• İstanbul23 °C
  • İzmir24 °C
  • Ankara19 °C
  • Manisa22 °C
  • Adana22 °C

Şaban Taşçı

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

HIDIRLIK TEPESİ-NUHUN GEMİSİ Mİ?

12 Haziran 2019 Çarşamba 01:26

''Son buzul çağından günümüzdeki ara buzul dönemine geçişte, buzulların ilk ana ısınma dönemi 20.000 yıl önce başlamış ve 12.500 yıl öncesine kadar devam etmiştir. Bu dönemde Kuzey Avrupa ve Asya’daki buzullar çabukça çözülmeye başlamıştır. Bunun sonucu olarak, çözünen buzulların kenarında birbirleriyle bağlantılı büyük buzul gölleri oluşmuştur. Buzul göllerinden taşan bol miktardakı buzul suları güneye doğru akan Dinyeper, Don, Ural, Tobol, İris gibi büyük nehirlerle Karadeniz’i, Hazar Denizi’ni ve Aral Denizi’ni sürekli olarak beslemiştir...''  ( 5 000 Yıllık Sümer-Türkmen Bağları -Begmırat Gerey  Berlin / 19 Mayis 2003)               

Bu alıntıdan da görüleceği gibi eriyen Buzul sularıyla devamlı beslenen Karadeniz MÖ 12. Binyıla kadar aşırı yükselerek Boğaz oluşumuyla sularını güneydeki denizlere aktarma eğilimini göstermiştir. Karadenizin diğer bölgelerinin aksine Boğaza yakın Batı Karadeniz havzasında Dağların denize göre dağınık ve alçak konumu nedeniyle deniz seviyesinden 500-600 metre yükseğe kadar su ile dolmuş olması mümkün görünmektedir. Yani Tufan havzası olma ihtimali yok sayılamaz görünüyor.

2010 yılının 6-7-8 Eylül günlerinde Safranbolu festivali nedeniyle Sirk Gösterileri yapmak üzere ''Avrasya Sirki''nin bir birimiyle Safranbolu' daydık.Belediye ile protokolümüzü yaparak Sirk çadırını şehrin bir yerine kurduk, tanıtım vb işlerimizi de hallettikten sonra Safranbolu' yu keşif sondajlarına başladık. Eşinin işlettiği tarihi Safranbolu evi restorasyonlu butik otelinde kalmakta olduğumuz Mustafa Sarı Bey aynı zamanda aktif bir yerel Tarih araştırmacısıydı.Bizi önce Üçgen bçiminde devasa boyutlardaki Luwi yada Pala Hiyeroglif yazısı olduğu düşünülen dev bir yazılı taş kalıntının sergilendiği alana götürdü.Hiyeroglif yazılı taştaki figürler ona göre bir tufanı ve özellikleri olan bir gemiyi tasvir ediyordu.Çok ilginç geldi bize. Devamı ise Hıdırlık tepesindeydi.

Hıdırlık tepesi denilen doğal yükselti, adeta masa seklinde uzaktan bakıldığında Gemi slüetini andıran üstü düzlük bir tümülüs görünümünde yapıydı. Bu tümülüs şehir dışına doğru giden yolun kenarındaydı biraz ilerisinde mezarlık vardı. Şimdiye kadar gördüğüm mezarlıkların içinde en korunmuş ve düzenli olanıydı. Osmanlı, Selçuklu, Bizans, Roma hatta yazı biçimlerinden daha önceki tarihi dönemlere ait mezarlar mezar taşları ile birlikte korunmuş duruyordu.Safranbolu'nun içinde gezinirken ahşap ağırlıklı konutlaşma özelliğinden , neredeyse her evin giriş kapısının en üst noktasında çatıya yakın yerinde asılı duran Geyik Boynuzlarından, Ağaçerilerin gelip yerleştiği bir yerleşim olma ihtimalini düşünmüştüm. MS  500 lerden sonra Hazar Boyları bölgesinden Kafkasları aşarak Anadoluya gelip değişik bölgelere yerleştikleri bilinen Ağaçerileri boyunun bir özelliği de Doğayı olduğu gibi korumaya çok önem vermeleri ve güçlü bir çevreci olmalarıdır.Onların koruyuculuğunun Safranbolu' yu günümüze çok bozulmadan ulaştırmış olduğunu tahmin ediyorum.

Hıdırlık tepesine doğru ilerlerken Mustafa Bey bize yan duvarlardan birer avuç toprak almamızı istemişti. Taşlaşmış fosil yapılar halinde arpa, buğday, mercimek tanelerini seçebildiğimiz bir sert topraktı avucumuzdaki. Mustafa Beyin tezinin ilk kanıtı, Nuhun Gemisinin yan gövdesi boyunca ilerliyorduk. Geminin ambarındaki taşlaşmış hububat fosilleri ile karşıkarşıya idik. Hayretler içinde Geminin güvertesine yani Hıdırlık tepesine tırmandık. Yukarıda bizi daha ilginç sürprizler karşıladı.Geniş bir düzlük ve yer yer ağaçların olduğu bir alandı. Tarihi bir hayli eski bir Hıdır Baba Türbesi ve yanında küçük bir mescit ilk dikkatimizi çeken yapı oldu. Mustafa Bey yatırı olan Hıdır Babanın Balkanlardan gördüğü rüya üzerine Ölmek üzere bu tepeye gelip Ölümü beklediğini ve vasiyeti ile buraya gömüldüğünü anlattı.

