• İstanbul29 °C
  • İzmir37 °C
  • Ankara31 °C
  • Manisa37 °C
  • Adana34 °C

Hakan Özen / Yazar

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Hoşgeldin Referandum

24 Ocak 2017 Salı 19:53
18 Maddede yapılacak olan Anayasa değişiklik paketi 339 oyla Türkiye Büyük Millet Meclisinde gerçekleşen oylama sonucunda kabul edildi. Paket önce Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından atılacak imzayı ardından da muhtemelen Nisan ayında gerçekleşecek olan Referandumu bekliyor. Her seçim mutlaka zordur ama bu seçim diğerlerinden biraz daha farklı ve daha zor geçecek. Çünkü Türk milleti kullanacağı oyla Türkiye’nin ve dolayısıyla kendi geleceğini tayin edecek. 
 
   
CHP-HDP ve onlara destek veren kesimler Nisan ayında gerçekleşecek olan Referandumun ardından Başkanlık sisteminin geleceğini ve bunun da Türkiye’yi bölünmeye götüreceğini ifade ederken MHP’nin de desteğini alan AK Parti iktidarı ve ona destek veren bazı kesimler ise bunun bir rejim değişikliği olmadığını bir sistem değişikliği olduğuna vurgu yapıyorlar. Ancak kimse kusura bakmasın bu süreçte bir gerçek var ki ister karşı çıkılsın, ister destek olunsun pek çok kişinin bu 18 maddeyi tam olarak okumadığını, araştırmadığını sadece olayı muhalefet-iktidar, A-B Partisi ve destekçisi olarak baktığına inanıyorum. Zaten millet olarak en büyük hatalarımızdan biri de bu değil mi çoğu zaman karşıyız ama tam olarak karşı olduğumuzu, destek oluyorsak da hatasıyla, sevabıyla neye tam olarak destek olduğumuzu bilmiyoruz. Bilmeyince de kutuplaşıyoruz. Kutuplaşınca da hoşgörü ve demokrasi zenginliğimizi kaybedecek noktaya geliyoruz. Buna bir de profesyonelce yürütülen algı operasyonları eklenince düşman kardeşlere dönüyoruz. Halbuki bizi her şeyden önce birlik ve beraberliğe, hoşgörü ve eleştiri sanatına ihtiyacımız var ki daha çok kenetlenelim. Terörle mücadeleden galip ayrılarak güçlü ülke Türkiye’nin temellerini hep birlikte inşa edelim…
 
   
Ülkemizde şu anda hükümet sistemi olarak parlamenter sistem veya belirttiğim gibi adı konmamış yarı-başkanlık diyebileceğimiz model uygulanıyor olmakla beraber, devlet şekli olarak üniter devlet modeli uygulanmaktadır. 1920-1923 yılları arasında Türkiye’de hükümet sistemi olarak Meclis Hükümeti Sistemi uygulanmış, yine devlet şekli olarak üniter devlet modeli mevcut yapısını korumuştur. Bugün Federal Almanya Cumhuriyeti, hükümet sistemi olarak parlamenter sistemi uygulamasına rağmen, devlet şekli olarak federalizmi uygulamaktadır. Peru ve Şili gibi ülkeler ise hükümet sistemi olarak Başkanlık sistemini uygulamalarına rağmen, devlet şekli olarak üniter devlet modelini uygulamaktadırlar. Buradan da anlaşılacağı üzere; Federal devlet şekli, Başkanlık sisteminin zorunlu bir sonucu olmayıp bu sistem üniter devletlerde de uygulanabilir. Başkanlık sisteminde Federal bir yapıya sahip olmak, sistemin temel şartları arasında yer alan bir zorunluluk değildir. Bu nedenle terörü yendiğimiz zaman “Türkiye federal devlet ile tanışır”, “Başkanlık sistemi gelirse ülke bölünür” gibi söylemler sadece suni tartışma ortamları yaratmaktan öteye geçemez. Başkanlık sistemi neden olmasın ama bu sistemin olması için öncelikle “Dediğim dedik, çaldığım düdük” anlayışından vaz geçilmeli ve yasama, yürütme ve yargının birbirinden ayrı olduğu, kuvvetler ayrılığı ilkesinin gözetilmesi esas hedef olarak ele alınmalıdır. Kuvvetler ayrılığı ilkesinin ise tam olarak sağlanması için de öncelikle adalet mekanizmasının sağlıklı ve tarafsız işlemesi gerekmektedir. Çünkü adaletin tecelli ettiği doruk, vicdandır. Vicdan sızlamışsa adalet de tecelli etmemiş demektir. Bu nedenle yargıçlar, elbette ulusal, uluslararası yasalara, tüzüklere, yönetmeliklere göre, ama en nihayet “vicdani kanaatlerine” göre karar vermelidir. Vicdanlar, hele hukuk yoluyla sızlamışsa adalet yoktur; adalet yoksa demokrasi yok demektir. Çünkü günümüzde gerçek demokrasilerin en önemli ölçütü, kuvvetler ayrılığıdır; yargı, yasama ve yürütme denilen bu kuvvetler arasındaki denge ve denetimdir. Bu üç kuvvet arasında hem bir denge olacaktır, hem de bu kuvvetler birbirini denetleyecektir.
 
