• İstanbul23 °C
  • İzmir29 °C
  • Ankara18 °C
  • Manisa21 °C
  • Adana26 °C
Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Helenler Batı Anadolu’ya sığınmacı olarak geldiler
27 Mayıs 2019 Pazartesi 15:48

''Helenler Batı Anadolu’ya sığınmacı olarak geldiler''

On parmağında on marifet olan; Antik Çağ araştırmacısı, spor adamı, tenis, dağcılık eğitmenliklerine gönül veren Ali Haydar Aksakal ile kültür ve tarih konularıyla ilgili röportajımız
Ali Haydar Aksakal uzun yıllar boyunca amatör spor kulüplerine; tenis, dağcılık eğitmenliklerine gönül veren, bu yolda pek çok gencin yetişmesine katkıda bulunanan bir isim.
 
Haydar Aksakal Ağabeyimizin bir önemli özelliği de kültür ve tarih konularına duyduğu okuma-yazma aşkıdır. Elindeki eserler, kütüphane raflarında sıralı kitaplar, zengin bir okuma birikimi olduğunu gösteriyor. Kendi imzasını taşıyan birçok eserin sahibidir.
 
Haydar Aksakal ile Anadolu' nun kadim kültürleri üzerine optimushaber'den Osman Özbaş konuştu.
 
1-

Haydar Ağabey, özellikle Batı Anadolu ‘ da ki yerleşim üzerine bir soru sormak istiyorum, uzun yıllardır Helenistik damgasını yemiş bu coğrafyada, İyonya olarak adlandırılan bu bölgenin kökleri bildiğim kadarıyla aslında ‘Yunan’ değil; bu konuda sizin incelemeleriniz var. Önce bunu sorayım, İyonya bölgesi neresidir ve bu bölge tarih öncesindeki Helen izlerinin durumu Batı’ nın sahiplenmek istediği gibi midir?

Antalya Ark. Fakültes,i’nden Ark. Dr. Profesör Fahri  Işık diyor ki:
 
“Batı Medeniyeti Manisa ve İzmir’den çıkmıştır. Yunanlılar bu medeniyeti Manisa ve İzmir Bölgrsi’nden aldı, Atina’da ambalajladı, Yunan Medeniyeti diye dünya’ya sattılar. Helenler Batı Anadolu’ya sığınmacı olarak MÖ 3000-1200 yılları arasında geldiler. Anadolu insanı (Luviler) gelen sığınmacılara aş verdi, iş verdi ve ev verdi. Dilleri adalarda ki ekonomik kolonilerde ticaret dili olarak kullanıldı. 
 
İonya Helenler Batı Anadolu’ya gelmeden de vardı. 2006 yılında Mısır’da bulunan bir yazıt “Büyük İonia’dan söz ediyor.” Onları geliş tarihinden de eski, bu yazıt hakkında bilgi, Işık’ın “Uygarlık Anadolu’da Doğdu” yapıtında da söz konusu. Luviler’in baş kenti Selçuk İlçesiydi. Tarihleri MÖ 7000’lere kadar uzanıyor. Göçler yüzünden Batı Anadolu’dan Adana Yöresine indiler. Müzelerimizde Luviler ile yazıt oldukça fazladır. İonia Bölgesi  Ege kıyılarında uzanıyordu. 
 
2-
 
Anadolu Kültürü deyince; yurt kavramı, Türk düşüncesi ve bu coğrafyaya ilişkin ortak paylar nelerdir Haydar Ağabey?.. Luvilere ayrıca bir başlık açarak da bu konuyu tarih derinliğinde ele aldığınız yazılarınız var
 
Batı Anadolu’ya Türklerin yerleşmesi binlerce yıl önceye dayanıyor. Ahlat mezarlığı dahi 1071’den öncedir. Anadolu tarihi yeniden yazılmalıdır; tarihin bir bölümünü ele alarak, kentlerin başlangıçtan bu güne, yaşamındaki olayları, yapıtları, kültürünü, harpleri ve bu bölgelere hâkim olan güçleri doğru tespit edip araştırmazsak, yaşadığımız kentin ve bölgenin tarihine ışık tutamayız. Elde yeterince bilgi ve belge olmayabilir. Araştırmaya devam etmek zorundayız. Bu ülke bizim ve bizler bu Anadolu topraklarında yaşıyoruz. Yaşadığımız coğrafya, iklim değişikleri, doğal afetler ve harpler yüzünden devamlı değişikliğe uğramıştır. Unutulan zamanları ve tarihi ortaya çıkarmak araştırmacı ve akademisyenlerin görevi olmalıdır.
 

