• İstanbul12 °C
  • İzmir12 °C
  • Ankara5 °C
  • Manisa11 °C
  • Adana13 °C

Erdal Çil / Yazar

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Çaycı Kerim’in selamı var

30 Nisan 2018 Pazartesi 18:48
Kim ne derse desin ülkemiz fırsatlar ülkesi!
 
Sağ olsunlar ülkemiz idarecileri de yeni yeni fırsatlar çıkması adına vatandaşımız mağdur olmasın, en azından işini bilen kılıcını kuşansın babından hiç boş durmuyor ve halkının önünü açabilmek gayretiyle vatandaşı uyusa bile uyumadan, gece-gündüz çalışıyor.
Erken/baskın seçim kararı alınınca mübarek sanki uyuyan dev uyanıverdi bir anda.
 
Gözler açıldı, kollar sıvandı. 
 
Seçim kampanyalarının Ramazan Ayına denk gelmesiyle sanmayın ki piyasaya ve fırsatçılara olumsuz yansıyacak. Benim insanım göreceksiniz bu kampanya döneminde ne harikalara, ne inanılmaz denecek işlere, pardon başarılara imza atacak. 
Belki de iftarı, sahuru ile son yılların en canlı Ramazan’ını yaşayacağız.
 
……………………………………………………………………………………..
Ortalık çok karışmadan, oruç başlamadan şöyle bir fırsat da biz oluşturalım deyip geçen hafta kısa bir seyahat yaparak okuduğumuz şehre uzandık ailece. 
Ailece seyahat denince önceliği istemeseniz de çağın mabedi haline gelen AVM’ ler alıyor. İnsanların birbiri üstüne çıkarcasına ibadet aşkına efor sarf etmeleri, oraların o mübarek, kasvetli havası, bütün hafta, bütün ay kazanılanların hepsinin bu dinin sahibinin ayakları ucuna bırakılması, sanırım şu satırları okuyan bir çok beyefendi okurum gibi beni de hep ürkütür. Nedense ibadette de sadeliğe, mütevazılığe önem verdiğimden olsa gerek ben bu tür ihtişamlı mabetler yerine mahalle aralarındaki küçük marketleri tercih ederim. İşimizi en kısa ve kolayından halledebildiğimiz, bırakacaklarımızı hızlıca bırakıp, alacaklarımızı kestirmeden alıp uzatmadan halledebildiğimiz mekânlardır bu tür küçük mescitler.
 
Aslında onları AVM’ de bırakıp gidecektim ama ailece çok bahsettiğimden hepsi de merak edip tanışmak istiyorlardı Kerim ile bu yüzden onları da bekledim ve bir ikindi vakti uğradım o pasaja.
Yıllar olmuştu. Mustafa Kutlu Ağabeyin vesilesi ile tanıştığımız Çaycı Kerim o günden bu yana bir hayli de yaşlanmıştı. Pasajın içi de artık çağın yeni figürleriyle doluyor, her gittiğimde yeni tipleri görüyordum orada. Belki de hastaydı, henüz havalar iyice ısınmamıştı, çıkmamıştır diye de söylememe rağmen o kadar umut bile bizimkileri caydırmadı ve takıldılar peşime.
 
Küçük kızım: “Olmasa bile Çaycı Kerim, üzülme baba, Allah Kerim!” deyivermişti ya göremesek bile onu oralarda biraz oturup, soluklanmaya; birkaç hatırayı yaşamaya o kadar çok ihtiyacımız vardı ki.
 
Pasajın en alt katına, çay ocağının bulunduğu kata inerken son basamaklara bakmaktan ziyade çay ocağındaki sırtı dönük kişiyi çıkarmaya çalışıyordum. 
 
Ama oydu. Çok şükür oradaydı ve tepsideki bardakları doldurup uzun saçlı, çelimsiz bir genç olan garsonunu yolladıktan sonra başımı uzatıp selamladım onu.
 
Omuzundaki havluya ellerini kurulayıp sarıldıktan sonra çocukları ve yalnız olmadığımı fark ederek telaşlandı ve hemen bir oturtacak yer arayışına girdi. 
 
