• İstanbul29 °C
  • İzmir36 °C
  • Ankara32 °C
  • Manisa36 °C
  • Adana34 °C

Erdal Çil / Yazar

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

En son yürekler ölür

25 Aralık 2016 Pazar 23:48

Bencilleşip içine kapanan bir kuşaktan ne beklenirdi ki?

Ulaştığı, içinde bulunduğu kimi değerlerin bile farkına varamayacak kadar kendini kapatmış zavallı bir nesil…

Daha vahimi ise onlara örnek olup yol göstermesi beklenen büyüklerinin de kendilerini steril gettolarına kapamaları!

Meslek odalarına ya da bulundukları kurumlara kendilerini kapatıp sosyal hiçbir duyarlılığa katılmayan, tepki vermeyen, akmaz-kokmaz büyükler!

Sözümona hukukçu olmuşlardır, mühendis, mimar, hekim olmuşlardır ama içlerinde yaşadıkları cemiyetin bir şeyi olamamış büyükler!

Gençlere göre uzun bir süredir içlerine kapanmaları onları bağnaz ve sevimsiz de yapmıştır. Eleştiriyi sevmedikleri gibi eleştirmeleri bile bir lütuf halini almıştır zamanla. Yaparlarsa, eleştiriyi bile sadece kendilerinden olanlara yapar kendilerince seviyeyi düşürmemeye çalışırlar.

Kendi alanlarına dışarıdan birinin girmesine, kırmızıçizgilerinin aşılmasına tahammülleri neredeyse yok gibidir.

İlaç eczacının, hukuk hukukçunun, sağlık tıpçının, edebiyat edebiyatçının, ekonomi ekonomistlerin, din dincilerin işidir deyip habire sınıflar üretirler. 

Cemiyetin gözünden sakınıp, okutup adam ettiği biricik mekteplisi böylece bırakın adam olmayı kendi darmadağın olarak çıkar güzelim cemiyetinin içine ve kısa bir bunalımdan sonra da başlar büyükleri gibi bölücü, sınıfçı söylemlere.

 Artık vakit dönüşü olmayan dehlizlere dalış vaktidir.

Bu bağnazlıktan nasibini alanlardan biri de mesleği eczacılık olan Canan Tan. Bir sürü edebiyatçımız var iken, bir sürü gazetecimiz var iken bir eczacı nasıl olur da çok satanlar içine girer?

Aşkı bir de hastane koridorlarına sokmaz mı?

Feminist duyguların yoğunluğunda pırıl pırıl bir aşkın bir de kutsal bir bağışla taçlandırılması ne de güzel olmuş!

Elinize, yüreğinize, klavyenize sağlık!

Yıllardır sağlığın içerisinde olmama rağmen organ bağışı gibi zor bir görev üstlenen o elleri öpülesi insanların emekleri bu kadar mı güzel anlatılır?

Özene bezene yaratılmış ve yaratılmışların da en şereflisi olan insanın organlarının ölmeden başka birinde yaşaması bu kadar mı güzel betimlenir?

Hastanelere girdin; cerrahlarla, hekimlerle teşrik-i mesailerde bulundun ama değdi bütün bunlara.

Emin ol değdi!

En az cami hutbeleri, bakanlık spotları kadar yararlı olduğuna inanıyorum.

Ülkemizde çok satan kitaplardan birinin organ bağışını konu edinmesi asla küçümsenecek bir başarı değil!

Beyin ölümü gerçekleşen hastalardan yapılabilen organ bağışını yazarın feraseti bakın nasıl yorumluyor:

Buradan alınacak önemli bir mesaj var. Kalbin işlevini durdurmayı sona bırakan Tanrı, -aradaki zaman zarfında organları kurtarın- diyor bize. Kurtarılan organlarla sönmeye yüz tutmuş bedenlere can verin diyor”

Beyin ölüyor ama yürekler halen yaşıyor!

Yürekleri yaşatmaya, yüzleri güldürmeye, organların toprak olmaması hedefine odaklanan organ bağış emekçilerinin çalışmaları gerçekten takdire şayan. 

Özellikle Sağlık Bakanlığı verilerine göre İzmir, Muğla ve Manisa’ nın bağış sayıları oldukça gurur verici.

Yazarın en son ölür dediği yürekleri yaşatmaya ve henüz yüreğiniz var iken emanetçisi olduğunuz organları toprağa gömmemeye var mısınız?

        

Bu yazı toplam 1709 defa okunmuştur.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
RENKLİ HAYATLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Optimus Haber Portalı | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0542 820 94 44 - 0534 6787068 / Faks : | Yazılım: CM Bilişim - Tasarım: INVIVA