretmek için otelin kıyısında bulunan plajda yaz için açık hava barı, kış için şömine tarzı ateş eşlik ediyor tüm güzelliklere… Yüzmek için kapalı havuzu da mevcut.24 saat açık restaurantları göz kamaştırıyor. Yok yok… Şöyle birer birer göz gezdiriyorum restaurantlara… Ne var ne yok diye… Bir akşam otelin Fransız mutfağına gitmek istedik. Şimdiden söyleyeyim, Türk mutfağının eline su dökemezler. Ortam güzel… Keman eşliğinde bir karşılama… Şömine yanında masamız. Garson sunum yapıyor. Neymiş efendim, ballı ördekli Fransız usulü bir yemek. Tattık, ama hiç bizim yemekleri andırmıyor. Garip bir tadı var. Nerde bizim mutfağımızın tatları… Yarı aç yarı tok yemeğimizi yiyip ayrılıyoruz oradan. Ertesi akşam İtalyan mutfağı… Neyse ki, biraz bizim damak tadımıza yakın sayılır. Otele gelişimizin ikinci günü fark ettik ki sadece Türk, eşimle bendim. Duvara asılan tablodan ağırlığın Rus turistlerden oluştuğunu öğrendik. Ülkemde kendimi yabancı hissetmek böyle bir şey olsa gerek. Neyse dolu dolu tatilimizi geçirirken her şey düşünülmüş. Poligonda atış yaparken atış hocasıyla konuşmaya başladım. Hotel, Türk- Rus ortaklığında kurulmuş. Ertesi gün, günlerden 24 Aralık 2008…Bir de ne göreyim. Her yan süslenmiş, özel yemekler eşliğinde yapılan kutlamalar meraklandırdı. Görevlilere sorduğumda meğerse Hıristiyanların Doğuş Bayramını(Noel)kutluyorlarmış. Şaşırdım! İncelik olarak düşünülmüş derken şöyle düşünmekten kendimi alamadım. Acaba yurtdışında bir otelde Ramazan Bayramında Tasavvuf müziği eşliğinde bizim bayramımızı kutluyorlar mı? Sanırım birçoğunuz hayır diyordur. Ertesi gün şöyle dışarı çıkıyoruz. Kemer’in güzelliklerini gezelim dedik. Adeta insanı büyülüyor. Meydanında büyük bir havuz, yeşillikler içinde bir ilçe… Tertemiz sokakları, küçük küçük dükkânları, tarihin dokusunu solumak ayrı bir güzel… Sonra otelimize döndük.1 haftalık tatil, su gibi akıp geçmişti bütün yaşanmışlıklarıyla... Yolcu yolunda gerek diyerek yola çıktık. Antalya merkezi gezmeden gelmek olmaz diyerek, Antalya’nın merkezini de turladık. Herşey çok güzeldi. Tam bir yaşanılası kent… Dediğim gibi ülkemin her köşesi ayrı bir güzel…

Yıl 2009’un yazı… Bu sefer Ayvalık yolu gözüktü. Sarımsaklı’daki otelimize vardık. İrili ufaklı adalara yapılan tekne gezintileri de ayrı bir güzeldi… Cunda Adası bunlardan en özeliydi… Ayrıca şeytan sofrasının, Ayvalık'a hâkim büyük kayalık tepelerin üzerinde bulunan, bakıldığında tüm Ayvalık Adaları ve Midilli Adası'nın manzarası gözüken, üzerinde Şeytan'ın ayak izi bulunduğuna inanılan eski bir lav birikintisi olduğunu öğrenmiş olduk. Egenin tüm güzelliklerini sergiliyordu adeta.3-4 gün sonra ver elini Akçay dedik… Göremeden edemedim doğrusu Akçay’ımı… Neden mi? 3-4 sene orada yaşamıştım. Tüm dostlarımı orada bırakmıştım. Deniz kenarındaki sevgi yolu ayrı bir güzel olmuş görmeyeli… Sahilde bulunan çay bahçesindeki dondurmanın tadı bıraktığım gibiydi. Eski dostlara da uğradık. Bir bir yâd ettik eski günleri…

Yıl 2010’un yazı… Bu sefer ülkemin ayrı bir güzel ilçesi Altınoluk’a düştü yolumuz… İlçeye varır varmaz dikkatimi sakinliği çekti. Uzun bir çarşısı vardı. Tatilini sessiz sedasız geçirmek isteyenler için ideal bir yer… Begonyaların içindeki kaldığımız ev ayrı bir güzeldi… Gitmişken Çanakkale’ye uğradık. Truva’ya uğramadan olmaz hani dedik. Kültür kokan geçmişiyle ayrı bir güzellik sergiliyordu.

