• İstanbul20 °C
  • İzmir15 °C
  • Ankara13 °C
  • Manisa7 °C
  • Adana18 °C
Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Hollandanın Dünya imajı  1972de zedelenmişti
04 Aralık 2015 Cuma 16:00

Hollanda'nın 'Dünya imajı' 1972'de zedelenmişti

İlhan Karaçay'ın yazısını yayımlıyoruz.

Genel Yayın Yönetmenizimiz İbrahim Karaman, bu ayki gazetemizin manşetini, 'Hollanda'nın dünya imajı zedeleniyor' başlığı ile süslemiş.
Geert Wilders ve gibilerinin, özellikle son aylardaki ilticacı yığılmasından sonra güttükleri politika, aklı başında diğer siyasetçilere de sirayet etmiş.
Aslında bu sirayetten ziyade, sahiplenmedir. Çünkü işin ucunda oy kapma mücadelesi vardır.

İbrahim Karaman, 'Hollanda'nın eskiden beri övündüğü özgürlükçü söylemi inandırıcılığını yitiriyor.' diyor. Ne özgürlükçüsü İbrahim kardeş?

Hollandalılar, özgürlükçülüklerini taaaa 1972'lerde kaybetmişti.
Rotterdam'da tam bir hafta boyunca Türkler'in evlerine saldırıldı, yakıldı, yıkıldı ve yağma edildi. Olaylar canlı olarak televizyonlarda yayınlandı. O sırada temsilciliğini yaptığım Hürriyet, haberleri 'HOLLANDA'DA VAHŞET- Türk işçileri dövülüyor, malları yağma ediliyor' başlıkları ile yayınlıyordu. Olaylar, Hollanda ve Türkiye parlamentosuna taşınmıştı.

Aradan 4 yıl geçtikten sonra bu kez Rotterdam'ın banliyösü sayılan Schiedam'da aynı tür olaylar yaşandı.

İşte o zamanlar Hollanda'nın dünyada iyi olan imajı sıfırlanmıştı.

Hollanda halkının çoğu, bu ırkçı eylemlerden rahatsız olmuştu.
İşte tam o yıllarda Joop Glimmerveen adında bir faşist, ırkçılığın bayrağını açmıştı.
Joop Glimmerveen, Arie Glimmerveen'den olma, Alman Maria Karoline Bihr'den doğma bir muhasebeciydi. Çeşitli siyasi girişimleri oldu. Ama o sırada NATO'da muhasebeci olarak göreve başladı. 1974'te Lahey'deki belediye seçimlerine kendi listesiyle girdi. Sloganı da, 'Den Gaag, beyaz ve güvenli kalmalı' sloganıyla girdi ama kazanamadı.
Daha sonra aşırı sağcı Nederlandse Volks-Unie (NVU) partisine başkan oldu. Bu gelişme üzerine NATO'dan kovuldu.
Demek ki, o zamanlar sağduyulu olan Hollandalılar böylesi ırkçılara prim vermiyordu.

Geçmişinde, yabancı düşmanı partiler kuran Henry Brookman,  1979'da Nationale Centrum Partij (NCP) Partisi'ni kurmasıyla kapatması bir oldu. 11 Mart 1980'de Centrum Partij (CP) kuran Brookman, Hans Janmaat adlı bir profesörü Geenel Sekreter yaptı.  18 Şubat 1981'de başkanlığa oturan Janmaat, Hollandalılar'ın hiç prim vermediği bir ırkçı olarak, tek başına da olsa parlamentoya girebildi. Yani Hollandalılar ilk kez bir ırkçıya yüze 0,8 (Yüzde 1 bile değil)  oranında oy vermişti. Janmaat, yüzde 0,8 oy ile meclise girdi ama, parlamentonun açılışında ve yemin töreninde hiçbir parlamenter Janmaat'ın elini bile sıkmadı.
Janmaat 1982 seçimlerinde parlamentoya girmişti