Tepedeki düzlükte Hıdır (Hızır)Baba Yatırı yanısıra, Bizans döneminde yapılmış küçük bir kilise ile Yahudilerin küçük bir ibadethanesi vardı ve bunlar birbirlerine göre farklı yerlerde idi. Mustafa Bey'in anlatımıyla ilahi bir işaret olarak insanların dikkati çekilmek üzere üç dinin de kutsiyet atfedeceği bir mekanda bulunuyorduk . Tarih boyunca da öyle olduğuna dair bolca emare bulunuyordu. Ayrıca Köstendil Kaymakamı Hasan Paşa Türbesi ( 1845), Kurtuluş Savaşı Kahramanlarından Dr. Ali Yaver Ataman'ın (1955) Anıtmezarı bulunmaktadır. Bu yükselti hiç de tevatürleri boşa çıkarmayacak kadar özenle günümüze kadar adeta ilahi bir el ile korunmuş bir mekan olarak dikkatimizi çekti.

Sonuçta Nuhun Gemisi Tufan bitiminde 500 rakımlı bu tepede karaya oturmuş ve insanlığın bütün inanç farklılıklarına rağmen saygıyla buluştukları bir mekan olmaya devam ettiğine bakılacak olursa hiç de efsane gibi durmuyordu.Bu bölgede yaşamış Palalardan kalma Hiyeroglif büyük taş yazıtta da Tufan efsanesi anlatımı olabilirdi. Mustafa Bey hak verdik ve oradan ayrılıp Safranbolu Festivalinin bir başka enstantanesi için Üstü açık trübünleri olan Spor Salonuna geçtik. Sabahtan beri Palamut odunları küme küme yapılarak ateşe verilmiş Salonun beton zemininde orta yerde yaklaşık 50 metreye 50 metre ebadında bir kare zeminde Odun ateşleri oluşturuluyordu. Saatler süren bu işlem akşamüzeri yapılacak egzotik bir gösterinin ön hazırlığı idi. Ateşlerin alevleri azalıp odunlar iyice akkorlaşınca görevliler demir tırmıklar ve küreklerle ateşi zemine bir döşek misali serdiler. Otantik giysiler içinde bir bayan son kontrollerini yaptı, görevlilere bazı talimatlar verdi. Herşey hazırdı, Değişik bir etnik müzik ezgisiyle gösteri başladığında bazı ön bilgileri de almıştık.

Bulgaristanın Romanya sınırında Karpat Dağlarında bir dağ köyünde halen sürmekte olan eski bir Şaman Türk geleneğinin ritüeliydi canlandırılan. Gösterici kadın dizlerine kadar sıvadığı paçaları ile otantik yerel kıyafetleri ile ateş korların üzerinde müzik eşliğinde kah hızlı adımlarla zarif bir şekilde yürüyor, kah bazı figürlerle ritme uygun dans kıvrımlarıyla raksediyordu. Ayakları çıplaktı ve hiç ateşten etkilenmiş görünmüyordu. Gösteri ateş üzerinden inmeden neredeyse tam yarım saat sürdü. Seyirciler tribünleri doldurmuştu tek kişilik bu ilginç gösteri çılgınca alkışlandı.

Bir kaç saat sonra ise Tarihin derinliklerinden gelen ritüel kalıntılarının estetik gösterilere evrildiği bir sanat olan Sirk gösterimiz Harikalar Sirki çadırında başlayacaktı. Onca acılar çekmiş insanoğluna böylece umut, mutluluk ve sevinç yeldirerek hayatta kalmasının huzuruna varması için sanatçılarımız ellerinden geleni yapacaklardı.

 

Şaban TAŞCI-Tarih Okuyucusu 

sabantasci@gmail.com

 

 

 

Bu yazı toplam 352 defa okunmuştur.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
RENKLİ HAYATLAR
  • KELEBEK ÇOCUKLARI YARARINA MUHTEŞEM BİR DEFİLE
  • Türkiye Petrolleri, Akdeniz'i karış karış arıyor
  • TÜRKİYE DOĞAL GAZ İTHALATINDA DÜNYA ALTINCISI
  • Dionysos tiyatro kampında her gece bir etkinlik
  • “Rüya – Dream” Türkiye piyasalarına 21 Haziran’da girecek.
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Optimus Haber Portalı | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0542 820 94 44 - 0534 6787068 / Faks : | Yazılım: CM Bilişim - Tasarım: INVIVA