• İstanbul7 °C
  • İzmir8 °C
  • Ankara8 °C
  • Manisa9 °C
  • Adana16 °C

Dr.Muzaffer Yurttaş / Yazar

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

“Hayatı Yaşamak – Hayata Anlam Katmak”

06 Nisan 2014 Pazar 15:50

Yaşlılara hak ettikleri değerin ve saygının gösterilmesi gerekir. Bu amaçla sık sık onları ziyaret ediyoruz. Yaşlılık dönemi, herkes tarafından saygı ve itibar görmenin arzu edildiği, minnet ve şükran duygularının en üst seviyede beklendiği hassas bir evredir. Onların toplum ile bütünleşmelerini ve yaşama bağlı kalmalarını sağlamak, ömrünün büyük bir kısmını topluma ve ülkeye hizmetle geçirmiş bu insanlara şükran ifadesi olacaktır. Yaşlılık, geçmişin muhasebesinin yapıldığı, tecrübe ve birikimlerin yeni kuşaklara aktarıldığı, anılarla yaşanılan bereketli bir dönemdir. Gençler ümitleriyle, ihtiyarlar hayal ve hatıralarıyla yaşarlar. Her yaşın bir güzelliği olduğu gibi yaşlılıkta hayatın en güzel yanıdır.

Yaşlanmak demek hayattan kopmak, ölümü beklemek demek değildir. İnsan ömründe her yaşın kendine göre bir güzelliği vardır. Yaşlılarımızdan genç nesillerimizin elbette öğreneceği çok şeyler vardır. Onların hayat tecrübelerine paha biçilemez. Bir toplumda gençlerle yaşlılar arasındaki iletişim ve gönül köprüsü ne kadar sağlam olursa o toplumun geleceği de o kadar aydınlık ve güzel olur diye düşünüyorum.

Kıymetli büyüklerimizin yaşama sevinçlerini kaybetmeden, sağlıkla huzur içinde yaşamalarına katkı sağlamak, sevgi ve saygıda kusur etmeden gönüllerini hoşnut tutmak, hayatlarını kolaylaştırmak hepimizin insani sorumluluğudur. Onları huzurevlerinde değil yanımızda, çocuklarımızla ve gençlerimizle birlikte büyük bir ailenin bir bileni olarak yaşatmalıyız.

 

Eskiden; Çember çevrilir, Su musluktan içilir, Ağaçlara tırmanılırdı. Bebekler bezden, silahlar tahtadan, resimler kömür karasından yapılırdı. Kızlara ninelerinin, erkeklere dedelerinin isimleri konulur, saatli maarif okunurdu. Komşuda pişen bize, bizde pişen komşuya düşerdi. Geceler ayaz, sokaklar karanlık, yıldızlar parlak olurdu. Turşu, salça, mantı evde yapılır, karpuz kuyuda soğutulurdu. Erik ağacının çiçeği, pencere camımıza yaslanır, güz yaprakları bahçemize düşerdi. Kardan adam yapılır, evlerde soba yakılır, kış gecelerinde masal anlatılırdı. Merdiven çıkılır, aidat ödenmez, yönetici seçilmezdi. Evler badanalı, Sokaklar lambasız, mahalleler bekçili olurdu. Ajans radyodan dinlenir, çizgi roman okunur, defterlere kenar süsü yapılırdı. Hayat, Arkası yarın gibiydi, kesintisizdi. Her gün yaşanacak bir şey vardı. Herkes kendi düşünü kurar, kendi hayatını oynardı. Şimdi herkes yoğun, yorgun ve tek başına yaşıyor.

Hayat ardından koşulacak ve yakalanacak bir şey değil, yavaşlayıp etrafa bakarak ve hazzına varılarak yaşanması gereken bir serüven. Zamanımızı bilgisayar başında ve televizyon karşısında geçirdiğimiz için konuşmaya, konuşarak paylaşmaya zamanımız yok. Kelimeler anlamsızlaşmış, kısa ve ne idüğü belirsiz seslerin aldığı bir hal almış. Diyaloğun yerini kavga, iletişimin yerini çıkar için selam verme ve çıkar için anlamsız konuşmalar almış. Değerini bilmenin yerini tadını çıkarmanın, hazzın yerini hızın aldığı hız çağında yaşıyoruz. Çıktığımız dağın eteklerindeki laleleri, sümbülleri ve kuş seslerini dinlemek ve baharın kokusunu içimize çekeceğimiz yerde, gözümüzü zirveye diktiğimiz için hiçbir şeyi göremeden çıktığımız yokuş hepimizi yorgun ve stresli hale getirmiş. Herkes başarmak ve öne geçmek çabasında, el uzatma, yardım etme, gülümseme, dostluk ve sevgi diye bir şey kalmamış. Kıyasıya rekabet, çelme takma, düşürme ve öne geçme gayreti, fotoğraf karesinde görünme çabası nedeniyle herkes yarış atı gibi burnundan soluyor. Alçak gönüllülüğün yerini aşırı özgüven ve kibir, hizmet etmenin ve hayırda yarışın yerini gösteriş ve çokluk iddiası almış. Hep “başkaları ne der” diye düşünmekten, “Allah ne der” diye düşünememişiz. Sanki bir tiyatro sahnesinde seyircinin önünde yaşıyormuş gibi beğenilmek telaşındayız. Hayatı olduğu gibi yaşamak yerine, başkalarının rotasında ve çarkında dönmeyi, gönlümüzden ve içimizden geldiği gibi davranmak yerine seyredenlerin istediğini söylemek ve alkış almaya odaklamış bir yaşamı tercih ettik. Hep başkalarını rakip gören, karşımızdaki insanları durdurulması gereken ve öne geçmesine müsaade etmemek uğruna hayatımızı anlamsızlaştırdığımız bir mücadelenin içindeyiz. Oysa içe dönebilsek ve öz benliğimize girebilsek, atalarımızın misafirperverliğini ve diğergamlığını, muhabbetini, hoş sohbetini, sanat anlayışını, imece usulünü ve Haktan yana tavrını  benimsediğimiz gün hayat daha güzel ve anlamlı olacaktır.

Çabamız yaşlılığı bir çile ve sıkıntı dönemi olmaktan çıkarılıp, gerçekten herkes için bir ikinci bahar olması içindir. Yaşlısıyla, genciyle, erkeğiyle, kadınıyla huzur içinde yaşayan, saygılı ve hoşgörülü bir toplum oluşturmaktır. Eli öpülesi tüm büyüklerimin ellerinden öpüyorum, huzur içinde, aileleriyle birlikte sağlıklı ömürler diliyorum.    

Bu yazı toplam 691 defa okunmuştur.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
RENKLİ HAYATLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Optimus Haber Portalı | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0542 820 94 44 - 0534 6787068 / Faks : | Yazılım: CM Bilişim - Tasarım: INVIVA