• İstanbul12 °C
  • İzmir10 °C
  • Ankara7 °C
  • Manisa12 °C
  • Adana14 °C
Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Avrupa Birliği Ankara Delegasyonu Başkanından ziyaret
28 Kasım 2015 Cumartesi 21:15

Avrupa Birliği Ankara Delegasyonu Başkanından ziyaret

Avrupa Birliği Ankara Delegasyonu Başkanı Büyükelçi Hansjörg başkanlığında Avrupa Birliği Büyükelçilerinden oluşan 22 kişilik heyet, İzmir Valisi Mustafa Toprak’ı makamında ziyaret etti.
Hepimiz İzmir’i biliyoruz, bu güzel şehirde seyahat etmek için çok neden var diyen AB Ankara Delegasyonu Başkanı Büyükelçi Hansjörg Haber Vali Toprak’a gerçekleştirdikleri ziyaretin öneminin çok büyük olduğunu ifade etti ve şunları aktardı; “Çok teşekkür ederiz öncelikle bizimle görüşmek için zaman ayırdınız için teşekkür ederiz.  Öncelikle ziyaret amacımızı açıklamak istiyorum.
 
Ama şu anda arka planda yer alan olaylar meydana gelmekte olduğundan bu ziyaret farklı bir anlam kazanmış oluyor.  Ben bu çerçevede Pazar günü Brüksel’ de yapılacak olan zirveden bahsetmek istiyorum.  Bu zirvenin sonuçları müzakere edilme aşamasında, o sebepten dolayı herhangi bir yargıya varmak için çok erken ama iki tane sonuç bekliyoruz.
 
Bu çerçevede biz Türkiye ve Avrupa Birliği arasında hem katılım süresi konusunda hem vize konusunda, hem de bir dizi başka konuda daha derin daha yoğun bir iş birliği bekliyoruz.  Bunun yanı sıra düzensiz bir göç hareketini düzenli bir göç hareketine dönüştürmesi sonucunu da bekliyoruz.
 
Hali hazırda Türkiye’ de bulunmakta olan mültecilerin yönetimi konusunda Türkiye ile daha büyük bir işbirliği beklentimiz var. Bunu yaparken düzensiz göçün kontrol altına alınması konusunda önceden de belirttiğim üzere bahsettiğim zirve henüz kararlaştırılmamıştı ama biz mülteci ve göç başlıkları üzerinde yoğunlaşıp odaklanmak istiyorduk. O sebepten dolayı iyi bir zamana denk geldi zirve ile birlikte.
 
Müsaadenizle ben ilk soruya geçmek istiyorum sizin görüşlerinizden faydalanmak için. Şimdi İzmir’ e baktığımız zaman hem mülteciler, hem göçmenler açısından bir odak noktası olduğunu görüyoruz ve onlar buraya geldiği zaman, denizde onları gördüğünüz zaman iki kategori arasındaki farkı bilemiyorsunuz. Dolayısıyla biz bu meselenin İzmir gibi bir Vilayeti ne şekilde etkilediğini öğrenmek istiyoruz. Yani bu konu İzmir’i maliyet açısından, yasalar ve asayiş açısından idari personel konusunda ayrıca buradaki halkın reaksiyonu açısından ne şekilde etkiliyor ve bunun yanı sıra sizin aklınıza gelen başka konular varsa onu da öğrenmek isteriz bu konu ile ilgili.” dedi.
 
Ziyaretten duyduğu memnuniyeti dile getiren Vali Toprak; “ Öncelikle size ve tüm heyet üyelerimize, Büyükelçilerimize, temsilcilerimize hoş geldiniz demek istiyorum.  Birçok defalar değerli Büyükelçilerimizle İzmir'de değişik vesilelerle karşılaşmış bulunuyoruz.  Buraya da daha önce ziyarete gelen büyükelçilerimizi görüyorum onlarla tekrar görüşmekten de memnun olduğumu belirtmek istiyorum. Sizin de ifade ettiğiniz gibi İzmir güzel bir ilimiz. Ülkemizin önemli bir ili, önemli değerleri üzerinde barındırıyor. İzmir, Avrupa’nın en doğusu olmakla birlikte ülkemizin de en batısı şüphesiz.  Bu göç konusuna girmeden önce şüphesiz ki İzmir olarak da, İzmir Valisi olarak da Avrupa Birliğine katılımı ve onunla ilgili gelişmelerin bir an önce bitmesini arzuluyor, bekliyoruz.
 
Tabii bu süreçte karşılıklı müzakere görüşmeleri devam ediyor ama Türkiye olarak bu konuda istekli ve bu manada karşılıklı görüşmelerin daha kısa süre içerisinde olumlu sonuçlanmasını da bekliyoruz.
 
Zaman zaman dalgalanmalar göstermekle birlikte, Avrupa Birliği’ne giriş sürecinde iki taraftan kaynaklanan belki yokuşlu inişli noktalar olabilir ama Türkiye Avrupa Birliğine katılım konusunda tüm vatandaşlarıyla birlikte istekli ve duyarlı olduğunu bir kez daha ben İzmir’ den ifade etmek istiyorum.
 
Belki de bu yeni süreçte bu konuda daha önemli adımların atılacağını da ben bekliyorum. Sizlerin de ifade ettiği gibi sizin gelişinizle Brüksel’deki toplantı arasında direk bir bağlantı olmasa da sizin ziyaretinizin arkasından Brüksel toplantısının olması çok anlamlı ve manidar oldu. Güncel taze konuların da orada karşılıklı gündeme getirileceği ve bir noktada olumlu sonuca varılacağını da düşünmek istiyorum.
 