Yıl 2011’in Temmuz ayı…12 Temmuz’un akşamüstü yola çıktık. Kaz Dağlarından geçerek yolda ilerliyoruz. Oksijen deposu denmesi az bile… Ormanın içinden uzanan yollar, uçurumlar birbirini kovalıyor. Demirköy’e varırken karayolunun yaklaşık 1 kilometrelik bölümünde boşta bırakılan araçlar, dökülen su, bırakılan yuvarlak cisimler yokuş yukarıya doğru hareket ediyor. Yokuştan aşağıya koşanlar, yokuşu çıkmış gibi yorulduklarını söylüyor. Halk arasında, manyetik alan, mıknatıslı yol ve ters yokuş olarak adlandırılan yolda, boşta bırakılan araçlar yokuş yukarıya doğru hareket ederek, 40 kilometre hıza ulaşabiliyor olduğunu öğrenerek hayretler içinde kaldık. Yalan da değil… Kendi gözlerimizle gördük. İnanamadık!11 saatlik yolun sonunda istikametimiz olan Karadeniz’e sahili bulunan küçük bir balıkçı kasabasına varıyoruz. Şirin mi şirin Limanköy’den bahsediyorum. Bulgaristan ile sınırı olan bakir yapısıyla adeta tüm çekiciliyle doğanın tüm güzelliklerini sergiliyordu. Bu arada Dupnisa Mağarası’nı gezmek ayrı bir güzellikti. Bulgar sınırına kadar uzanıyordu. İğneada’yı da gezmeden olmaz. Hafta sonları İstanbulluların uğrak yeri olmuş adeta… Uzun sahili göz dolduruyordu. Limanköy’e gelirsek, şöyle bir tepeden seyretmek kadar güzel bir şey yok. Deniz fenerine çıkıp denizi uzun uzadıya seyretmek ise bir harikaydı. Sahili birden çok koydan oluşuyordu. Tertemiz deniziyle ışıl ışıl parlıyordu. Dağın yeşili denizin mavisi ile buluşunca bir başka oluyordu. Doyum olmuyordu seyrine… Tam keşfedilmemiş güzellikleri barındırıyordu. İnsan denizden çıkmak istemiyordu adeta… Bu arada öğreniyorum ki Limanköy halkı bu bakir yapının bozulmasından korkuyormuş… Termik santral yapılması gündemdeymiş. Eğer bu gerçekleşirse tüm güzelliklerin üzerine bir sünger çekmek zorunda kalınır. Yetkililerin dikkatine… Neyse, 1 haftalık tatilden sonra yol göründü bize yine… İnsanın sevdikleriyle birlikte bu doğa harikası yerleri keşfederek gezmesi kadar özel bir şey yok… Aynı havayı solumak, aynı kumsalı paylaşmak kadar güzel bir şey olamaz sanırım. Ülkemizin her köşesi ayrı bir güzel… Daha keşfedilecek, gezilecek çok yeri var. Benden söylemesi… Kalın sağlıcakla…

Bu yazı toplam 2630 defa okunmuştur.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
RENKLİ HAYATLAR
  • Mucize Doktor' da diziye girer-girmez performansıyla ilgi odağı oldu
  • Hospital Life, Türkiye’nin sağlık turizmini 6 ülkede tanıtacak!
  • ABD, Türk Vişnesinde damping buldu!..
  • Kamu binalarında enerji tasarrufu yapılacak!
  • Aselsan Tufan elektromanyetik top ile rekor kırdı!
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Optimus Haber Portalı | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0542 820 94 44 - 0534 6787068 / Faks : | Yazılım: CM Bilişim - Tasarım: INVIVA