Peki, o zamandan bu zaman ne değişti de, bir ırkçıya  yüzde 0,8 oy veren Hollandalılar, şimdilerde  Geert Wilders adlı bir başka faşist ve ırkçıya yüzde yirmibeş (150 koltuklu parlamentoda 38 koltuk) oy vermeyi yeğlediler?
Kimine göre ırkçılığa prim verme işlemi 11 Eylül 2001'deki, New York İkiz Kulelere yapılan saldırıdan sonra başladı. Daha sonra da adına 'İslam Terörü' denilen eylemler ırkçılığı körüklemiş.
Şimdi de IŞİD belası, ırkçılığın en büyük bahanesi olmuş.
Tabii ki IŞİD belasından doğan milyonlarca iltica da bu ırkçılığın tuzu biberi olmuş.

Öyle veya böyle, ben şahsen hiçbir gerekçenin ırkçılığı tetiklemesini doğru bulmuyorum.
Aslında, yabancılara karşı daha toleranslı olduklarına veya olmalarına inandığım siyasi partiler de, yukarıdaki gerekçeleri bahane ederek ırkçılığa sessiz kalıyorlar.
Sözünü ettiğim siyasi partiler, oy kaybından korktukları için seslerini çıkarmadıkları gibi, arada bir kendileri de çatlak ses çıkarıyorlar.

Aynı siyasi partiler, Hollanda'da Kraliyet yerine Cumhuriyet isteyen seçmen kesimini de duymazdan geliyorlar. Zira özellikle yaşlı Hollandalılar, Kraliyet'ten yanalar ve Kraliyet ailesine büyük sevgi gözteriyorlar.
İşte bu kesimin oylarını kaybetmemek için, kendi ideolojilerini değil, oy koparma taktiği ile hareket etme mecburiyetinde kalan  bazı siyasi partiler de umudumuz olmaktan çıkıyorlar.

Hatırlayacaksınız, bir zamanlar biz Türkler'i çok kızdıran Hollandalı siyasetçileri kastederek,

' Hollanda'da bir tane bile demokrat yoktur' iddiasında bulunmuştum.
Bu görüşüm ve iddiam hala geçerlidir. 'Bir tane bile' demişim ama, daha akılcı olursam, '1000 tane' diyebilirim.

Vay efendim, ırkçılar belediyeleri, politikacıları tehdit ediyormuş, yok efendim, halk gidişattan memnun değilmiş gibi bahanelere sığınıp siyaset yapmak, sahtekarlığın daniskasıdır. Bana göre, ideolojin ne diyorsa onu yapmalısın. Seçim kaybetme ve hatta yok olma pahasına !!!

Genel Yayın Yönetmeni'miz İbrahim Karaman, yukarıdaki yazımı tamamlamak üzereyken bir mesaj daha geçmiş.

Gazetemizin kasım sayısında iki manşet (Biri sürmanşettir sanırım) atmaya karar vermişler. İkinci manşet haberin konusu, "ELEŞTİRİ İYİDİR, KUTUPLAŞMA KÖTÜDÜR" başlığıyla işlenecek.
Sağolsun Genel Yayın Yönetmenimiz, biz HABER yazarlarına paye verirken şöyle seslenmiş:
''HABER Gazetesi köşe yazarlarımızın en güçlü yanlarından biri de, Hollanda ve Türkiye'deki olaylara eleştirel bakış açısına sahip olmalarıdır. Bu eleştirel güce rağmen, tüm yazarlarımız toplumun farklı kesimleriyle, genel itibarıyla çok rahatca diyalog halindedir. Bir bakıma toplumun kanaat önderleri olarak da sizlerin yaziları dikkatle izlenmekte ve bilhassa toplumumuzun entellektüel kesiminde, iş ve politika dünyasında yankı bulmaktadır.
Bunu dikkate alarak, "ELEŞTİRİ İYİDİR, KUTUPLAŞMA KÖTÜDÜR"

şeklinde aforizmatik genel bir başlık da kullanmak istiyoruz.''

