• İstanbul9 °C
  • İzmir7 °C
  • Ankara1 °C
  • Manisa6 °C
  • Adana11 °C

Şaban Taşçı

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

DİLLİRGA’LI KIZ

23 Ocak 2020 Perşembe 20:27

Yıllar önce Kıbrıs’a gittiğimde Mağosa’da da kalmıştım. Kaldığım butik otel eski bir Mağosa aile evi idi.İşletmecisi Berna hanım ve eşi Şevket ÖZNUR ile de tanışıp sohbet etme imkanımız olmuştu. Doç.Dr. Şevket ÖZNUR Yakındoğu Üniversitesi Öğretim Görevlisiydi, pek çok yayını ve makalesi vardı. Otel Lobisinde eşi; onun kitaplarını da hem tanıtıyor hem isteyenlere satıyordu.Lobi küçük bir kitabevi gibiydi. Zaten, bu otelde kalmayı ;bu kültür dokusu nedeniyle tercih etmiştim.Otelde iken okumaya başladığım ‘’Öyküleriyle Kıbrıs Halk Türküleri/Havaları’’ kitabını değerli Kıbrıslı  Halk Bilimci Şevket Öznur’a imzalatarak ayrılmıştım Otelden.

Kitabın 65. Sayfasında ‘’Dillirga’dan Gece Geçtim’’ başlığıyla , müzikal analizi ve edebi değerlendirmesiyle birlikte Türkünün kaynaklık öyküsü de anlatılmış.Şu an Telefonumun çalma sesi; Efgan Şeşen’in Islıkla Dillirga ezgisinden oluşuyor.Çok hoş bir Kıbrıs ezgisi.Sözleri de şöyle;

Dillirga’dan gece geçtim suyundan içtim                                                                          Badem gözlü bir yar gördüm kendimden geçtim

Dillirganın tepeleri denize bakar                                                                                      Köy gızları saçlarına çiçegler Dakar

Çileg üzüm diyarısın nazlı bir yarsın                                                                                                                             Mavi dalgalar boyunca  sen uzanırsın

Türkü’nün aralarda ‘’Lara lay la la li la li la lay’’ diye devam eden nakarat bölümleri de var. Türkçe bestesinin sözleri Cemal Özgürsel tarafından dilimize kazandırılmış.Nakaratıyla birlikte adeta Kıbrıs’ın Milli marşı gibi, hem Rum hem Türk versiyonları aynı coşkuyla söyleniyor bin yıllardır. Şevket Öznur bu türkünün açıklama kısmında; ‘’Dillirga diğer adıyla Erenköy günümüzde KKTC sınırları dışında bulunan ilginç bir Kıbrıs Türk kantonudur.Oraya ulaşım daha çok denizden yapılmaktadır.Arada Rum toprakları olduğundan karadan gitmek imkansızdır.Yeşilırmak veya diğer adıyla ‘’Limnidi’’(*) köyünün adeta bir devamı olan bu Türk kantonunda eski Erenköy, Süleymaniye, Gündoğdu, Yağmurlan gibi eski Türk yerleşim bölgeleri vardır. Bu bölge , Kıbrıs Türk ulusal mücadelesinin adeta efsane yerlerinden biridir.’’diye anlatır.

Kurucuları ve kuruluş yerleri Akhisar olan Türk Sirkleri ( Harikalar Sirki, Safari Sirki, Turkuaz Sirk )’nin Organizasyon sorumlusu olarak defalarca gittiğim Kıbrıs’ta şu anki KKTC bölgesinde gitmediğim köy, ilçe kalmamıştır diyebilirim.Tabii Kıbrıs tarihine, kültürüne olan ilgim de paralel olarak; yerinde inceleme imkanı ile birlikte, daima var olmuştur. Dillirga’yı biraz incelediğimde görüyorum ki bu bölge Kıbrıs tarihinde de önemli bir yere sahip.

