• İstanbul31 °C
  • İzmir37 °C
  • Ankara30 °C
  • Manisa36 °C
  • Adana33 °C

Hakan Karlıbulut / Yazar

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Batı Kendini Kaybediyor

11 Ekim 2018 Perşembe 21:15

04 EKİM 2018          

Batı inanırlığını ve güvenirliğini kaybetmiştir. Batı kurduğu kendine münhasır medeniyetin sonunu getirmiştir. Menfaatler ve sömürü geleneği demokrasi iddialarının önüne geçmiştir. İş bu, demokrasi şarkısı altında ülkelere sirayet ederek menfaat sömürüsüne dönüşmüştür (Belki de hiçbir zaman demokrasi amaç olmamış bir araç olarak hüküm sürmüştür.)Bu sebeple eskitilen ve kirletilen demokrasi gelinen son kertede ne kendisine nede başka ülkelere bir yarar sağlamamıştır. Dünya 3. Dünya savaşının eşiğinde ufalanmaktadır. Demokrasinin ihracatı örtüsü altında, İnsan olması gereken değerlerden süratle uzaklaştırılmış ve kirletilmiştir.  İnsana insan devlete devlete ise gerektiği gibi yaklaşılmamıştır. Vahşi batı, yine vahşiliğini yapmıştır. Hiçbir şeye yaklaşılması gereken bir tarzda yaklaşmamış hiçbir şeye saygı duymamıştır. Menfaatlerin, arzuların ve zevklerin peşinde koşan ve demokrasi adı altında dünyaya bu vizyonunu pompalayan batı kendisin odak noktası olarak belirleyerek başkasına ve dünyaya saygı göstermemiştir. Kendisinden olmayanı veya menfaati olanı affetmemiş son kuruşuna ve değerine kadar sömürmüştür. Batı kendi sonunu kendisi hazırlamıştır. Tıpkı şeytanın kendi sonunu kendisinin hazırladığı gibi.

Son hamle olarak küreselciler adı altında dünyanın ve insanlığın toptan yutulması gündeme gelmiştir. Onu da mülkün sahibi kotasını koyarak tok atını vurmuştur. Zenginliklerini ve bu zamana kadar edindiği maddi değerlerini ve maneviyatını ellerinden almak için süreci başlatmıştır. Onlara tanınan süre bu kadarmış. Bu azgın ve çirkin gidişata bir dur denilmesi Türkiye üzerinden gerçekleşmektedir. Bir sözde medeniyet ve sözde demokrasi dönemi de bu yüzyılda yok olmaya yüz tutulmuştur.

 Batının iddia ettiği ama dünya nimetlerini görünce niyetini bozduğu demokrasi bulutu kaybolamaya yüz tutmaktadır. Dünyayı sözde medenileştirme tezini gerçekleştiremeden iki yüzyılda kendilerini bitirmişlerdir. Ortada kurumlarının adı sanı dururken içerikleri ve icraatları eriyerek akmaya başlamıştır. Artık bu kurumlarla bu kurgularla yürünemeyeceğini kendileri de biliyorlar. Bu kurgunun yerine ne getireceklerini ise bilmiyorlar. Esası ise kendi menfaatlerinden vazgeçemiyorlar. Yoksa olması gereken adalet ve evrensel değerlerin tekrar ayağa kaldırılarak vicdanen ortaya konulacak insanca bir yaşamın canlandırılması vizyonu herkese yeterde artar bile. Çözüm basit ama eldeki imkan ve kabiliyetlerin paylaşılması zor.  

Pekala, bu gidişatı gören ve olması gereken tohumları atan ve filizlenmesini sağlayan kimdir? Tabi ki dünyanın umutlarını bağladığı kadim ülke Türkiye ve Türklerdir. Dünya’nın tek umut kaynağı biziz. Lakin biz de tam uyanamadık. Halen neyin ne olduğunu sorgulamak bir yana anlayamayanlarımız var, algı operasyonlarına maruz kalanlarımız var. Bulunduğu platformun etkisinde olanlar ve bunu sorgulamayanları var. Okumalarını sadece içeriden yaparak esas olması gereken dış okumaları dikkati nazara almayanlarımız var. (Hayretle izliyorum ve inanamıyorum.)

