• İstanbul8 °C
  • İzmir9 °C
  • Ankara9 °C
  • Manisa9 °C
  • Adana15 °C

Hakan Özen / Yazar

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Başka Türkiye Yok!

12 Şubat 2014 Çarşamba 14:00

Tarih bize toplumsal dönüşümler, değişimler sürecinde gençliğin ne tür roller üstlendiğini, bu değişim ve dönüşümlere nasıl ve ne şekilde etki ettiğini şüpheye yer bırakmayacak bir şekilde göstermektedir.68 Gençliği kimilerine göre hayalperest, Kimilerine göre antiemperyalist, kimilerine göre Türkiye’nin CHE’siydi. 12 Mart cuntacılarına göre ise 1961 Anayasasını ortadan kaldırmaya çalışan eli silahlı terörist. 

68 kuşağının önderlerinden Deniz Gezmiş ve arkadaşları idam için yargılanırken neleri savundular? Mustafa Kemal’e nasıl bakıyorlardı? İşte Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının Ankara 1 Nolu sıkıyönetim Askeri Mahkemesi’nde yaptıkları savunmaları. “Bu memlekette Mustafa Kemal’e gerçekten sahip çıkanlar varsa Onlar da bizleriz. O’nun istiklal-i tam Türkiye idealini yalnızca biz devam ettiriyoruz.” Deniz Gezmiş, 1972′de böyle sesleniyordu mahkeme heyetine… Gezmiş ve arkadaşları 12 Mart darbesinin sıkıyönetim mahkemelerinde yaptıkları savunmalarda tarihi gerçekleri saptadılar ve sonraki kuşaklara miras bıraktılar. 

Denizler 68 gençlik hareketini ikinci kuvayi milliye hareketi olarak niteledi ve her fırsatta kurtuluş savaşını övdü. Deniz ve arkadaşlarının ortak savunması şunları söylüyorlardı: “Türkiye halkı kurtuluş savaşımızda, emperyalizme ve uşaklarına, gerekli dersi nasıl verdiyse, bu defa da onurunu çiğnetmeyecek ve bağımsızlığını elde edecektir…. Emanetiniz olan bağımsızlık ve kurtuluş bayrağını, alnımız açık, yiğitçe dalgalandırdık, bundan sonra da dalgalandırmaya devam edeceğiz.
Deniz Gezmişler bugünün gençliğine kalan mesajlarında “19 Mayıs 1919, emperyalizme, karşı Mustafa Kemal ve arkadaşları önderliğinde Türk devletinin var olma mücadelesidir. 19 Mayıs 1919 saldırgan emperyalistlere ve onların emrindeki iç düşmana karşı, Mustafa Kemal önderliğinde, Türk halkını örgütlemek için kurtuluş savaşının politik anlamda başlangıcıdır” diyorlardı.

 

Peki Denizler bu ideallerini yaşarken ülkücü diye adlandırılan 68 kuşağının ülkücüleri ne diyorlardı. Onların da idealleri, devlet ve millet aşkları vardı. Onlar da Mustafa Kemal’in başlattığı emperyalizme karşı mücadeleye evet diyorlardı. Ama bir şartla o şartta devletin bakası için Türkiye Cumhuriyeti devletini küçük düşürücü, ecdadımızı aşağılayıcı, ve kökenimiz Osmanlı’ya ve ondan önce ki Türk devletlerini hedef alıcı tüm eylemlere hayır diyorlardı. Türk gençliği evet emperyalizme karşı ülkesini savunacaktı. Ama Allah, Kuran aşkını da bırakın bir kenara atmayı ona sımsıkı bağlı kalacaktı. Türk İslam ülküsü ise hızla dokuz ışık ilkesiyle bütünleşecek ve lider bir Türkiye yolunda hızla yol alınacaktı.
Kendisini devrimci ve ülkücü olarak adlandırılan bu iki gruba baktığımızda ise ağırlıklı olarak bu mücadeleyi veren gençlerin işçi,memur ve esnaf çocuğu olması dikkat çekiciydi. Ancak ne var ki İttihat Terakki zihniyetine sahip çıkarcı güçler ve emperyalistler işbirliğine girişmiş kirli eller çoğu üniversitelerde okuyan ve başarılarıyla göz kamaştıran bu gençleri birbirine düşürmek için senaryoları çoktan yazmışlardı. Ne yazık ki bu idealist gençleri birbirine düşürmek isteyenler hedeflerine ulaşmışlar ve bir sağdan bir soldan asarız zihniyetiyle Lider ülke Türkiye’nin temelini oluşturan bu gençleri gözlerini bile kırpmadan darağaçlarına göndermişlerdi. Darağacına gönderemediklerini ise Mamak’ta, Diyarbakır’da, Buca’da ve Bayrampaşa’da işkence masasına yatırıyorlardı. Daha 18 yaşını doldurmamış Erdal Eren yaşı büyütülerek asılırken Mustafa Pehlivan’lar, Selçuk Duracık’lar, Halil Esendağ’ların son sözleri Allahuekber oluyordu.