Vay sağolasın Genel Yayın Müdürüm. Kelime hazneme bir zenginlik daha kattın: Aforizma.

Vallahi sözlüğe baktım. Siz de okuyun lütfen:

Aforizma nedir?
Aforizma, çeşitli konulardaki düşünceleri, kesinlikle bilinmesi gereken kural ve özellikleri birkaç kelime ile öz ve ahenkli olarak anlatan cümle, bir çeşit vecize veya bir slogandır. Sözcüğün kökeni Latince'deki "aphorismus" sözcüğünden gelmektedir.

Batı’ya has bir söyleyiş biçimidir. Bizdeki vecizeye benzer ancak biraz daha uzundur ve felsefidirAforizmalarda ileri sürülen fikirler, daha ziyade, başkalarının kabulünü beklemeyen yazarın sübjektif kanaatleridir.

Ne diyeyim sevgili Karaman. Yaşamım boyunca siyasi ve dini tartışmaları hep ölçülü kullanmaktan yana tavır aldım. Bu nedenle de, sağcısı, solcusu, futbolcusu, dincisi, dinsizi ve laiki ile her kesimden dostum oldu. Ben onları dinlerim, onlar da beni. Yorumlarımı da hep aynı minvalde yazarım. Facebook'ta birbirlerine hakaret edenleri kibarca ve dostça uyarırım.
Ben şimdi bunun üzerine ne yazayım ki?
Anlayan anlamıştır artık !!!

Bir zamanlar ırkçılara prim vermeyen Hollandalılar'ın, şimdilerde Wilders ve gibilerine yüzde 25 oy verecekleri tahmin ediliyor.
Peki ne oldu da Hollandalılar  böylesine çark ettiler ?  Kimine göre 11 Eylül, kimine göre İslam terörü, kimine göre IŞİD, kimine göre de sığınmacılar etkin oldu.
Peki nerede kaldı Hollandalılar'ın dini ve siyasi inançları?
Özellikle politikacılar. Prensipler uğruna mağlubiyeti göze almalılar. Hatta yok olmayı bile...

Fotoğraf lar:

HOLLANDA'NIN ESKİ IRKÇISI: Hollanda'nın tarihinde pek çok ırkçı vardır tabii. Ama son elli yılıki göçmen tarihinin ilk ırkçısı Joop Glimmerveen idi. O zamanki sağduyulu Hollandalılar O'na hiç prim vermemişlerdi.

PARLAMENTERLERİN ELİNİ SIKMADIĞI IRKÇI: Hollanda halkı 2001 yılına kadar ırkçılara prim vermedi. 'Hollanda, Hollandalılarındır' sloganı ile ortaya çıkan Hans Janmaat, 1981 seçimlerinde sadece yüzde 0,8 oy alabildi ama, Hollanda seçim sistemine göre tek başına milletvekili oldu.  O kadar ki, hiçbir parlamenter Janmaat'ın elini bile sıkmamıştı.

HİTLER'İN KLONLANMIŞI GEERT WİLDERS: Irkçılığın son alametifarikası Geert Wilders, bugünkü söylemleri ile Hollandalılar'dan puan topluyor. İnsanlığı hiçe sayan bu ırkçının faaliyetleri, Hollandalı ekonomistleri de düşündürüyor.
Zira bu tavır dışarıda hiç hoş karşılanmıyor.

HOLLANDA'DA 1972'DE HORTLAYAN IRKÇILIK HÜRRİYET'TE: Hollanda'da, Türk işçi göçü tarihinde ilk ırkçı saldırı 1972 yılında Rotterdam'da yaşandı. 4 yıl sonra da Schiedam'da aynı olayın bir benzeri gerçekleşti.  14 Ağustos 1972 tarihli Hürriyet gazetesi, Hollanda olaylarını günlerce birinci sayfadan vermişti.

