• İstanbul31 °C
  • İzmir37 °C
  • Ankara30 °C
  • Manisa36 °C
  • Adana33 °C

Osman Özbaş / Yazar

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

BEKA SORUNU, DIŞ TEHDİT VE DEMOKRASİ

15 Mart 2019 Cuma 14:36

Seçim kampanyalarıyla bir kez daha anlaşıldı ki Türk Halkının oy tercihlerini belirleyen en önemli unsurlardan biri anti-emperyalist tutumdur. Beka kavramını bu açıdan ele alıyoruz. Yani, kavramsal ve yönetim içeriği anlamındaki ‘pratik’ tabii ki tartışılabilir ama şu açık ki ‘milli söylem’ Türkiye siyasetinin belirleyicilerinden biridir. 

O halde biraz tarih notlarına bakıp çevre ülkelerden tehdit algısının bir ülkenin demokratik yönetim tarzını nasıl etkilediğini tartışalım.

Önce şu örnekleri verelim; dünya demokrasi tarihinde 4 ülkenin yönetim tarzları öne çıkıyor; önce antik dönemde Atina, sonra İngiltere, Amerika ve İsviçre…

Bu ülkelerin ortak bir paydası var; çevre ülkelerden dış tehditler azdır. Mesela İngiltere, bir ada devleti olarak dış düşman tehdidi ‘güçlü’ değildi.

Buna karşılık kıtalar arasında bir geçiş güzergâhı olan, Mezopotamya ile binyılların tarih beşiği Anadolu sınırları pek çok güvenlik riskleriyle karşı-karşıya kalmıştı. İşte Türkiye’ nin jeo-stratejik rolü demokrasi tarihinde ister-istemez etkileyici olmuştur.

Peki bu ‘riskler’ toplumsal hayata nasıl yansıyor?

Örnek vermek üzere Brezilya’ ya şöyle bir uzanalım…

                                                                     ***

Brezilya seyahatine giden bir arkadaştan dinledim; trafik tıkalı ve bir saate yakın oldukları yerde duruyorlarmış. Brezilya’ da insanlar rahat tavırlı kişilerdir; bizimki duruma sinirlenmiş, şoför oralı değil. Arkadaşım, ‘’Nasıl bu kadar rahatsın,’’ diye sormuş.

Cevap çok önemli;

‘’Sorun var çözüm yoksa sorun da yok!’’

Taksi şoförünün kaygısızlığı nereden geliyor biliyor musunuz? Bu Latin Amerika ülkesindeki insanların rahatlığı biraz da coğrafi koşullarından kaynaklanıyor; Brezilya’ nın tarihinde on-on beş askerin öldüğü bir sınır ihlali çatışması dışında bir dış tehdit yaşanmamış.

Diğer bir neden de, bir ölçüde coğrafyaya bağlı bir şekilde, sınırlarında düşmanlarının olmaması nedeniyle, Devletin örgütlenme ve anayasal önceliklerinde ‘psikolojik’ tavırdır;

Bu ilgiyi nasıl kurduğumuzu açıklamak için başka örnekler verelim.

 Amerika’ ya bakalım, özellikle kuruluş yıllarına.

                                                                          ***

Üç yüz yıl önce Amerika Birleşik Devletleri’ nde Kızılderililer yerini beyazlara bırakmaya başladı.

Bugün nasıl oluyor da Kızılderililere hiç de benzemeyen klasik bir Amerikalı tipinden, sarı saç, mavi gözden, küçük çeneden söz ediyoruz.

Şu mavi gözün hikâyesi nedir? Yine tarih notlarına bakıyoruz...Ortaçağ Avrupasındayız. 

Ortaçağ Avrupası dogmatikti; öyle ki ilginçtir mavi gözlü insanlara da kuşkuyla bakılırmış; o dönemde cinler periler, şeytan çıkartma ayinleri yapan Engizisyon Rahipleri mezhep farklılıklarını kullanarak kendilerine üstünlük sağlamakta, cadı avına çıkmakta, sırf görünüşlerinden ötürü, saç rengi, göz rengi için bile dine atıfta ve yorumlarda bulunarak onları cezalandırmaktadır.

İşte Amerika toprakları sömürge güçlerince hâkimiyet sahasına girince, özellikle din adamlarının ve onlarla içli-dışlı Krallıkların baskısı altındaki pek çok halk Yeni Dünya’ ya, bir anlamda Engizisyonda baskısından kurtulmak için akın etti; yani dogmatizm baskısından kurtulmak için yurtlarından kaçtılar.

Dogmatizm nedir biliyorsunuz değil mi; mesela o dönemde Avrupa’ da din yaklaşımında dünyanın evrenin merkezi olduğuna inanılıyor, güneşin çevremizde döndüğüne iddia edenler yakılıyordu!

Bir ülke düşünün, fikre düşman olursa, temelde insanları ırk-cinsiyet itibariyle koyu bir ayrımcılığa tabi tutarsa; ve fasa-fiso işlerle ilgilenenlerin makam koltukları, düşünen-çalışanların üstünde baskı aracı olursa, sonuç bellidir…!!!