Kimse şimdi kalkıp devrimci veya ülkücü gençler bu ülkeyi bölücülüğe, iç savaşa itiyorlardı, sokağa çıkamaz olmuştuk. Bunun önüne ancak darbe yapılarak geçirilebilirdi demesin. Evet o yıllar da kardeş kardeşi vuruyor, aynı sokakta, aynı mahallede oturan ve çoğu işçi emekçi çocuğu olan bu gençler birbirini öldürme noktasına geliyorlardı. Peki bu gençleri yine bu duruma getiren zihniyetle darbeleri yapan ve günümüzde de sözüm ona şeriata hayır, başörtüsüne hayır nidalarıyla yine darbe üstüne darbe gerçekleştirmek isteyenlerin zihniyet ve o zihniyetin sahipleri aynı kişiler değimli? Evet ne yazık ki bu kişiler emperyalist güçlerin esiri ve desteğini alarak ordunun en yüksek kademelerine kadar ilerlemeyi de başarmışlardı. Şimdi yargılanan Kenan Evren ve arkadaşı bu darbeci zihniyetin tohumlarıyla beslenenlere sadece birer örnektir. 90 yaşına gelmiş Kenan Evren’i ise yargı önüne getirmek ise 90 yaşında ki bir kişiden değil o zihniyetle hesaplaşmaktır ki ondan sonra gelecek olanlara bir ders olsun ve darbe teşebbüsünde bulunmasınlar diye… Tabi bu ülke sadece 12 Eylül’le değil 1941,1961,1972, ve 28 Şubat süreci ile de hesaplaşmalıdır. Burada hesaplaşılması gereken sadece ordunun başında ki generaller değil o dönemleri başımıza dikta eden yazarından, iş adamına kadar olan tüm zümredir

Türkiye Cumhuriyeti Devleti Osmanlı’nın devamı olup yine tüm Dünyaya hükmedecek, liderlik vasfını özünde taşımaktadır. Bu süreç lider Türkiye’nin yaratılma sürecidir. Türkiye Cumhuriyeti Devleti şu an bulunduğu bölgede bölgesel güç olmayı başarmış Küresel güç olma sürecinde de önemli aşamalar kaydetmiştir. Sağıyla, soluyla, liberaliyle hangi görüşten olursak olalım zaman bu sürece destek verme sürecidir. Etnik kökenimiz farklı olabilir ama önemli olan Türkiyelilik bilincinin yerleşmesi ve Türkiye Cumhuriyeti Devletinin muasır medeniyetler seviyesine yükselmesidir. Çünkü Başka Türkiye yok. Yaşasın Türkiye Cumhuriyeti Devleti, yaşasın ay yıldızlı Türk bayrağı, Yaşasın aziz ve asil Türk Milleti.

Bu yazı toplam 671 defa okunmuştur.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
RENKLİ HAYATLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Optimus Haber Portalı | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0542 820 94 44 - 0534 6787068 / Faks : | Yazılım: CM Bilişim - Tasarım: INVIVA