SCHİEDAM TÜRKLERİ EVLERİNİ TERKEDİYORLARDI: Ne büyük tesadüftür ki,
14 Ağustos 1976 tarihli Hürriyet, Rotterdam olaylarından tam 4 yıl sonra, Schiedam'daki saldırıların ardından haberleri yayınladı.

NEBAHAT ALBAYRAK'IN AMCASI YARALANMIŞTI: Rotterdam olayları sırasında küçük bir yabancı kızı olan Nebahat Albayrak'ın amcası Mustafa Albayrak, yaralanmış ve komaya girmişti. Horlanan yabancıların kızlarından biri olan nebahat Albayrak, daha sonra Bakan seviyesine kadar yükseldi ve hak arayışı içine girdi.

  

BUNLAR DA HOLLANDA GAZETELERİ: Rotterdam ve Schiedam olayları Hollanda medyasında da günlerce yer aldı. Olayları önleyemeyen polis, medya tarafından çok sert eleştirlmişti.

*****

Yurtdışındaki yurttaşlarımızın siyasi kutuplaşmaları tehlikeli bir hal aldı
Amsterdam Tartışması'ından çıkan ortak karar: Kutuplaşmaya çare medeni ilişkilerdir...

AMSTERDAM,- Türkevi Topluluğu'nun geleneksel Amsterdam Tartışmaları'nın 42'ncisi Amsterdam'da gerçekleştirildi. Toplantıda bu kez, “Toplumdaki Kutuplaşmaya Karşı Neler Yapılabilir?” sorusu özel ve genel davetli misafirlerin katılımıyla enine boyuna irdelenip tartışıldı.
Tartışmada öne çıkan en önemli husus,   mevcut kutuplaşmadan herkesin rahatsızlık duyduğu ve buna karşı bir şeylerin yapılmasının elzem olduğu düşüncesiydi . Bunun sonucu olarak da, herkesin kendi çapında bir şeyler yapma gayreti içinde olacağını ifade etmesiydi. 

Yurtdışında yaşayan Türkler, ilk olarak 2014 yılında yapılan cumhurbaşkanlığı seçimlerinde, yaşadıkları ülkelerde oy kullanma hakkına sahip oldular. Bunun akabinde de, bu yıl 7 Haziran ve 1 Kasım olmak üzere iki defa da genel seçimler için oy kullandılar. Her ne kadar bir vatandaşlık hakkı olan seçme hakkının, biz diaspora Türkleri tarafından yaşadığımız ülkelerde oy kullanabilmek suretiyle yerine getirebilmesi memnuniyet verici olsa da, Türkiye’deki siyasi gelişmeler ister istemez bizleri de doğrudan etkilemektedir. Bu etkilenme aynen Türkiye’de olduğu gibi kutuplaşmalara yol açmaktadır. Gerek Türk toplumunun fertlerinin günlük hayatında, gerekse (sosyal) medyada kullanılan üslup, hem hakaretamiz hem de ötekileştirişi bir nitelik taşımaktadır. Aktörler olgu ve olayları kendi bakış açılarından değerlendirirken, farklı düşünenlere karşı hem sert hem de suçlayıcı ifadeler kullanmaktadırlar. Maalesef herkes birilerini ‘hain’ ilan ederek bu kutuplaşmaya azami derecede katkı sağlamaktadırlar. Bu tavrın sadece sıradan insanlar tarafından sergilenmesi, bir dereceye kadar anlaşılabilir. Ancak, toplumun önde gelenlerinin de aynı tavır içinde olması kaygı vericidir.

Amsterdam Tartışmaları'na toplumdaki konumları gereği özel olarak davet edilen misafirlerin bir genel değerlendirmesiyle başlandı. Misafir konuşmacıların hepsi aşağı yukarı aynı derecede gelinen noktadan duydukları rahatsızlığı ifade ederken, bunda payı olan gelişmelere de dikkat çektiler.