Dünya yeniden kuruluyor, kartlar yeniden karılıyor batı anlıyor ama menfaatlerinden vazgeçmemek ve ikiyiz yıllık kendilerine hizmet eden sistemlerini kaybetmek istemiyor. Bu sebepledir ki, olup biten değişime karşı duruyor. Daha fazla güç kaybetmemek için doğuya kayan akımı durdurmaya çalışıyor. Bunu başarma tekniklerinden, taktiklerinden bir tanesi de ülkelerin içerisinde operasyon yapıyorlar. Birtakım kitlede bu operasyonu hazırcı bir yaklaşımla alıyor ve yutuyor. Bu sebeple yabancı STK’ların ülkemiz ve diğer ülkelerin içerisinde bir algı askeri gibi savaştığı herkes tarafından bilinen bir gerçektir. Bunlar görevlerini yaparken acaba ismi Hasan, Hüseyin, Ahmet ve Mehmet olanlara ne oluyor acaba. Bunların hepsi algı operasyonu vurgunu yemiyor. İsmi ve görünüşü bizden oluta Türkiye Cumhuriyeti nüfus kimliği taşıyan herkesi samimi Türk olarak görmemek gerekir. İçimizde çok sayıda dönme insanda var. Dönmesi var, geçmişle hesabı bitmeyeni var, para karşılığı veya itibar, makam ve mevki karşılığı toprağına hıyanet edeni var. Ve tabi ki, saf düşünceyle veya algı operasyonlarıyla fantastik bir ortamda yaşayanı da var. (tüm bunlarla birlikte bize katılan ve bizimle birlikte mücadele eden samimi ve vatansever başka ırktan olan canımız insanımızda var. Tüm bu yazdıklarımdan bu insanlarımızı tenzih ederek tüm bunları kaleme alıyorum. Biz onları seviyoruz ve bizden olarak görüyoruz. Bu gelişim yolunda da onlarla birlikte yürüyoruz. Tüm bunlar sebebiyle teşekküre gerek bile duymuyorum Çünkü biz neysek onlarda o dur. Elele ortak bir gelecek ve güzel bir dünya için çalışıp çabalayıp birlikte katkı sunuyoruz.)

Merkez bir konuma sahip olan Türkiye ele geçirilmek ve her yönüyle kullanılmak isteniyor. Bunu da bizimde üyesi bulunmuş olduğumuz, başkalığını ABD’nin yaptığı NATO ile gerçekleştirmeye çalışıyorlar. NATO tehdit altındaki Batının biran önce eski durum ve düzenine dönmesi için çabaladı. Türkiye’deki plan tutmayınca Batı ittifakı çatladı ve çatlak gitgide açılıyor. Büyük ihtimal bu çatlak, Batı’yı en azından ikiye böler. Halihazırda ABD, İngiltere ve Fransa oyundan kopuk bir şekilde hareket etmektedir. Alman ’ya da kendisine doğuda etkin yeni partnerler aramaktadır.

SSCB’nin ABD’nin desteklediği Afgan mücahitlerce yıkılması, arkasından iki Almanya’nın birleşmesiyle başlayan ve 2. Dünya Savaşının dikenlerini kullanan dünyanın şimdiki hakimleri olayları ABD’deki 11 Eylül 2001 olaylarıyla buralara kadar getirdiler. Bu gün olayların doğal ve yapay dalgalarıyla mücadele ediyoruz. Dünya’nın hakimleri dünyayı kendilerince yeni bir mekana ve konjonktüre taşımak adına hareket etmektedir. Gizli eller durmuyor. Çıkarları adına kimseye acınmıyor. Çocuk, kadın, engelli ve yaşlı ayırt edilmiyor. Ne evrensel ne de yöresel değerlere bakılıyor. Bakılan sadece kağıt üzerinde yazan değerler. Vahşi Batının ulaştığı yıkım düzeyini gözlerimizle görerek şahitlik yaptığımız bir dönemden geçiyoruz. Daha önce dünya tarihinde görülmemiş bir dönemi yaşıyoruz.

 Ezilen ve yok farz edilerek ülkelerine çökülen insanların adalet istedikleri ve yaşamak istedikleri bir dönemdeyiz. Fluğlaştırılarak zenginlikleri ellerinden alınıp götürülen ülkelerin insanları artık gerçek bir demokrasi ve dünyanın vicdanı yanında görüp insanca yaşamak istiyor. Çok mu bir şey istiyor? Hayır, aslında sadece ve sadece kendinin olanı almak istiyor. Doğal olanı, olması gerekeni istiyor. Bu insanlar başka insanlara güvenmek ve olması gerektiği gibi yaşamak istiyor. Hepsi sadece ama sadece bu kadar.

Dünya üzerinde hiç bu kadar bir insan kıyımı ve katliamı yaşanmamış. Bu itlaf tarzı uygulama aşırı yoğunlukla Müslümanlara uygulanmıştır. Hedefe İslam ülkeleri alınarak düşmanlaştırılmıştır. Hal bu iken, hangi İslam devleti kime ne zarar vermiştir. Müslümanların sömürülmekten başkasına bir zarar verecek hali mi kalmıştır. Hemen hemen hepsi batının işgali altında değil midirler?

Bu günün sorunları bitmiş ve tükenmiş olan batı ve onun artık işlemeyen kurumlarıdır. Bu kurumların tekrar işletilmesi düşünülmektedir. Bu düşünce gerçekçi değildir, uygulanıla bilirliği yoktur. Çünkü batıya çalışan sistemleri hangi Batılı dünya adına hizmet eder bir sisteme çevirecektir? İstekliler olsa bile buna kimler olur verecek ve kimler baltalayacaktır. Onların derdi bu değildir. Onlar bu sistemsel sömürü düzenlerini tekrar revize ederek yollarına devam etmenin telaşı içerisindeler. Onlar için dünya bir sömürü alanı. Bu algılarından vaz geçerlerse biterler. Sistem öylesine bir şişme yapmış ki daha da istiyor ama dünya bunu kaldırmıyor. Sürekli büyüme üzerine kurgulanan çarklar batının sonunu getirmektedir. Sürekli tüketen bu sisteme artık ham madde bulmak zorlaşıyor. Dünyanın kurgulayıcıları da bunu fark etti ve sistemi çökertiyor ve yeni bir kurgu ile sahneye dönüyor. Bunun içinde yine dünyaya saldırılıyor. Bizim iç muhaliflerin de anlamadığı işte tam olacakta budur. Okumayı sadece ve sadece iç medyadan yapıyorlar. Dış unsur ve faktörleri dikkate almıyorlar. Dışarının içeriden ne istediğini düşünmüyorlar.

