• İstanbul9 °C
  • İzmir14 °C
  • Ankara11 °C
  • Manisa11 °C
  • Adana20 °C
Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Hocalı Katliamının 28inci yılında Osman Özbaş ın yazısı
25 Şubat 2020 Salı 21:09

Hocalı Katliamı'nın 28'inci yılında Osman Özbaş' ın yazısı

Azerbaycan'ın Hocalı kentinde 1992'de aralarında kadın ve çocukların da bulunduğu 613 kişi katledildi; bugünün acısına binaen yazarımız Osman Özbaş' ın yazısını yayımlıyoruz: ''HOCALI KATLİAMINDAKİ ÇUKUR'
Hocalı katliamı 25 Şubat 1992’de Ermeni komitacıların Hocalı kasabasına saldırarak, 83’ü çocuk, 106’sı kadın, 70’i yaşlı olmak üzere toplam 613 kişiyi vahşice öldürdüğü gündür. Bu katliamda 1275 kişi de Ermeniler tarafından esir alınmıştır.
 
Bugün dahi bu katliamda öldürülenlerin toplu mezarları ortaya çıkmaktadır. O dönem Azerbaycan’ın bağımsızlık yolunda büyük bir atılım yaptığı, ancak aynı zamanda derin acılar yaşadığı bir gündür.
 
1988’den beri Dağlık Karabağ bölgesinin Azerbaycan’dan koparılarak Ermenistan’a verilmesi için birlikte hareket eden Ermenistan ve Rusya’nın bu girişimlerine karşı Azerbaycan halkı direnme hakkını kullanıyordu. Örneğin Ermeni saldırılarının yükseldiği Ocak 1990 günlerinde, Azeri halkı yine sokaklara dökülmüştü. Buna karşılık o tarihte Rusya devlet başkanı olan Gorbaçov’un emriyle, Rus ordusu 19 Ocak 1990 tarihinde Bakü’de gece yarısı silahsız sivil halkın üzerine hücum etmiş, bu saldırıda çoğunluğu kadın, çocuk, yaşlı olmak üzere 133 kişi katledilmiş, 612 kişi ağır yaralanmış, 841 kişi ise cezaevlerine atılmıştı.
 
Sivil halkın gerçekleştirdiği sokak gösterileri bu direnişlerin bir parçası idi. Ancak Hocalı Katliamı başlıbaşına bir vahşetti.
 
Optimushaber.com imtiyaz sahibi Osman Özbaş, 'HOCALI KATLİAMINDAKİ ÇUKUR'  başıklı bir yazı kaleme aldı: 
 
x x x 
 
''Acılı baba öfke içindeydi;
 
‘’İnsanlık böyle bir vahşet görmedi,’’ dedi.
 
‘’Hocalı’daki katliam çukuruna atılan insanlar, öyle işkencelere uğradılar ki, insanlık utandı…’’
 
Anlatmaya devam etti:
 
‘’Bir çocuğun başını omzundan orakla biçtiler.’’
 
Konuşurken yutkundu, zaman zaman sesi zayıflıyordu: ‘’Bıçağın ilk sıyrığı kan sıçrattı, ölmemişti çocuk; kan boşalırken gözleri fırlayacak gibiydi, kendi kanını görüyordu…
 
‘’Yarısı kesildi başın, böyle ölüm görmedim; mor bir renkti oğlanın başı, kan moru; kara mor kızıl mor arası bir renkti…
 
‘’Şah damarı tutuyordu enseyi; başı son darbede koptu-kopacakken dahi canlı gibiydi; hâlâ ayaktaydı, iki adım atar gibi oldu, bacakları dolanıyor, ölemiyordu oğlan; gözleri pırtlamıştı yerinden; böyle bakış görmedim. Sonra asker çocuğun çenesini açtı, dilini çekti… dilini çekti koparırcasına. Sonra çukura attılar; diğerlerinin yanına.
 
‘’Asker, ‘’hemen ölmesin dedi.
 
‘’Başka askerler de birikti çukurun başında; sonra başka biri saçlarından sürüklediği kadını eliyle çekiştirerek getirdi; annenin göğüsleri kandı, ayakları, sırtı kan içindeydi, bıçakla karnını yarmışlardı… Ve hâlâ hayattaydı; az önce çocuğunu gözü önünde kesmişlerdi. Memeleri sarkık ve patlamıştı…
 
‘’Az öteden tele bağlanmış bir bacak getirdiler… İki ayağından iki uça çekiştirilen atlarla parçalanmış bedenlerden kalan insan organlarıydı…
 
‘’İnsanın hiç aklına gelmeyen işkenceler… Az ötede bir haykırış duyuldu; kızı tecavüze uğrayan babanın feryatlarıydı. Ki adam gözünü yumamasın diye kirpikleri arasına iğne koymuşlar; gözleri yırtılmıştı. Bir kütüğe bağladılar onu; yuvarlayarak çukurun başına getirip postalla deviriverdiler aşağıya.
 
‘’O ana kadar saçlarından sürüklenen kadın yanıbaşında bekletildi; ‘’Baba-aaaa!’ diye haykırışları duyuldu…
 
‘’Asker onu da attı aşağıya; çukura… Sanki dünyanın bütün mazlumlarını, bütün vicdanları, bütün insanlığı aşağıya itelediler. Arka arkaya yığdılar çukura: Bebeleri… ‘’Anne karnından çıkarılan embriyoları. Sonra meyitlerin gözleri koparılmış, bazılarının vücutlarında kül yanıkları var: Askerler içtikleri sigaraları onların bedenlerinde söndürdü,’’ dedi.
 
O kara çukurda, orakla biçilen baş, sürüklenen kadının göğsü, kolları kesilen bebeler, bütün vicdanlar, duyulmamış-görülmemiş bir acı feryatla çığlık çığlığa sessizlikle yankılandı bir an… ''
 
Asker elindeki meşaleyi çukura atmadan önce; ‘’çabuk bu işi bitirelim,’’ dedi…
 
Çukurun tepesinde duman moru- kara mor içinde sarı alev topundan bir meşale vardı; parladı, yalımlandı… Harlayıp aşağıya düştü.
 
Çukurda yangın küçük bir kıvılcımla başladı;
 
Önceden bidonlarla dökülen benzin bir anda değil, sanki acıyarak, ya da körpe ile yaşlısını ayırt eder gibi aralarında gezinerek dolandı, vücutlara sarılıp küllerini içine ala ala, kemirerek ilerleyerek yaktı; parmaklarını yalayıp dev bir kıvılcım olup harladı, alev aldı bir anda; alevden top gibi sıçradı yukarıya; çukur yanıyordu!
 
İnsanlık yanıyordu.''
 
 
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
RENKLİ HAYATLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Optimus Haber Portalı | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0542 820 94 44 - 0534 6787068 / Faks : | Yazılım: CM Bilişim - Tasarım: INVIVA