‘’Farklı Bir Kültür: Dillirga’’ isimli iki ciltlik kitabın yazarı Orhan Oydaş değerli bir yerel araştırmacı.1960’lara kadar, Kıbrıs Cumhuriyeti kuruluşuna kadar Dillirga’da yaşamış, okumak için Türkiye ve İngiltere’ye gittikten sonra dönüşünde 1963-1964 olaylarında yakın çevresiyle birlikte bölgedeki Rum katliamlarına şahitlik etmiş, Kıbrıs Türk direniş mücadelesinin ilk filizlendiği yer olan bu bölgedeki mücahit örgütlenmesine de şahitlik etmiş bir kişi.Kitabıyla ilgili Kıbrıs’ta yayınlanan ‘’Halkın Sesi’’ gazetesine verdiği röportajda; ‘’Dillirga’da her iki halk Kıbrıs Rumcasını kullandı. Bölgede Türk ve Rum okulları açıldıktan sonra Rumlar, Yunan dilini, Türkler Türk dilini öğrenmeye başladılar.Türk okullarındaTürkçe öğrenen Dillirga çocukları, 1950’lere kadar okul dışında genellikle Kıbrıs Rumcasını kullandılar.’’(**)

Dillirga bölgesi ile ilgili ‘’ Kelepçe’’ adlı bir belgesel çeken Dillirga’lı Rum  sanatçı Adonis Florides, bionet.org sitesinde yayınlanan röportajında ; ‘’ Benim için belirleyici olan, tarih değil yaşadığımız coğrafyadır.Bizim durumumuzda dil de özel bir durumdur.Çünkü konuştuğumuz lehçe Yunanistan’da da kolay kolay anlaşılmıyor, Türkiye’de de kolay kolay anlaşılmıyor. O nedenle çok özel bir durumumuz vardır.Pratik biçimde konuştuğumuz dili yazma yöntemimiz de yok.Oral bir dildir, kimi zaman bir Kıbrıslı Türk’ün konuşmasını dinlerim, aynı müziği duyarım. Kıbrıs’ta konuşulan Rumca mı, Türkçe mi diye ayırt edebilmem için de dikkatli dinlemem gerekir. Bunlar iki toplum arasındaki pek çok benzerlikten biridir.(…) ‘’

Tylliria (Dillirga) adı ile anılan yer; Trodos dağlarının kuzey eteklerinin denize ulaşan en sarp, kayalık , kendine özgü gizemli bitkileri olan bir bölgededir.Tylliria adı buraya ilk yerleşenlerden beri değişmeden kullanılan adlardan biri olarak araştırmacıların ilgisini çekmiştir. Eski Grekçe etimolojisine uydurulmaya çalışılsa da Tylliria adı bu çabaya uyum sağlamıyor.1895 yılında Enkomi’de bulunan Cypro-Minoan tabletleri ve diğer buluntular Enkomi’nin, Alasia olduğunu kanıtladı.Linear A Minoan yazısı ile çok benzeyen Kıbrıs yazısı ve dili; Etrüsk yazısı ve Göktürk yazıtlarındaki yazıların hepsinin ortak noktası, tek bir noktalama işareti ihtiva etmeleridir,’’:’’ yani iki nokta üst üste işareti bu yazıların hepsinde de kullanılan noktalama işaretidir. Grekçe, Fenike dili, Latince temel alındığı için de çözülememiş hiçbiri. Kazım Mirşan gibi ön Türk dili uzmanları bu yazıların eski Türkçe kuralları uygulanırsa çözülebileceğini iddia etmekteler.Öyle anlaşılıyor ki, Anadolu’nun batı kıyılarından çıkış yapanların kendi yaşam tarzlarına uygunluk buldukları bir bölge olarak Dillirga, Adaya çıkıp yerleştikleri noktalardan birisi olduğu anlaşılabilir.Bin yıllar sonra 1963 yılında Enosisci Grivas militanlarının bölgedeki katliamları üzerine Kıbrıs dışında okuyan Üniversite öğrencilerinden Silifkede toplanan 500 Türk genci Teknelerle Dillirga’ya çıkarma yaparak Mukavemet Teşkilatının ilk mücadele kıvılcımını ateşlemişlerdi.Buranın adı Kıbrıs Barış Harekatından sonra Erenköy olacaktır.Türk köylüleri ise Karpaz bölgesindeki Yeni Erenköy’e göç edecekler, Dillirga ( Erenköy) Şehitlik olarak muhafaza edilmeye devam edilmektedir.