LUVİLER - Anadolu' nun yerli halkı

Bu konuda Luvilere özel bir başlık açmak gerekir; 1906 yılında Hititlerin Başkenti Hattuşa’da bulunan çivi yazılı tabletlerin okunmasıyla, MÖ 2000’li yıllarda Anadolu’nun yerli halkı Luviler’in bu topraklarda yaşadığı ortaya çıktı. Hititler bu halktan Luvian/Luvili olarak söz etti. Hititler, bütün belge ve yazıtlarda “Nasili” denilen kendi dillerini, dini ve idari bazı yazıtlarda farklı bir dil kullandı. Helenler, bu ırkı Pelasgos diye andı. Pelasgoslar'ın dilinden kalma tarihsel isimlerin de Luvi diline dayandığı ortaya çıktı. Truvalılar'ın da Luvi dili konuştuğu söylenmektedir
 
Kimdir bu Luviler?..Luvi Krallığı’nın MÖ 2300-1400 yılları arasında Batı Anadolu’da kurulduğu, başkentlerinin Apasa (Bugünkü Selçuk İlçesi) olduğu söyleniyor. Anadolu’da Hint-Avrupa dil gurubunu konuşan kavimler vardı (Hititler, Luviler, Palaikolar). Luvi kralları, Doğuda Babilliler, Hurriler, Orta Anadolu’da Hititler ve Batı Anadolu kıyılarında Mikenler ve Ahhiyawalılar ile ticari ve kültürel ilişki içindeydi. Günümüzden, 9 bin yıl önceye uzanan tarihleri olduğu söylenilmektedir.
 
Luvi sözcüğü bu halkın dilinde “Işık İnsanları” anlamına gelmektedir.
 
Luvi sözcüğü bu halkın dilinde “Işık İnsanları” anlamına gelmektedir. Anadolu’nun en eski ana tanrıçası “MA” ya inandılar, yerleştikleri bölgede en yüksek dağa “Maya” adını verdiler. En önemli tanrıları da Apollon…  
 
17. yüzyılda, Luvi Kralı Tarhuntadaru, Arzawalılara karşı mücadele etti, Luvi tarihinin en büyük kralı olarak belgelerde yer aldı. Luvili heykeltıraşlar, kralın bir rölyefini Mira ülkesinin sınırı olarak Kemalpaşa (İzmir) yakınındaki kayalıklara oydu. MÖ 1.900 yıllarında Luvi Krallığı’nın merkezi, Güney Anadolu’da Çukurova Bölgesi’ne taşındı, dinsel bir krallık olarak tarihteki yerini aldı. Başkentleri, Komana ismiyle anıldı. Krallığın ne zaman yıkıldığı bilinmiyor. Güney Anadolu’da Luvi hâkimiyetinin sona ermesiyle, MÖ 1400’lerde Kızzuvatna Devleti kuruldu ve halkın büyük bir bölümünü Luviler oluşturdu. Hitit İmparatorluğu’nun yıkılmasından sonra, Hitit çivi yazısı unutuldu. Arkeolojik veriler ve bilimsel araştırmalar, Luviler'in Anadolu’da bilinen ilk uygarlığı kurduklarını göstermektedir. Anadolu kültürüne yaptığı en büyük katkı, hiyeroglif yazısıdır. Arkeolojik kazılarda Luvi hiyeroglifi ile yazılmış Hitit tabletleri bulundu.
 
Prof. Dr. Bilge Umar’a göre: “Tarih bilimi Güney ve Batı Anadolu’da Luviler’den önce yaşamış ve uluslaşmış bir halkın ve Luvi dilinden daha önce konuşulmuş bir dilin varlığını asla saptayamamıştır.”   
 
Luvi Dili, Anadolu uygarlığının bir kültür mirasıdır. Anadolu topraklarında dikilmiş sözlü anıtlardan birisi, annelerin bebekleriyle iletişimde kullandıkları ilk kelime Luvi kökenlidir. 
 
Luvi dilinden birkaç sözcüğün Türkçede karşılıkları: (Anni=Anne, Pati=Adım, Atti=Dışarısı, Tatış=Baba). “Luvi kelimesi” de Hitit ve Luvi dilinde “ışık insanı” anlamına gelmektedir.  
 
