• İstanbul9 °C
  • İzmir10 °C
  • Ankara7 °C
  • Manisa10 °C
  • Adana12 °C

Hakan Özen / Yazar

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Darbeden Medet Uman Gazeteciler

05 Ekim 2013 Cumartesi 12:10

Geçen yıl “Türk Yerel Medyası AB yolunda” projesi kapsamında Avrupa Birliği’nden (AB) sorumlu Bakanımız Egemen Bağış öncülüğünde Belçika’nın Brüksel ve İngiltere’nin Londra şehirlerine gidip Türkiye’nin AB sürecini yakından görme ve bilgi sahibi olmanın dışında Brüksel’de merkezi bulunan AB Basın Birliğinde değişik ülkelere mensup gazeteci mensuplarımızla bir araya gelme imkânı bulmuştuk. Brüksel’de yaşayan gazeteci meslektaşlarımız arasında Türkiye’de ki gazetecilerin sadece düşüncelerinden dolayı cezaevlerinde bulunmasını eleştiren ve bunun Türkiye’nin AB’ne girme sürecini etkilediğini belirtenler vardı. Bende cezaevinde bulunan gazetecilerin görevlerini yaptıkları ve düşüncelerinden dolayı değil Türkiye’nin her kalkınma hamlesinde tepemize balyoz gibi indirilen darbelere destek olmak hatta o darbe girişimlerinin bizzat içinde yer aldıkları için cezaevlerinde bulunduklarını hatta bunu araştırdıklarında net olarak görebileceklerini belirtmiştim.

 

Her darbenin ülkemizin kalkınma sürecini, insan hak ve özgürlüklerini baltaladığı aşikar bir gerçektir. 28 Şubat süreci ve Türkiye’ye karanlık bir tarihe mahkum etmek isteyen darbe süreçleri incelenirken gerçekleşen darbe ve post modern darbelerin arkasında askeri kanat olduğu kadar darbeye destek veren gazetecilerin olduğuna da bir basın mensubu olarak dikkat çekmek istiyorum. Halbuki devletimiz ve kamuoyu arasında en önemli ve etkili köprü olan Basını içimizdeki ve dışımızdaki iktidar duygusundan korumak başlıca görevlerimizden olmalıdır. Gazeteci kamuoyunu haberdar etme, aydınlatma görev ve sorumluluğunu unutup darbe girişimlerinin savunuculuğuna girişirse basını temsil etme görevinden uzaklaşır. 28 Şubat sürecinde siyaset dünyası ve post modern darbeyi hazırlayan vesayetçi düzen savunucuları ile bazı gazetecilerin çok iç içe girdiği açıkça ortadadır. 28 Şubat sürecinde ve diğer 60, 71, 80 ve tüm darbe süreçlerinde darbeciler öylesine ileri gitmişlerdi ki kendilerine yakın olan bazı gazetelerin manşetlerini değiştiriyorlar, hangi haberin girip girmeyeceğine dahi müdahalede bulunuyorlardı. Her darbe sürecinde büyük bir güce sahip olan basın yayın organları kullanılmak istenir. Çünkü yapılan bir manşet haber veya flaş haber kamuoyunu yönlendirmede önemli bir rol üstlenir. Ne yazık ki ülkemizde de bu böyle olmuştur.
 

Bazı köşe yazarlarının ve gazetecilerin özellikle 27 Mayıs 1960, 12 Mart 1971, 12 Eylül 1980 darbeleri ve 28 Şubat 1997 post modern darbesinin destekleyicisi olarak köşelerinden destek vermişlerdir. İnanç, fikir ve teşebbüs hürriyeti noktasında önemli bir aşama kaydeden Türkiye’de özgürlüklerin ve demokrasinin gelişmesiyle o yıllarla bugünkü yaşadığımız döneme baktığımızda sürecin önemli ölçüde değiştiğini söyleyebiliriz. Ancak süreç değişse de bugün darbe olsun diye bekleyen gazete ve gazeteciler hala basınımızda mevcuttur. Tarihe göz attığımız zaman basın açısından her darbe sürecinde acı bir tablo ile karşı karşıya kalırız. Her darbede ayrı bir kırılma vardır. Örneğin 27 Mayıs öncesinde sansürcü bir dönemin varlığı hemen dikkat çeker. O süreçte emektar gazeteci büyüklerimizin anlattıklarını sizlere aktarmak istiyorum; Gazete baskıya girerken matbaadan iki tane haber çıkıyor, ertesi gün o bölümler beyaz basılıyor. Sütunları boş çıkan gazeteler var. Bu ortamın ardından darbe gelince basın darbecileri destekliyor ama darbeciler de aynı baskıyı uyguluyor. Sıkıyönetim komutanı diyor ki; Fırınların önünde toplanan insanları çekerseniz, bu milleti çökertmek içindir, kapatırım gazeteyi. Cinayet haberini yazarsanız, yolsuzluk var demektir, gazeteyi kapatırım. Muhalefetin katiyen haberleri çıkmayacak, dışarıdan hiçbir haber girmeyecek, dış haberleri ancak Anadolu Ajansı'ndan alabilirsiniz. Bu nedir askerin kışlada ki görevini unutup basına müdahale etme gücünü kendisini bulması demokrasi olmayan bir ortamda da basının baskı altına alınma sürecinden başka bir şey değildir.

 

Tüm darbe dönemlerine bakıldığında kapatılmış gazetelere rastlarız. Her kapatma sürecinde de akla ve mantığa sığmayacak bahaneler uydurulmuştur. 28 Şubat sürecinde ise sürece destek veren veya vermeyenler olarak basın ikiye ayrılmıştı. Elhamdülillah Müslüman’ım diyen kardeşlerimize hadi İran’a diyip eleştiri boyutunu aşan gazeteciler de vardı, darbeci generaller yargılansın, kışlasına dönsün diyen cesur gazeteciler de vardı. Süreç değişse de hala ne yazık ki bazı gazete ve özellikle köşe yazarlarının hala darbe olsun diye dört gözle beklediklerine şahit oluyoruz. Türkiye’de basını temsil eden bazı gazete ve gazetecilerin artık darbeci zihniyetten kurtulması gerekiyor. Bu kurum veya kişiler darbe karşıtı olamasalar dahil en azından nötr kalma başarısını göstermelidirler. Biz basın mensuplarının da tüm bu darbelerden ve ülkemize yaşattıklarından ders çıkartarak ülkemizin kalkınma hamlesine destek vermesi gerekmektedir. Kendi şahsım olarak açık ve net bir ifade ile diyorum ki; Bu ülkede milli iradenin arkasındayım. Cuntacılara, darbecilere karşı dik bir tavır ortaya koyuyorum. Temennim lider ülke Türkiye olma yolunda hızla ilerleyen ülkemizde darbe, post modern darbe ve muhtıraların artık yaşanmamasıdır. Bunun için gerekirse kalemimi silah olarak kullanır, kefenimi giyer bu yola baş koyarım. Saygılarımla…    

 

Bu yazı toplam 866 defa okunmuştur.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
RENKLİ HAYATLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Optimus Haber Portalı | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0542 820 94 44 - 0534 6787068 / Faks : | Yazılım: CM Bilişim - Tasarım: INVIVA