Alasia kentinin keşfinden sonra, diğer bakır madeni yatakları bölgelerindeki yerleşimler ve kalıntılar önem kazanmaktadır. Önceki yazımızda Lefke konusunu açıklamıştık.Dillirga Lefke’nin batısında, Gemi Konağı (Omorfo) körfezinin batı ucunda yer alan keçi besiciliği yapılan bir bölgedir.Keçi otlatan köylüler makilikler içinde ‘’cistus’’ çalılarından kısmen keçilerin de yardımıyla ‘’Ladanum’’ isimli bir bitki etken maddesi elde edilen otları toplayıp satarlarmış.Skuryotissa ve Apliki çevresindeki Bakır madenleri MÖ 3 Binlerden beri çıkarılmaktaymış.Bu bilgiler  Alasiya ile birlikte Lefke ‘yi kuran, madenleri işleyen halkın ilk çıkıp yerleştiği yerlerden birinin Dillirga çevresi olduğu fikrini güçlendiriyor. Mikenler (Aka’lar) ise efsane anlatımı ile Homeros’a göre, MÖ 1100 Truva savaşı dönüşü Gemisiyle Omorfo körfezine yanaşıp kıyıya uzak bir noktaya Vouni yerleşimini kolonize ettikleri bilgisi vardır.Atina Kralının oğlu hemen geri dönmüştür.Attik Dellos Deniz Birliği zamanında Mısır’a yaptığı seyahatten dönen Solon bu kente uğramış ve Kentin yerinin bugünkü Soli’de olması gerektiğini önermiş ve Adadan ayrılmıştır. Bu tavsiye ile kurulan Solona atfen Soli adını almış olan bu kent Yunanlılar için sürgün edilecek asilerin  gönderildiği bir kalebend işlevi görmüş olduğu anlaşılmaktadır.MÖ IV. Yy’da kuvvetlenen Soli’liler Vouni’de kurulmuş gözetleme garnizonunu tahrip etmişlerdir.(Prof. Dr. Cevat R. Gürsoy- Kıbrıs Müşahadeleri- AÜ.DTCF Dergisi-Cilt XX Sayı 3-4 Temmuz – Aralık 1962 ) Yunanlıların Kıbrıs ile tarihte tespit edilen ilk ilgileri bu gelişmeler olmuştur. Akabinde Salamis, Poli,Baf ve Kurium kentlerinin ilk kurulumlarında etkileri olduğu, Fenikelilerin Kitium,Amathus,Lapithos kentlerini oluşturdukları ve iz bıraktıkları Tarihçilerce ifade edilmektedir.

MÖ 4 000 yıllarından beri Ledra/Ledry olarak isimlendirilen kentin adı MS IX. Yy’dan itibaren Lefkoşa/ Leucothea(=Leuco+thea=Lefko+aşa=Lefkoşa),olarak kullanılmaya başlanmıştır.Lefke adıyla’da yakın seslere sahip bu adlandırma, yine Helenik Tarihçilerce yakıştırmalara konu olmuştur. MÖ 3. Yy’da Ptolemeosların Prensi olduğu iddia edilen Lefcosy’nin, Adayı Mısır adına istila edip Lefkoşa kentini kurduğu ve adının verildiği, efsaneleştirilmek istenmiştir.Gerçek bu değildir; Lefke(Leuco=Ak,beyaz-yeşillik meyvelik ağaçlık yer) ön ekli Lefkoşa dışında Lefkara,Lefkonuk,Leftari isimleri de Kıbrıs’ın  diğer yerleşim adlarıdır.Lefkoşa adını oluşturan son ek AŞA sözcüğü için sözlüklerde rastlanan anlamlar şöyle;’’Rusya Altay bölgesinde Çelyabinsk’te, Sim nehri kıyısında bir kentin adı.Eski binalar, eski yapılar olan yer.Aşırı, ziyade, aşkın.Gece gözlerin görmeyip gündüz görmesi.’’  Lefkoşa şehri ;eski binalarında kullanılan taşlar da Kıbrıs taşı denen beyaz açık sarı bir taş nedeniyle ve yakın zamanlarda beyaz badanalı binaları ile bembeyaz bir şehirdir.Tam ortasından Kıbrıs’ın en uzun nehri olan Kanlıdere geçer.XII. yy’dan itibaren Luzinyan Krallığı döneminde başkent yapılmıştır.

