• İstanbul31 °C
  • İzmir37 °C
  • Ankara31 °C
  • Manisa37 °C
  • Adana34 °C

Hakan Özen / Yazar

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Çözüm Süreci Ve Sivil Şehitlik

23 Temmuz 2013 Salı 06:54

Türkiye Cumhuriyeti Devleti  yaklaşık 30 yıldır sürdürdüğü PKK terör örgütü ile mücadelesinde bu güne kadar olmadığı derecede büyük bir kararlılık göstermiş ve yaklaşık 6 aydır sürdürülen bu mücadele içerisinde en dikkat çeken husus devlet yetkililerinin terörist başı Öcalan üzerinden PKK terör örgütü ile görüşmesidir. Bu görüşmeler ve içerisinde bulunduğumuz süreç bundan önceki görüşmeler gibi gizli yürütülmüyor.

“Çözüm” söylemleri kamuoyunda ciddi bir karşılık buldu. Beklentiler sorunun çözümü adına ümit verirken, başarısız olma ihtimali aynı oranda kaygılandırıyor. Böylesi köklü-kangren olmuş sorunlarda bir anda çözüme ulaşmayı ummak, acelecilik doğru değil. Barışın, huzurun ve çözümün sabır ve fedakârlık isteyen uzun ince bir yol olduğu kamuoyuna iyi anlatılmalı. İnsanımızın kanın durması ve terörün sonlandırılması noktasında umutlandığı bugünlerde görüşme süreciyle ilgili bazı avantajlar yanında bir kısım riskler ve sıkıntılar da var.

Daha önceki dönemlerde çözüme dair teşebbüsler çok parçalı, istikrarsız siyasi tablolara takılmış, siyasetçiler ortak bir noktada buluşamamıştır. Bu yönüyle doğu kökenli vatandaşlarında büyük bir kısmının desteğini alabilen, bölgede etkili, tek başına iktidar olan bir partinin hükümet ediyor olması ve çözüm noktasında iradesini ortaya koyması problemin çözümü adına çok değerlidir.

Aydınlar ve medya da çözüm süreci olarak adalndırılan süreci olumlu karşılamış, her kesimden pek çok aydın, yazar, sanatçı çözüm çabalarını destekleyerek, bunun önemli bir fırsat olduğunu ve bu defa barışın sağlanması gerektiğini farklı dillerle ifade etmişlerdir. Böylesine önemli bir süreçte medya maymunu olmayan fikri, sanatı ve kültürel alt yapısıyla sanatçı tanımlaması kendisine destur edinmiş aydınların, sanatçıların ve basının da destek vermesi kuşkusuz büyük bir avantajdır.

Süreçteki en büyük risklerden biri ise PKK ve ayrılıkçı terörün, sadece bir grup sorunlar yumağından ve grubundan oluşmadığı gerçeğidir. PKK, aynı zamanda bölgesel ve global bazı güçlerin taşeronudur, pek çok devlet-güç tarafından Türkiye’ye karşı desteklenmekte, bir koz olarak kullanılmaktadır. Yıllardır örgütü destekleyen, yatırım yapan, örgüt üzerinde etkisi olan pek çok ülke, bu sorunun çözümünü istemeyecektir. Kendilerinin de süreçte muhatap olarak alınmasını arzu edecek, dikkate alınmadıklarında süreci baltalamaya çalışacaklardır. Batılı ülkeler bir şekilde ikna edilebilse dahi, Türkiye ile gerilim yaşayan bölge ülkeleri özellikle Suriye ve İran olmak üzere PKK içindeki bazı unsurları eylem yapmaya teşvik edecektir. Bu nedenle sistematik ve kararlı saldırılar olmadıkça münferit vakalar sürecin bozulması için gerekçe yapılmamalıdır.

Devam eden süreçteki en önemli risklerden birisi de Kandil’deki bazı grupların sürece katkı vermeyerek terör eylemlerine devam etmesidir. Böyle bir süreç Öcalan’ın örgüt üzerindeki kontrolü ve liderliği açısından bir turnusol görevi de görecektir. Örgüt militanlarının kış üslenmesinde olmaları nedeniyle bahardan önce bu durumu tespit etme imkânı yoktur. “Öcalan’ın liderliği tartışılmaz!” söyleminin aksine özellikle dağ kadrosundan çatlak sesler çıkmaktadır. Görüşmeler devam ederken Kandil’deki veya Türkiye’deki bazı grupların eylemlere devam etmesi durumunda örgüt içi bölünme söz konusu olabilecektir. Böylesi bir durumda masada kalan taraflarla görüşmeler sürdürülürken, diğer taraflarla etkili mücadele edilmesi yararlı olacaktır.

Böylesine önemli bir süreç yürütülürken ve milli duygular üst seviyeye çıkmışken şehit yakınları ve gazilere tanınan haklar büyük hiç kuşkusuz önemli kazanımlar olup hangi siyasi görüşe mensup olunursa olunsun her kesimden bu maddelerle ilgili Mecliste görüşmeler yapılırken tüm siyasi partiler desteklerini ortaya koymuşlardır. Ancak torba yasa kapsamında bu haklar çıkartılırken benim en çekindiğim hususlardan biri sivil şehitlik kavramıdır. Sivil şehitlik kavramı içerisinde de Uludere’de kaçakçılık yaparken ölenler ve onların şehitlik mertebesinde olması özellikle vatan savunmasında ve görevini ifa ederken kahraman gazilerimizi ve şehitlerimizin yakınlarını aşırı derecede rahatsızlık etmektedir. Gaziler ve şehit yakınları için hukuk ve adalet en önemli öğelerin başında gelmektedir. Şehitlik dinimiz ve milletimiz için en yüksek mertebedir. Bizim hem dini hem de milli İnancımız, en yüksek mertebe olan şehitliğin hangi hallerde olacağını ve kime şehit denileceğini ifade etmiş ve bu konudaki sınırları kalın olarak çizmiştir. Yüce Allah'ın isimlerinden birisi olan şehit, ölmeyen, aksine Rabbimizin katında diri olan ve O'nun ikram ettiği nimetleri gören, kıyamet günü inkarcıların aleyhine Peygamber efendimizle birlikte şahitlik yapacak ayrıcalıklı ve mukaddes bir kimsedir. Her hal ve şart altında vefat eden birisinin şehit olabilmesi için Müslüman olması mutlak anlamda gerekliliktir. Hal böyle iken şehitlik gibi yüce bir kavramın gerçekçiliği herkesçe bilinirken temel taşlar tam olarak ortaya konmadan ve özellikle kaçakçılık gibi kanundışı bir işi yerine getiren kişilere yönelik alelacele sormadan, sorgulamadan  savurganca bir şekilde şehitlik tanımlaması büyük bir hatadır. Allah ve vatan uğruna hayatlarından olan kahramanların ruhlarına haksızlık ve saygısızlıktır. Bu nedenle tüm sağduyulu milletimizin yüreklerini yaralayan, Allah ve vatan uğruna şehit olan kahramanlarımızın kemiklerini sızlatan bu uygulamadan bir an önce vazgeçilmeli. Şehitlik mertebesi kutsallığını koruyarak ayaklar altına alınmamalıdır. Saygılarımla…

 

Bu yazı toplam 1136 defa okunmuştur.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
RENKLİ HAYATLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Optimus Haber Portalı | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0542 820 94 44 - 0534 6787068 / Faks : | Yazılım: CM Bilişim - Tasarım: INVIVA