İlk olarak söz verilen Türk Federasyonu Genel Başkanı Murat Gedik, siyasetteki kaypaklığın buraya da sirayet ettiğini, tarafsız olması gereken kurumların da bu niteliğini siyaset uğruna yitirdiğini ifade etti. Gedik, buna ilaveten medeni ilişkilerin siyasetteki kirlenmeye çare olabileceğini de söyledi. Daha sonra söz alan Türkler İçin Danışma Kurulu İOT Müdürü Ahmet Azdural ise, dünyanın bir şiddet sarmalına girdiğini ve Suriye’deki savaşın bunda büyük rolü olduğunu söyledi. Toplumlarda her dönem kutuplaşma olduğunu ve içinde yaşadığımız Hollanda toplumunda da kutuplaşmanın var olduğunu, hatta ırkçılığın bile sıradanlaştığını belirten Azdural, herkesin kendine ait bir dünya görüşünün olabileceğini, bu dünya görüşünün özgürce ifade edilebilmesi gerektiğini, ancak bunun ifade edilmesi ve uygulanması esnasında aşırılığa kaçılmaması, başkalarının özgürlüğünü kısıtlanmaması gerektiğine vurgu yaptı.

Türkevi Topluluğu Başkanı Veyis Güngör ise, Balkanların İslamlaşmasında büyük payı olan Sarı Saltuk örneğinden yola çıkarak toplum fertlerine tarih şuurunun verilmesi gerektiğini belirttiği konuşmasında, farklı grupların birbirleriyle huzur içinde yaşamasının formülünün Sarı Saltuk felsefesiyle mümkün olabileceğini ve günümüz şartlarının da Sarı Saltuk’un yaşadığı 13. Yüzyıl şartlarıyla bir çok benzerlikler gösterdiğini söyledi. Nasıl o zor dönemlerden Sarı Saltuklar, Mevlanalar, Yunus Emreler, Hacı Bektaşi Veliler çıkmışsa günümüz şartları da yeni şahsiyetler ortaya çıkaracaktır diyen Güngör, karamsarlığa kapılmamamız gerektiğine vurgu yaptı.

Daha sonra söz alan duayen gazeteci İlhan Karaçay ise, kutuplaşmada sosyal medyanın rolüne işaret etti. Her önüne gelenin kafasına göre bir şeyler yazıp bunu paylaştığını ve bu durumun da insan ilişkilerini olumsuz yönde etkilediğini söyleyen Karaçay, aynı zamanda Batılılar'ın çifte standardına da vurgu yaptı. Kendilerine bir terör saldırısı olunca kıyameti koparan Batılılar'ın,  aynı hassasiyeti Türkiye gibi ülkelerin muzdarip olduğu terör hadiselerinde göstermediklerini belirtti.
İlhan Karaçay, geçmişten de örnekler vererek, ırkçılığın her geçen gün artmakta oluşunun nedenlerinin de araştırılması gerektiğini vurguladı.  

Türkiye'deki seçimlerde Kendisi de aday adayı olan Durmuş Doğan (TOVER) ise, Türkiye’deki siyasetin buraya birebir taşınmasının, bizim Türkiye siyasetine açlığımızdan değil, Türkiye’deki siyasetin menfaatinin olmasından kaynaklandığını ve bizim oraya doğrudan müdahil olmak yerine, gelecek nesillerin menfaati için yaşadığımız ülkeye odaklanmamız gerektiğini ifade etti. Doğan, buradaki meselelerimizin çözümü için, buradaki kurum ve siyasetçilere ihtiyaç duyduğumuzu ve ona yatırım yapmamız gerektiğinin de altını çizdi.

Eğitimci ve aynı zamanda Alevilik Araştırma ve Bilgi Merkezi Başkanı olan Veli Tongel ise, mevcut durumun küresel gelişmelerden soyut düşünülemeyeceğini ve küresel kapitalizmin bu kutuplaşmalardan menfaati olduğunu iddia etti.

