• İstanbul12 °C
  • İzmir6 °C
  • Ankara1 °C
  • Manisa1 °C
  • Adana8 °C

Erdal Çil / Yazar

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

İki Hoca, İki Vuslat

05 Kasım 2017 Pazar 17:02

1985 yılı Ramazan ayını öğrenci olduğumuz Buca’da geçiriyorduk. Teravih namazlarını da evlerimize yakın olan Buca Muradiye Camii’nde kılardık genellikle. Mayıs ayı içerisinde olduğundan caminin geniş olan bahçesinde hasırlar üzerinde eda ederdik genellikle namazlarımızı. 

Namaz öncesi de hitabeti de kendi gibi güzel Abdullah Tüzüner Hoca’nın vaazlarını dinlerdik huşu içerisinde.

Sanıyorum bir Cuma gecesiydi ve cemaat diğer günlerden biraz daha fazlaydı. Hoca kürsüde oldukça coşmuş, cezbeye gelmişti evliyalar bahsini anlatırken. Bu toprakların her dönem ayrı evliyaları, ayrı şühedaları olduğunu ve Cenab-ı Hakkın mutlaka her dönemde bir şeyleri vesile kılarak toprakları sahipsiz bırakmadığını ifade ediyordu. Bu evliyaların ve şühedanın mutlaka cemaat tarafından da kıymetlerinin bilinmesi gerektiğini, bu toprakların onların canları ve kanları ile vatan olduğunu, kendisinin de ahir ömründe Cenab-ı Hakkın nasibiyle böyle iki er kişiyi tanıma bahtiyarlığına eriştiğini söyleyince de dayanamadık ve cemaatin dağılmasını bekleyerek cami çıkışında hocanın önüne durduk.

Hasbi insanların elini ayağını çekerek meydanı hesabilere terk ettiğini sandığımız günümüzde hocanın tanıma bahtiyarlığına erdiğini söylediği bu iki gönül eri kimlerdi? Yaşıyorlar mıydı ve bizler de tanışabilir miydik acaba kendileriyle?

Her zamanki gibi mütebessim baktı yüzümüze ve elini omzuma koyarak kendisini bizden başka da bekleyen üç-beş kişiye dönerek: bu akşam biz gençleri kıramayacağını kendilerinin davetine başka bir akşam icabet etmesinin daha doğru olacağını bildirerek onları nezaketle gönderdi. Kaldığı lojmanı caminin bahçesinde, yola cepheliydi ve bizi lojmanın hemen yanına yine yerlere hasır atmak suretiyle ağırladı.

Bizimle konuşurken sanki onları, o anları tekrar yaşıyor gibi, onlarla tekrar halleşiyor gibiydi. İnfazında bulunduğu iki gençten; Halil Esendağ ve Selçuk Duracık’tan iki gönül eri,  iki evliya diye bahsetmişti. Allah (C.C.) onları vesile kılmış ve üzerinde bulunduğumuz toprakların böylesi ‘er’ kişilerin kanlarıyla, canlarıyla vatan olduğunu bu yüzden içinde yaşadıkları toplumun ahlaki değerleri ne olursa olsun bu kişilerin Allah tarafından özel olarak gönderildiklerinden bahsetmişti.

Çocukları yaşındaki iki gencin, iki evliyanın ahir ömürlerindeki son anlarında tanık oldukları, yaşadıkları Abdullah Hocayı ömrünün sonuna dek etkileyecek ve bizim de o rahmetlilerin arkadaşları olduğunu söylememizden sonra da yine bize karşı da o sevgi ve hürmeti hiç eksik etmeyecekti.

“Ben dünyanın en iyi vaazını şimdi size yapabilirim. Sizi ağlatabilir, sizi oldukça etkileyecek bir konuşmaya hazırlanabilirdim. Ama karşınızda, yanıbaşınızda, az sonra sevdiğine kavuşmak için sabırsızlanan üstelik de hayatlarının henüz baharında olan geçlerin yanında ben tutulmuş, donmuş onlar ise adeta o ana kadar duyduğum en güzel vaazı bana veriyorlardı”   

Abdullah hoca o anları bizi her gördüğünde aynı sevecenlikle hep mütebessim ve her defasında yeniden yaşarcasına anlatırdı. Defalarca dinlememize rağmen gözlerimiz her seferinde sulanır o manevi iklimin sıcaklığı kaplardı bedenlerimizi.

Diyarbakır’da şehit düşen özel harekatçı Ahmet Alp Taşdemir’in şehadet haberini duyan İzmir Selçuk’taki İsabey Camii imamı olan babası İbrahim Taşdemir’i izlerken de yıllar önceki Abdullah Tüzüner Hoca geldi gözlerimin önüne.

Güzel insanları güzel yerlere uğurlayan iki kıymetli din adamı; iki hoca, iki vuslat!

Ecdat yadigarı Selçuk İsabey Camiinin duvarlarına örümcek dadanmasın diye sahip çıkan ve tıpkı ecdadının koruduğu gibi, yollara düşüp devekuşu yumurtası aramalarına gidip de emanete halel getirmemeye çalışacak kadar duyarlı, ehil ve kadirşinas!

Taziyeye gelenlere karşı oldukça mütebessim baba İbrahim Taşdemir : “Rabbimizden gelen başımız, gözümüz üstüne.Bizim ümmetimiz, milletimiz, vatanımız sağ olsun. Allah bu millete zeval vermesin. Siyonistlerle, kafirlerle, haçlılarla cihat ederken şehit oldu oğlum ve bundan şeref duyuyorum. Elhamdüllillah Rabbim bize böyle bir makamı lütfetti. Şeref duyuyorum” diyerek aynı Abdullah Hoca gibi bizi gözyaşlarına terk ederken kendi o gidişin ardındaki huzuru teneffüs ediyordu adeta.

Sevdiklerinden Allah yolunda, Allah için infak eden iki güzel hoca.

Bir tarafta: Vatanım! Ha ekmeğini yemişim, ha uğruna ölmüşüm diyerek gidişleri ile bile artlarına şerefler bırakan er kişiler!

Ve… onları uğurlayanlar: onları yetiştiren, tanıklık eden, eş, dost, kardeş, arkadaşlar.

Allah bu aziz milletin bütün çocuklarına böyle gidişler nasip etsin!

Şerefler bırakarak, yiğitler bırakarak, vatan bırakarak, sevda bırakarak gitmeler.

Ruhları şad olsun!

Allah (C.C.) bize de onların emanetine sahip çıkabilecek idrak nasip etsin!

                                                                                                       Erdal ÇİL                                                                                                              cerdal48@gmail.com        

 

 

 

 

 

 

Bu yazı toplam 572 defa okunmuştur.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
RENKLİ HAYATLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Optimus Haber Portalı | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 541 797 95 79 / Faks : | Yazılım: CM Bilişim - Tasarım: INVIVA