Ordan burdan alıp koyuverdiği taburelerin ortasına bir masa da çekince bizden çok o rahatlamıştı.
Az önceki uzun saçlı garson, boş tepsi ile çay ocağına doğru geçerken bizim de ne içeceğimizi sordu. Sonra birden yine telaşlanarak; aç olup, olmadığımızı sordu.
 
Yıllar yüzünü, cildini değiştirse de biraz; huyu hiç değişmemişti Çaycı Kerim’in. 
Biz öğrenciyken de akşamları okul çıkışı geldiğimizde hemen açlığımızı sorardı önce. Ne de olsa çay onun işiydi ve Allah izin verdikçe, kıyamete kadar çay olacaktı orada ama ya açsak?
Ya onun mekânına karnı aç biri gelmiş olsa ve çayı aç karnına yolluyor olsa?
Öğrenciyken aç olduğumuzu da söylerdik kimi zaman. O zaman gider mutlaka yanında, ocağın dolaplarının bir yerlerinde az ekmek, biraz peynir, domates, zeytin hatta evden getirdiği yemeklerin artanlarından ne bulursa önümüze koyar, ya da bir hamlede, bize hiç fark ettirmeden yukarılara çay boşu toplamaya gider gibi gidip ne bulduysa bulur, gelip önümüze koyardı.
 
Garsonun getirdiği ilk çayların ardından ikinci çayları getirmek üzere kendisi kalktı. Dernek binası ve dergi merkezi olarak kullandığımız yer hariç hemen bütün dükkânlar yeni sahipleriyle sıralanmışlardı. Şu girişteki cep hastanesi yazan dükkân eskiden kolonyacıydı. Girişte merdiven altı ve yanındaki gümüşçü dükkânında eskiden ciltçi vardı. Tütüncünün yerinde ise saat tamircisi bulunuyordu. Önünde oturduğumuz büfenin yerindeyse fotoğrafçı Gümülcineli İsmail Abi diye bir amcamız vardı ve bulduğu her fırsatta bize o acıklı mübadele günlerini gözleri dolu dolu anlatırdı. Ayaklı bir fotoğraf makinası dükkânına yakın yerde durur, şimdi oturduğumuz yere de, güneşin konumuna göre bir tabure koyarak insanların vesikalık fotoğraf ihtiyaçlarını görürdü.  
 
Yanımıza tekrar gelip otururken sağ elini omzuma koyarak sordu sizleri.
Tek tek bahsettim hepinizden. Bazılarınızın bu taraflara geldikçe uğradığınızdan bahsetti. Anlatırken bazen dalıp gitti gözleri. 
Çocuklar mı?
Hiç sıkılmadılar Kerim’le bizim sohbetimizi dinlerken.
Tek tek hepinize selamı var.
Neler mi konuştuk?
Yönetmenin tahammülü buraya kadar!
Neticede bu bir köşe yazısı!
Uzun uzun kitap yazacak değiliz ya.
Memlekete dair, size dair çok şey konuştuk. Sıkılmazsanız ve merak ediyorsanız ileriki yazılarda paylaşırız.  
Şimdilik muhabbetle kalınız.
                                                                                                                   
        Erdal ÇİL                                                          
  cerdal48@gmail.com
  
       
 
Bu yazı toplam 347 defa okunmuştur.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
RENKLİ HAYATLAR
  • Manisa Lisesi 67-69 mezunları pasta kesti
  • Cumhurbaşkanı Kurmaylarına talimatı Verdi: Her ilde miting Yapacağım, hazırlık yapın
  • Kredi Kartlarınızdaki Puanlar İçin Son Günler
  • Başkan Ergün Elektrikli Otobüsleri Test Etti
  • Büyükşehir’in Milli Gururu Avrupa Yolunda Önemli Bir Adım Attı
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Optimus Haber Portalı | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0542 820 94 44 - 0534 6787068 / Faks : | Yazılım: CM Bilişim - Tasarım: INVIVA