Luvi dili ve lehçelerinin çözülmesi, kültürel gelişimin ve medeniyetin Anadolu’dan Mezopotamya’ya ve Yunan Yarımadası’na götürüldüğü tezini güçlendirdi. 
 
Likya Uygarlığı, tarih sahnesine Hitit-Mısır savaşında ortaya çıktı. Hititler ve Mısırlılar arasında yapılmış Kadeş Antlaşması'nda, kil tabletlerde adı Hititçe “Lukka” olarak yazıldı. Likya Uygarlığı’nın Luviler'le bağlantı içinde olduğu görülmektedir. Likçe henüz çözülmedi. Luvi diliyle benzerlik göstermektedir. Likya dilinin, Luvi dilinin devamı ve bir türevi olduğu uzmanlarca kabul edildi. Likya dili ve alfabesi Büyük İskender’in Anadolu seferinden sonra unutuldu.  
 
Patara Antik Kenti’nde bulunan büyük Patara Yol Kılavuzu Anıtı'nın (Miliarium Lyciae) dört dille yazıldığı ve bu dillerden birisinin Luvi dili olduğu tespit edildi. 
 
İskender Dönemi'nde, Anadolu’da kullanılan Luvi ve Hitit kökenli isimler, Helenleştirilmeye çalışıldı, buna rağmen Luvice’nin esas yapısı korundu. 
 
Güney Anadolu’da Helen asıllı olduğu söylenen isimlerin çoğunun kökeni Luvice dilinden kaynaklanmaktadır. Kibele, Afrodit, Apollon ve Artemis gibi... Tanrıça adlarının birçoğu da Luvice' dir.  
 
3-
 
Batı Anadolu denilince kadim bir ‘medeniyet’ fikri ortaya atılıyor. Medeniyet düşüncesinin Batı ekolünce sahiplenilmesinde arkeolojik bulgular bir kanıt olarak gösteriliyor; özellikle Niobe üzerine böyle bir simgesel başlangıç var. Niobe kimdir?
 
Niobe, Kral Tantalos’un kızıdır. Spil Dağı’nda (Sipylus) yaşadı. Güzelliğiyle göz kamaştırıyordu. Ağa Beyi Pelops çok büyük bir servetle Yunanistan’a gitmişti. Orada Onu kral yaptılar. Olimpiyatları başlatan ilk insan olarak adını tarihe yazdırdı. Niobe ve Pelops öz be öz Manisalıydı. Anadolu insanıydı. Kral Tantalos’un ölümü ve Tantalis kentinin yok oluşu Niobe’yi çok üzdü. Acısını unutmak için Ağabeyinin yanına Peloponnesos’a gitti. Günlerini Thebai kenti ve çevresini gezerek geçiriyor. Manisa Sipylus Dağı hasretiyle yanıyordu. Thebai Kralı Anfion ile tanıştı. Onunla evlendi, yedi kızı, yedi oğlu oldu. Bir gün bir tapınağa gitti, orada insanlar Tanrıça için dua ediyorlardı. Niobre, insanlara Leto bir Titan kızı, onun bir oğlu ve bir kızı var. Benim Babam Kral Tantalos Anadolu’nun en güçlü kralıydı diye söylendi. İnsanlar Leto’ya dua etmekten vaz geçti, tapınağı terk ettiler.  Leto bu işe çok kızdı çocuklarına Niobe’nin söylevini, hakaret olarak kabul ettiğini söyledi. Oğlu Sanat Tanrısı Apollon Niobe’nin erkek çocuklarını, Leto’nun kızı Tanrıça Artemis’de Niobe’nin kızlarını öldürdü. Çocukların babası üzüntüsünden intihar etti.
 
‘Batı Dünyası Niobe’yi Havva Anne olarak görmüş.’ 
 