Şunu görmek lazım, bizi zamanında çökerttiler ama bitirmeye güçleri yetmedi. Şimdi, değişen yeni komumlar gereği Türkiye uyandı ve kaldığı yerden oyuna devam etmek için 2071’e hazırlık yapıyor. Bu batı için çok korkulması gereken bir durumdur. Çünkü biz olduk mu onlar olamaz. Bu dünyaya iki güç dar gelir. Bunu biliyorlar ve bunu bildikleri için de tedirginler. Tedirgin olmakta da haklıdırlar. Çünkü biz yumuşak tarafımızla geliriz, adaletle geliriz, saygıyla, sevgiyle ve insanı yaşatmak için geliriz. Soyup, talan edip gitmeyiz. Biz ne yersek yanımızdakine de onu yediririz. Düşeni kaldırır, derdine çare oluruz.

Güçle gelen, gücü bitince gider. Bizi gücümüz olmasa da sevdiler ve halen daha severler. Bizimde gerçek gücümüz selamımızdır. Bu kadar basit ama bunu karşı taraf anlayamaz. Madde bağımlısı beyin, selamla atılan temelleri çözemez. Bunu çözemez ama çatışma bölgelerinde sarı benizli Batılılar Türk bayrakları ile devriye atarlar Türklerle beraber devriye atarlar. Onca yıl yanımızda gezdirdik ama bizi halen tanıyamadılar. Çünkü genler farklı beyin algoritması farklı. Biz bölgeye bakıyoruz ezilen ve sömürülen bir bölge görüp, insanların hallerine dertleniyoruz Batılı bakıyor, buradan ne kadar petrol ne kadar doğalgaz çıkar diyor. Askeri ise bir günü daha ölmeden nasıl geçire bilirimin derdinde bir Türk bayrağı veya onun gölgesini arıyor.

Kendi ülkelerinde ırkçılık yapanlar, insanları diri diri konutlarında yakanlar, teröre destek, mühimmat, malzeme, lojistik ve ulaşım gibi her türlü desteği verenler, bugün demokrasiden, adaletten ve insan haklarından bahsetmeye devam ediyorlar. Utanmadan bize demokrasi ve insan hakları dersi veriyorlar. Biz ki; kendimizden geçerek dünyaya en fazla yardımı götüren ve en fazla mülteciye kapılarını açan bir milletiz. İnsanda biraz yüz olur, yüz kalmamış. Bir şeyden bahsederken insan bir düşünür. Bunlar düşünmeyi de unutmuşlar, her şeyi kalıba dökmüşler. Oradan alıp alıp kullanıyorlar. Bunlar bizde aradıklarını kendileri uygulamazken ne utanıyor  ne de yüzleri kızarıyor. İnsanın insanlıktan çıkmış halidir yüzsüzlük, utanma duygusunu ve arını kaybediştik hali.

Türkiye bölgede etkin olmayacak ta kim olacak? Sekiz yüzyıl at koşturduğumuz topraklardan uzak durmamızı istiyorlar. Biz oradaysak bunların oyunları bozulur. 15Temmuz’un hemen sonrası Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı Harekatlarını uydularıyla saniye saniye gözleyenler olup bitenlere inanamadılar ve tedirgin oldular. Uyanan devi fark ettiler, önlemek istediler ama önleyemediler. Türkiye’nin sahne almasından korkuyorlar. Çünkü biliyorlar ki, biz varsak onlar yoktur. Çaresizler. Son bir hamle finansal saldırıdır, oda bitecek ve bundan sonra biz bir kere daha tarih sahnesindeki yerimiz tekrar alacağız. Batı ise kendini kaybediyor ve son yol ayrımını da kaçırmak üzere. 

 

Bu yazı toplam 1274 defa okunmuştur.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
RENKLİ HAYATLAR
  • Kushner'in ekonomik kalkınma planına Suudiler Destek verdi!
  • Çobanları bekleyen tehlike: Avustralyalı Swagbot!
  • Rusya Orta Menzilli Nükleer Kuvvetler restini çekti: 'Karşılık veririz!'
  • Koyunun kesik kulağı yasak aşk cinayetini çözdü!
  • Son dakika! Kara Harp Okulu davasında karar çıktı
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Optimus Haber Portalı | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0542 820 94 44 - 0534 6787068 / Faks : | Yazılım: CM Bilişim - Tasarım: INVIVA