Lefkara; Leymosun ( Limasol)’ dan Trodos Dağlarına doğru giden köy yollarının kavşağında bulunan bir kenttir.’’Lefkara Nakışı’’ adıyla bilinen keten nakış işlemesi ile tanınır. Bu nakış çok eski dönemlerden gelen bir özelliktir.Beyaz ipler arasına sadece yeşil iple işlenen desenlerden oluşur. En meşhuru Dere motifidir. 14. Yüzyılda adayı ziyaret eden Leonardo da Vinci Lefkara’da konaklamış, burada gördüğü ‘’Dere’’ motifli bir masa örtüsünü satın almıştır. İtalya’ya dönüşünde Milano Katedraline bağışladığı bu masa örtüsü halen sergilenmektedir. Leonardo da Vinci’nin ünlü ‘’Son Yemek’’ tablosunda yemek masasının örtüsünde bu Lefkara işi nakışlı Dere motifi resmedilmiştir.

Kıbrıs’ta hem Rumlar hem Türkler tarafından sahiplenilen bazı kültürel değerler de incelenmeye değerdir. Karagöz gölge oyunu böyledir.Yakın dönem Kıbrıs Türkü, Karagöz gölge oyunu araştırmacısı ve sanatçısı Mehmet Ertuğ’un derlediği eski Karagöz oyun metinleri hem ağız olarak,hem oyun karakterleri olarak hem de konu özellikleri bakımından tamamen Kıbrıs otantikliği barındırır.Anadolu Karagöz gölge oyunu özellikleri ile aynı kökten kaynak aldığı kesindir, fakat sonradan devşirilmiş gibi de durmamaktadır.Yine araştırmacı Mehmet Ertuğ’un Baf köylerinden derlediğini ifade ettiği Meddah gösteri metinleri de otantik özgünlük taşıyan Kıbrıs Meddahlık örnekleridir. Bu araştırma metinleri KKTC Milli Eğitim Bakanlığı Edebiyat ders kitaplarında ayrıntısıyla ders konusu yapılmışlardır.Araştırmacı Celal Esat Arseven  , Karagöz’ün başındaki başlığın ( Işkırlak) Hititlerin giydikleri başlığa benzediğini, menşe araştırmalarının bu yönde yapılması gerektiğini önerse de, Sibirya’daki Yakut Türklerinin geleneksel başlığı görüntü olarak Karagöz Işkırlak’ının aynıdır.

Hititlerde bilinen, kullanılan bağlama Kıbrıs halk müziği kültüründe çok az olarak yer bulmuştur.Bazı türkülerin sözlerinde adı geçer.Zeybek müziği, oyunu ve kıyafeti ise neredeyse Kıbrıs ile özdeşleşmiştir.Halikarnas Balıkçısı( Cevat Şakir Kabaağaçlı ) zeybek dansının Dionisyak kaynaklı olduğunun hoplama ve zıplamalardan belli olduğunu, zeybek sözünün de ‘’obekhos’’, ‘’to bekos’’ ve ‘’ibakkhi’’ sözlerinden geldiğini ve batı Anadolu!da bu isimlerin tanrı Bakkhos tarikatına , ya da birlik derneklerine verilen adlar olduğunu yazmaktadır.MÖ 7. Yüzyılda Bakkhos akımının Yunanistan ve Balkanlara yayıldığı bilinmektedir.Zeybek oyunu oynayan ‘’İbakhiler’’in Batı Anadolu’da özellikle Sardis, Aydın, Ödemiş bölgelerinde yaşadıkları , Roma İmparatorluğu döneminde bile Batı Anadolu’da ‘’io bakkhoi’’ derneğinden bahsedildiği bilinmektedir. (Prof Dr. Mehmet Eröz- Milli Kültürümüz ve Meselelerimiz )

Doç. Dr. Şevket Öznur ‘’Öyküleriyle Kıbrıs Türk Halk Türküleri/ Havaları Cilt . I ‘’kitabında , 189. Sayfada ‘’Köroğlu’’ Türküsü bölümünde ; ‘’Yayınından çokça yararlandığımız Yorgiyos Averof’un müzikle ilgili kitabının 118. Sayfasında ‘’Zeybek havaları’’ yla ilgili genişçe bilgi verilmektedir.Yazara göre Zeybekler İzmir civarında yaşayan bir ırk olup, Zeybek adı altındaki oyun havaları da Kıbrıs’ın dışında Anadolu’da ve Trakya’da da bilinip oynanmaktadır.