Niobe perişan bir haldeydi. Baba memleketi Sipylus Dağı’na (Manisa) dönmeye karar verdi. Üzüntüsünden kimseyle konuşmuyordu. İnsanların tesellileri boşunaydı. Gözyaşları sel olup akıyordu. İnsanlar Niobe kalbine taş bağladı, tanrı onu taşlaştırdı diyorlardı. O günkü bir yerel hükümet Niobe anısına bir kayayı el aletleriyle işleterek dünyanın en eski tanrısal kaya anıtını yaptırdı. Bu anıt Mısır piramitlerinden de eskidir. Yeri, Manisa'da, Çaybaşı' nda ki bu kaya halk arasında “Ağlayan Kaya” olarak anıldı; Amerikalılar en güzel çiçeğe Niobe ismini verdi. Kanada ülkesinde en büyük dağın ve gölün adı Niobe. Almanlar en büyük savaş armadasına onun adını verdiler. William Shakespeare Hamlet’te Niobe’yi oynadı. 1734 İtalyan Operalarında Niobe gündemdeydi. Adına şiir resim ve müzik yarışmaları yapıldı. Adı parklara, sinemalara, operalara ve milli parklara verildi. Adına roman yazıldı. Floransa Ufizi Galeri’de Niobe salonlarında, yüzlerce heykeli sergileniyor. Neden bu ilgi diye derinlemesine araştırıldığında ortaya çıkan sonuç; Batı Dünyası Niobe’yi Havva Anne olarak görmüş.
 
Lidya Devleti de MS 98’de Niobe’nin Ağabeyi Pelops adına para bastırdı. Adına para basılan bir aile mitoloji olmaz. Ortada unutulan ve bizim değer vermediğimiz büyük bir kültürel zenginlik var. Niobe bu bilgiler ışığı altında tanıtılırsa ve korunursa kentimizde ki turizm hareketi farklı boyutlara gelir. Bizim için büyük bir turizm potansiyelidir. 
    
4-

Haydar Ağabey, Mustafa Kemal Atatürk’ün kültürel konulardaki çalışmalarını dikkatle okuduğunuzu biliyorum; bu toprakların kadim geçmişi dahil olmak üzere, Orta Asya’ dan gelen ve bağımsızlıkla karakterleşen Milli bir vasıf var. Mustafa Kemal Atatürk ‘ün bakış açısında; tarih ve uygarlık anlayışında Anadolu’ nun yeri nedir?

Atatürk Anadolu Uygarlığına inandı. Bu konuda bilimsel çalışmalara öncülük etti. Anadolu’da Uygarlığın çok eskilere uzandığını söyledi. Gençlere, Sinan Meydan’ın kaleme aldığı “Atatürk ve Türklerin Saklı Tarihi” isimli eseri muhakkak okumalarını ve bu esere sahip çıkmalarını tavsiye ediyorum. Türk Dil Kurumunda Atatürk’ün düşünceleri tartışıldı, konular üzerine eserler ortaya çıktı. Atatürk bu yüzden Sümerbank ve Etibank’ı kurdu. Kökenimizin çok eski tarihlere gittiğini söyledi.

5-

Son sorum; Haydar Ağabey, Anadolu’ nun arkeolojik ve kültürel mirasında öğrencilere, topluma hangi mesajları vermek istersiniz?

Anadolu, Batı Anadolu’nun ve kentimizin kültürel ve arkeolojik mirası dünyanın hiçbir ülkesinde bizim ki gibi görkemli değil. Anadolu’da 3000 antik kent, on binlerce mimari objeler var. 
 
Tarihimize başka ülkeler sahip çıktı. Bizim kültürel ve turizm potansiyelimizi ve turizmden elde edeceğimiz geliri kullanmak istediler. Gençlere çok iş düşüyor. Önce yaşadıkları yörenin ve ülkenin gerçek tarihini bilmeleri ve öğrenmeleri gerekiyor.
Varlık içinde yokluk çekiyoruz. Batı dünyası yıllarca bize kültür emperyalizmi uyguladı. Anadolu’da yaratılan uygarlığa Helen uygarlığı adını verdi. Oysa Büyük İskender Anadolu’ya MÖ 334’de girdiğinde, ordusu  kentleri zapt etti, direnenleri yaktı, yıktı, kadınların ırzına geçtiler. Milet kütüphanesini Mısır’a taşıdılar. Büyük İskender, Helen değil, Makedon idi.  Persler İskender’e yenildi. Ve Anadolu bir müddet sonra toparlandı yeni bir dönem başladı. Avrupalılar bu döneme “Helenistik Dönem” adını verdiler. Ve Anadolu insanı ve yaratıcı güççü unutuldu. 
Gençler ve akademisyenler yazdırılan tarihe değil, gerçek tarihin üzerine gitmeli ve onu kültür mirası olarak  öz benliklerinde hissetmeli ve dünyaya haykırmalıdır.
 
“Ben Anadolu’yum”
 
res-2.jpg
 
 
 
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
RENKLİ HAYATLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Optimus Haber Portalı | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0542 820 94 44 - 0534 6787068 / Faks : | Yazılım: CM Bilişim - Tasarım: INVIVA