   
Bu denetim mekanizması olmazsa ortaya diktatörlük çıkar; uğruna yüzyıllar boyunca kanlı mücadeleler verilen demokrasiden geriye kala kala demokrasinin külleri kalır. Oysa demokrasi mücadelesi, tek kişilik otoritelerin yıkılması için verilmiştir. Denetim ve denge mekanizmasının işlemediği, işletilmediği ülkelerde, demokrasi yozlaştığı gibi yasa yasa olmaktan, hukuk hukuk olmaktan çıkmakta, adalet ise yok olmaktadır. Bu nedenle şayet Türkiye olarak iktidar partisinin ifade ettiği gibi yeni bir sisteme geçeceksek bu sisteme geçmeden önce özellikle kuvvetler ayrılığı ilkesindeki tüm dengeler sağlam, sağlıklı ve net olarak yerine oturtulmalıdır. Öbür türlü ben yaptım oldu düşüncesiyle alelacele, plansız yürütülen her çalışma temelinde ne kadar faydalı olursa olsun ileriki süreçte derin yaralar açmaya yakın olacaktır. Derin yaralar ise tedavi edilemeyecek hasarları da beraberinde getirir ki bunu hiç birimiz arzu etmeyiz. 
   
Her vatansever, duruşunu, düşüncesini ve tavrını devletinden yana olan vatandaşımın hedefi geleceğe daha özgür, daha aydınlık, daha zengin bakan bir Türkiye’nin inşasında sorumluluğunu ve görevini yerine getirmektir. Bu nedenle Anayasa’da yeniden düzenlenmesi istenen bu 18 maddeyi öncelikle her vatandaşımız bir değil defalarca okumalı ve kararını ona göre vermelidir. Bunu yaparken de yukarda ifade ettiğim gibi yürütme, yargı ve yasama birbirinden kesinlikle ayrılmalı bu denge korunmalıdır.
 
   
Bu sürece kadar yürütülen parlamenter sistem konusuna da değinmekte yarar görüyorum. Bu sistem süreç içerisinde bazı aksaklıklar ve açıklardan dolayı maalesef sorunlara çözüm olamamıştır. 1923’ten bu yana kadar Türkiye’de toplam 65 Hükümet değişmiştir. Yine bu sistem uygulanırken en büyük istikrarın istiklal savaşından sonra Mustafa Kemal Atatürk döneminde, Adnan Menderes döneminde ve her ne kadar bazı hususlarda eleştirilse de AK Parti iktidarı döneminde yaşandığını görüyoruz. Bu hamleler yine büyük bir istikrarı da beraberinde getirdi ama geriye dönüp baktığımızda özellikle 1960-65’li yıllarda 6 Hükümet değişmiş, bazen 10 sene içerisinde 11 Hükümet değişmiştir. Her 10 yılda bir darbeler yaşanmış, ekonomide devalüasyonlar yaşanırken de bir çok kez darbe girişiminin de yaşandığına yine şahit oluyoruz. Milleti tarafından seçilen siyasetçilerin cuntacılar tarafından korkutulduğunu, bir gecede bu ülkede büyük hamleler gerçekleştiren Başbakan Adnan Menderes ve Bakanların idam edildiğini görüyoruz. Tüm bunlar parlamenter sistemin bir acizliğidir. Bu acizlik ülkemizde çok ciddi şekilde kaoslar da yaşatmıştır. Bu nedenle Anayasa’da değiştirilecek olan 18 madde bize şayet güçlü ülke Türkiye’yi inşa edecekse, kuvvetler ayrılığı ilkesi tam olarak korunacaksa, sözde değil özde demokrasi uygulanacaksa, milli egemenliğimize ve üniter yapıya zeval gelmeyecekse, Meclis’in içinden bir başka hükümet çıkmayacaksa, vesayetin ağaları artık kumpaslarla, iktidar ortaklarının içinden milletvekili istifa ettirerek, onlara yeni partiler kurdurarak hükümetleri düşüremeyecekse, yine millet iradesiyle seçilen “Başbakan istifa etsin” dedirtemeyecek ve algı operasyonu yürütülmeyecekse, halkın seçtiği Cumhurbaşkanını ve de hükümeti vesayetçiler indiremeyecekse hoş geldin Referandum sefa geldin…
Bu yazı toplam 1083 defa okunmuştur.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
RENKLİ HAYATLAR
  • Kushner'in ekonomik kalkınma planına Suudiler Destek verdi!
  • Çobanları bekleyen tehlike: Avustralyalı Swagbot!
  • Rusya Orta Menzilli Nükleer Kuvvetler restini çekti: 'Karşılık veririz!'
  • Koyunun kesik kulağı yasak aşk cinayetini çözdü!
  • Son dakika! Kara Harp Okulu davasında karar çıktı
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Optimus Haber Portalı | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0542 820 94 44 - 0534 6787068 / Faks : | Yazılım: CM Bilişim - Tasarım: INVIVA