• İstanbul31 °C
  • İzmir37 °C
  • Ankara31 °C
  • Manisa37 °C
  • Adana34 °C

Erdal Çil / Yazar

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Elma Dersem Çık

05 Haziran 2015 Cuma 15:18

Bir kez daha anladım ve kendimi tanıdım ki; ben bu ülkenin insanını seviyorum!

Heyecansız, aksiyonsuz duramıyor hatta kendileri neyse etraflarını da bir anda aynı ateşli ortama sokuveriyorlar. Onları öyle kenardan, uzaktan seyrederek keyif yapamazsınız. Bir müddet kendinizi tutup sadece izlemede kalabilseniz bile öyle bir anda çekiverirler ki kendi gündemlerine; siz bile kendinizi tanıyamazsınız.

İşte yine bir seçim arifesindeyiz ve yine sanırsınız ki bu seçim bir ölüm-kalım ya da olmak ya da olmamak meselesi.

Bizim on sekizli yaşlarda henüz oy kullanma hakkımız yoktu!

Yani resmen seçemiyorduk bile. Ama gel gör ki her birimiz, henüz karşı cinsten bir arkadaşımıza bile hangi iki kelimeyi art arda getirip söyleyeceğimizi bilemezken, söz konusu ülke, dünya insanlığı, adalet, barış falan olduğunda ise değme âlimlere taş çıkartır cinsten beylik laflar ediyorduk.

Sözde seçmiyorduk ama seçtirecek kadar bile cüretkârdık ve şişirilmiştik.

Cüretkârdık ve eminim bizi şişirenlerden daha da yürekliydik. Cesaretimiz hepten cahilliğimizden değildi. Bizim delikanlılığımızı istismar edip, yüreklerini bizden gizleyen, kendi korkularını, vehimlerini hatta çıkarlarını ve ikballerini bizim o kocaman yüreklerimizin ardına gizleyecek kadar hesabi odakların varlığı ile henüz tanışmamıştık. Habire korku salıyorlardı üzerimize. Yok, ülke elden gidiyormuş, yok komünizm geliyormuş, yok Amerikan Ajanları kol geziyormuş falan!

Gözlerimiz kendi yanımızdakilerden başka herkese kapalıydı ve ancak yanımızdakilerin dilini anlamaya konumlandırılmıştık. Diğerlerine ya acıyorduk, ya da yok etme üzerine konuşuyorduk.

Okuduğumuz bütün kitaplar tahrik kitaplarıydı ve tahrip güçleri çok yüksekti.

Kendi evimizde annemize, kardeşimize, komşumuza anlatmaktan acizken davamızı; bizi anlamıyor diye bir kısmımız küsmüştü bile ülkemize.

Her seçim heyecan had safhaya çıkar, günler öncesinden harita metot defterlerine çizelgeler hazırlar ve partimizin hangi belde de ne kadar oy aldığını pür dikkat radyodan dinleyerek tablolar oluştururduk.

O zaman partilerimiz de aynı bizim gibi tertemizdi ve küçüklüğünü de biz bu temizliğine bağlardık.

Değişmeyen tek şey, değişimin ta kendisiydi! Zaman değişiyordu, nesil değişiyor, beklentiler değişiyordu ve yeni nesil artık bizim gibi değildi.

Bizim dilimiz vardı konuşamamıştık. Kalemimiz vardı yazamamıştık. İnsandık ama anlaşamamış belki de anlaşılamamıştık da.

Şimdikilerin dilleri daha büyük, kalemlerinin ucu daha sivri.   

Konuşmaları sövmelere kadar uzanıyor. Yazı diye çoğu kez küfürbazları okur oldular ve bir zamanlar hürriyet istiyoruz diye başvekilin boğazına sarılanlara şaşırırken, kendi başındaki büyüklerini inkâr eden Tanzimatçıların idrakini aratacak kadar bir Jöntürk tavrı ile karşı karşıyayız.  

Kökünün nereye kadar uzandığını göremesek bile dallarının uzandığı yerlere bakarak hayra yoramayacağımız bir jön tavır.

O hesabi odakların şimdi hangi planlar üzerine konumlandıklarını ve bizden neler istediklerini bilmem görebiliyor muyuz?

Tartışılabilirleri vardır elbet. Gelip geçenleri, gelip geçenlerin yazdıklarını, düzenlerini vs. Ama altı üstü bir seçim için de Jöntürk kabalığı ile ne bulduysam aşağılayıp incitip, kırıp dökemem. Birilerinin devlet olgusu bizimki kadar olmayabilir veya devlet tanımları farklı olabilir ama ben de kalkıp bunları eleştireceğim diye devleti namlunun ucuna koyup, düşmanlık yapamam!

Bu devlete düşmanlığı amaç edinenler var mı?

Elbette…Ama onları biliyoruz ve bu saatten sonra da kusura bakmasınlar asla onlarla bir olamam!

Egeliyim ve çocukluğumda kendi izini süren jandarmaya asla ateş açmayan Yörük Ali hikâyelerini dinleyerek büyüdüm. Sonra gençlik yıllarında da bu ülkenin askeri polisi ayırmadan sürekli saldıranlarla beni aynı teraziye koysalar bile asla devlete ve mukaddesatıma düşmanlık yapmadım. Şimdi yine devlet dediğimiz mekanizma ve kutsalımız yine kurunun yanında misali bizi de yakıyor çokça ama çok şükür yine de safım belli ve yine de hiçbir güç beni devletimin ezeli düşmanlarıyla aynı safa itemeyecektir.

…………………………………………………………………………………………………

Bizim gençliğimizden bu yana değişmeyen ve hep tekrar edilenler de var.

Mesela biz de sevgiden, saygıdan, barıştan, adaletten bahsederdik. Şarkılarımız; kaderimizde hep güzeli aramaktan bahsederdi.

Görüyorum ki halen aranıyorlar.

Yanlış yerde mi aranıyorlar acaba?

Öfkenin, şiddetin, yığınların üst üste olduğu yerler, doğru yerler mi acaba?

Ürkek bir ceylan ya da güvercin gibi çekilip bir yerlerden izliyor olmasınlar bizi?

Ben arayıp, izini sürmeye devam edeceğim onların hatta sesimi duyuyorlarsa lütfen cevap versinler.

“Elma dersem çık,!”

                                                                                                       

Bu yazı toplam 928 defa okunmuştur.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
RENKLİ HAYATLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Optimus Haber Portalı | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0542 820 94 44 - 0534 6787068 / Faks : | Yazılım: CM Bilişim - Tasarım: INVIVA