Kıbrıs’ta oynanan Zeybek havalarının da , bu yerlerden adaya gelmiş olması ihtimalinden söz etmektedir.Ada’da yüzyıllardan beri birlikte yaşadıkları ve Anadolu kökenli Türklerin  de benzeri oyunlar oynadıklarını her nedense ya gerçekten bilmiyor veya göz ardı etmektedir.Yalnız zeybek havalarının  sadece erkekler tarafından oynandığı ve birbirleri arasında küçük farklar bulunduğu ifade edilmektedir.’’açıklamasıyla Kıbrıs’ta oynana Zeybek oyunlarının Rumlarca da benimsenip oynanmakta olmasına rağmen kökeninin Anadolu olduğunu , Türk kökeni bulunduğunu polemik konusu olarak iddia etmektedir.

Aslında eski Kıbrıslıların, sonradan değişik yerlerden Adaya göçenler hariç Anadolu’nun kadim dönem halklarından oluştuğu Arkeolojik, Kültürel, Etimolojik hangi bilimsel araştırma yapılırsa yapılsın bariz olarak karşımıza çıkmaktadır.

DİPNOT

(*) :Çanakkale boğazı ağzında bir ada olan Limni’ de antikçağlarda Etrüsk diline benzer bir dil kullanan bir halkın yaşadığı anlatılmaktadır.MÖ 5. Yüzyıl Helen yerleşimi öncesi adada konuşulan dil Pelasg dili olarak tespit edilmiştir.Başkenti Amazon (İskit) adı çağrıştıran Myrina’dır.Demircilik Tanrısı Hephaistos’un adası olarak bilinir.Limni adasında bulunan (Tin-i Mahtumyani) Mühürlü Toprak özellikle yılan sokması ve zehirlenmelerin devası olduğunu bilen Fatih Sultan Mehmet , Venediklilerle Adanın devrini içeren bir anlaşmada ısrarcı olmuş ve İstanbul’da yaşanan Veba salgınından bu toprak sayesinde tedbirli olduğu rivayet edilmiştir.MÖ 5 000 öncesi tarihine sahip bir adadır.Yunan kaynaklarında Ada halkı Traklar olarak anılmaktadır.Kıbrıs’da bu ada isminin yerleşim yeri adı olarak kullanılması da dikkate değer bir ayrıntıdır.

 (**): 1960 öncesi dönemlerde sonradan gelenlerin dil farklılıkları hariç, Kıbrıslı Türk ve Rumların, ‘’Kıbrıs Rumcası’’ dedikleri otantik dil, kaba bir Türkçe, Yunanca karması değildir. Bu konuda ayrıntılı saha araştırmalarını da çalışmasına eklemiş olan Can Sözer imzasını taşıyan, Yüksek Lisans Tezi ‘’Kıbrıs’ta Türk ve Rum Halklarının Birbirlerinden Etkilenerek Aldıkları Kelimeler, Deyişler  Lefkoşa-2005 ’’ başlığını taşımakta, Tez Danışmanı; Doç. Dr. Habib Derzinevesi (KKTC  YDÜ Eğitim Bilimleri Enstitüsü Halk bilimi Ana dalı )Ortak Kıbrıs Dili’nin yaşayan son dönem kalıntıları bakımından önemli bir veri sunmaktadır.Ortak sözcüklere bakıldığında ise örneklerin eski Türk Anadolu Dilinden olduğu görülmektedir.

 

 

Bu yazı toplam 559 defa okunmuştur.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
RENKLİ HAYATLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Optimus Haber Portalı | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0542 820 94 44 - 0534 6787068 / Faks : | Yazılım: CM Bilişim - Tasarım: INVIVA