Nitekim o yıllarda Avrupa’ da açlık tehlikesi, ölümcül hastalıklar kol geziyordu. Ayrıca asayiş sorunları vardı; işte Avrupalıların işsiz ve sabıkalıları adamları Yeni Dünya’ ya göndermelerinin bir nedeni, hapishanelerde onları beslemek istememesidir!...

İşte Amerika Birleşik Devletlerinin ‘acımasız rekabetçi’ ve ‘emperyalist’ zihniyetinin arkasındaki tarihi derinliğin içinde bu kültürel davranışlar da vardır. (İrlandalılar dedik ya, mesela eski ABD Başkanı Bill Clinton’ nun ailesi İrlandalıdır.

                                          ***

Başka örnek verelim…

Avrupa’ da Engizisyon sürecinde toplumdan dışlanan bir diğer halk da Yahudiler’di...

Onlar da Osmanlı İmparatorluğuna sığındılar, bir kısmı ileride Amerika’ya gitti.

… İngiltere’ye gidenler ise, Çukurova toprağından eğrilen yünlerle alışmış oldukları üretim tekniğini orada kurmaya başladılar.

Fabrikalar büyüdükçe daha güçlü enerji kaynağı ve mal-hizmet ürünlerinde daha büyük tüketici kitlesine ulaşma ihtiyacı belirdi.

Aynı dönemde, hatta aynı nedenlerle Amerika’ya gidenler ise, kıta devleti kurmak üzere bir büyük kavgaya tutuşmuşlardı:

Güney-Kuzey bölgeleri birbirleriyle savaşıyordu. Güney Konfederasyon elindeki ucuz işgücünü, yani zencileri yok pahasına çalıştırarak topraktan elde ettikleri kazançla besleniyordu; Kuzey’ de ise sanayi ürünleri daha geniş bir tüketici kitlesine ulaştırılmaya çabalıyordu. 

Zafer Kuzey’indi.

Bu süreçte en dikkate değer nokta, dış tehdidin olmamasıydı. Sınır komşuları, yukarıda Kanada, aşağıda Meksika, ABD’ yi tehdit etmemiştir.

                                                                     ***

Sonuca gelelim:

Amerika Birleşik Devletleri de Osmanlı gibi bir İmparatorluk’ tu…

Sanayi Devrimi’ nin yaşandığı Büyük Britanya da bir imparatorluktu!

Tüm bu kavramlar ne için biliyor musunuz?.. Üretim gücü ve milli gelir arasında dış tehditle ilgili bir bağlantı kurulabilir.

Yani, dış tehdit algısı azaldıkça, ülkeler milli gelirlerini daha fazla üretime ekleyebilir, zenginleşir; zenginleştikçe refah artar; düşünce bilimle birlikte demokrasi de yükselir!

-Hoş, demokrasi deyince herkes aynı şeyi anlamıyor; burada ‘demokrasi’ kavramını, düşünce özgürlüğü, yurttaşların devlet üzerindeki haklarının yasalar ve adil mahkemeler tarafından korunması anlamında ele alıyoruz.-

Amerika, İngiltere bunu başarmıştır.

Ama bu ülkeler bir şeyi daha başarmıştır; -ister beğenelim ister beğenmeyelim;- üretim ve ticaret güvenliği üzerine hem bürokratik hem ekonomide ‘organizasyonel’ yapılarını geliştirmiştir.

Böylece, mal ve hizmetlerin sınırlar aşan noktalara –uzak mesafelere- götürülebilmesinde, ticaret yollarının geliştirilmesinde –finans sitemi dahil ekonomik alt-yapıyı geliştirmişlerdir.

O halde ne yapmalıyız?

1-Komşularımızla güvenlik anlaşmaları yapmak, 2-Üretim süreçlerindeki organizasyonel yapıları rekabetçi anlamda güçlendirmek gerek.

Ama her şeyden önce ‘toplumsal barış’ gerek…

Bu tespitin arka planında bize göre 3 önemli başlık vardır;

1-Mustafa Kemal öncülüğündeki Kurtuluş Savaşı’ nın Kurucu devlet ve millet bilincine etkisi;

2-Osmanlı mirası üzerinden imparatorluk geçmişinin ideolojik-kültürel hafızası,

3- Felsefi ve üretim değeri kavramlarındaki ‘bilgi kaynaklarına’ erişimde ‘evrensel bakış’ deneyimi;

İşte beka sorunu bizce bu kavramlardadır. 

 

Bu yazı toplam 604 defa okunmuştur.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
RENKLİ HAYATLAR
  • Kushner'in ekonomik kalkınma planına Suudiler Destek verdi!
  • Çobanları bekleyen tehlike: Avustralyalı Swagbot!
  • Rusya Orta Menzilli Nükleer Kuvvetler restini çekti: 'Karşılık veririz!'
  • Koyunun kesik kulağı yasak aşk cinayetini çözdü!
  • Son dakika! Kara Harp Okulu davasında karar çıktı
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Optimus Haber Portalı | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0542 820 94 44 - 0534 6787068 / Faks : | Yazılım: CM Bilişim - Tasarım: INVIVA