Bizim Hollanda Platformu  Başkanı Fehmi Uzun, fiziken Hollanda’da yaşadığımız halde, beynimizin hala Türkiye’de olduğunu ve bunun da Türkiye’deki her tartışmayı buraya taşımamıza sebep olduğunu belirttiği konuşmasında, toplumumuzun demokrasiyi içselleştiremediğini, sandıktan istediği sonuç çıkmayınca bunu kabul etmek yerine farklı tercihleri olanları aşağılamayı seçtiğini söyledi. Özellikle sosyal medyada hiçbir doğrulatma yapmadan her türlü paylaşımın yapıldığını ifade eden Uzun, kritik ve analitik düşünme metoduyla bu meselenin kolayca aşılabileceğini söyledi.

Tartışmada söz alan Cemil Bilgin aslında meselenin bir ahlak meselesi olduğunu ve herkesin yapılan bir haksızlığa, kime ve kim tarafından olursa olsun karşı çıkmadığı sürece toplumda kutuplaşma ve ayrışmaların olacağını, bunun önüne geçebilmek içinse, ahlaki bir duruş sergilenmesi gerektiğini ifade etti.
Yine aynı minvalde olmak üzere Batı’nın dünyadaki çatışmalardaki rolü, küresel aktörlerin belirlemiş oldukları senaryoların uygulamaya sokulması ve bizlerin de bu senaryoların figüranları olduğumuz, bazı katılımcılar tarafından da ifade edildi. Meselenin küresel boyutu tartışmanın konusunu aştığı için daha fazla irdelenmedi, ancak başka tartışmaların konusu olması gerektiği hususunda bir konsensüs oluştu.

Kutuplaşmaya karşı nelerin yapılabileceği konusunda, katılımcıların üzerinde hemfikir oldukları bir çok noktanın öne çıktığı gözlemlenen tartışmada, somut teklifler de yapıldı. Uygulanması mümkün olan somut teklifler olarak şunlar ifade edildi:

  • Kutuplaşmanın önüne geçebilmemiz için bir takım müşterek değerler etrafında birleşmemiz lazım;
  • Siyasi bağnazlığı ve partizanlığı terk etmemiz lazım;
  • Kanaat önderlerinin düşüncelerini ifade ederken daha ölçülü olmaları lazım;
  • Herkesin düşüncesini özgürce ifade edebilmesi lazım;
  • Hemfikir olmayanların ‘hain’ ilan edilmemesi lazım;
  • Siyaseten farklı düştüğümüz kişilerle merhabayı kesmememiz lazım;
  • Birbirimize saygı ve sevgi ile yaklaşıp bizden olmayanı da kucaklamamız lazım;
  • Ortak çalışma kültürünü geliştirmemiz lazım.

Tartışmadan çıkarılabilecek en somut sonuç, farklı farklı düşüncelerin var olduğu bir toplumda yaşamamıza rağmen, bu farklılıkları pek hoş görmeyip bundan rahatsızlık da duyduğumuzdur. Bu durum, katılımcıların tümü tarafından 'kaygı verici bir gelişme' olarak kabul edilmiş ve böyle gitmesinin, toplumun huzurunu tümden bozacağı için müdahale edilmesi gerektiği üzerinde hemfikir olunmuştur. 

Kaynak:
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
RENKLİ HAYATLAR
  • Şehit Yakınları ve Gazilerden, Başarılı Genel Sekretere teşekkür
  • Irak ve Suriye tezkeresi Resmi Gazete'de yayımlandı
  • Şehit Ailelerine ziyaret
  • İran Devi Esteghlal Türk Teknik Direktör istiyor
  • Fenerbahçe 2-1 Beşiktaş
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Optimus Haber Portalı | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 541 797 95 79 / Faks : | Yazılım: CM Bilişim - Tasarım: INVIVA