Evet, tekrar bu vesile ile heyetinizi burada görmekten duyduğum memnuniyeti bir kez daha ifade etmek istiyorum.  Avrupa Birliğine katılım hususunda tüm ülkemizin bende değişik yerlerinde görev yaptım. Her bir noktasında olduğu gibi İzmir’de de önemli bir beklenti var. Burada aslında Ankara, Hükümet de bizlere önemli bir destek veriyor. Burada Avrupa Birliği Bakanlığının temsilciliği açıldı, Dışişleri Bakanlığı temsilciliği açıldı, Başbakanlık Ofisi açıldı. Yani aslında bu manada uyumlaştırma sürecinde önemli bir destek var.
 
Avrupa Birliğine katılım öncesi alt yapı çalışmasında İzmir’den de önemli projeleri Avrupa Birliği’nin kurumlarıyla yürütüyoruz. Bunu baktığımızda hem kamu kurum ve kuruluşlarıyla, gerek mahalli İdareler, yerel yönetimlerle, bir taraftan sivil toplum ve meslek örgütlerimizle, üniversitelerimizle Avrupa Birliği katılım öncesi uyumlaştırma konusunda ciddi proje uygulamaları da var.
 
Bunları sizin daha yakinen takip ettiğinizi de biliyorum. Evet, tüm bunlarla birlikte dünyada bazı gelişmeler yaşanıyor şüphesiz ki. Yani ne sadece Türkiye’de, ne Avrupa’da, ne Afrika’da önemli değişim ve dönüşümler yaşanıyor.  Bu manada Sizlerin de izlediği gibi bir takım iç karışıklıklar, çatışmalar, savaşlar ve o savaşları da yönlendiren ve yönetenler diye dünyaya bir bakış yapabiliriz.
 
Bunu şunun için ifade etmek istiyorum. Dünyada değişik yerlerde şu ve bu sebepten çıkmış savaşlar, iç çatışmalar var. İnsanlar yurtlarından dışarı çıkmak zorundalar çünkü kendi güvenliklerini kendi ülkelerinde yaşadığı zaman bulamıyorlar. Dolayısıyla bu çatışmalar nedeniyle dünyanın neresinde olursa olsun gidebilecekleri yerler üzerinde bir güzergâh farklılığı olmuş oluyor.
 
Şüphesiz ki tabi bu olaylarda baktığımızda Afrika’ nın en uç noktasında da olsa, uzak doğuda da olsa, Afganistan’da da olsa, Pakistan’da da olsa, en uzak noktalardaki bir iç çatışma insanların göç yollarına intikalini gerektiriyor. Ve dolayısıyla dünya ülkeleri olarak nerede olursak olalım dolaylı ya da doğrudan etkileniyoruz. Düzensiz göç şeklinde ciddi manada göçler meydana çıkıyor. Dolayısıyla tüm bu karmaşık yapı içerisinde Türkiye de etkileniyor, Avrupa’da etkileniyor aslında refah toplumu olma noktasındaki yerlere insanların bir yönelimi var ve göç yolları var.
 
Düzenli göç dediğimizde zaten herhalde karşılıklı anlaşmayla olduğu için bunda bir problem yok. Bugün dünya problemi düzensiz göç ile alakalı. Şüphesiz ki Suriye konusunu da bu bağlamda değerlendirmek gerekiyor.
 
Şimdi tabii Suriye’den Türkiye’ye gelen, sığınan, oradaki çatışma ve savaş nedeniyle 2 milyonu geçen bir insan topluluğu var. Şu anda Avrupa’nın toplam olarak ne kadar etkilendiğini ben bilemiyorum işin doğrusu. Daha önce deniz üzerindeki hareketlere de baktığımızda Afrika’nın uç noktalarından Myanmar’dan, Irak’tan, Afganistan’dan gelen zaman içerisindeki düzensiz göçmenleri Avrupa’da hissetti, Türkiye’ de hissetti. 
 
Dolayısıyla Türkiye ilk planda insani manadaki bakışını da göz ardı etmeyerek uluslararası hukuku da Birleşmiş Milletler kararını da ülkeler arasındaki kararları da dikkate alarak düzenli bir politika izliyor. Şüphesiz ki ilk planda sizlerin de takip ettiğiniz gibi, gerekli ortak çalışmalar var. Suriye sınırında 300 bine yakın alt yapısı iyi bir şekilde tahkim edilmiş çadır kentler oluşturuldu. Orada her türlü sağlık, eğitim, kültür ihtiyaçları karşılanacak şekilde gerekli, destekler veriliyor orada kalmaları açısından.
 
Suriye’deki bu iç çatışma ve savaşın kısa bir sürede bitebileceği anlayışı var idi ilk çıktığında. Avrupa’nın bakışının hangi noktada olduğunu bilemiyorum ama en kısa zamanda biter gibi dışardan bir bakış vardı. Bugün, bunu zaman zaman gelenlerle de görüşme imkânı oluyor. Bu savaşın ve iç çatışmanın uzaması ve uzatılması insanların ülkelerine geri dönüşü ile olan fikirlerini çok zayıflatmış. Onu anlıyoruz ve algılıyoruz. 
 
Tüm bu bakışlar eşliğinde hakikaten Türkiye gerek insani, gerek hukuki manada alt yapı ve bağlı olduğu kurallara sonuna kadar uymaya çalışıyor, bu çok net. Ben de İzmir’den görüyorum dışardan sizlerin görüşü nedir onu bilemiyorum. Tabii ki şüphesiz Türkiye’de bu problemi adeta kendinde buldu. Gerek sınır olması, komşuluk ilişkileri, yakınlık ve benzeri hususlar bir an önce bu savaş bitsin, ülkelerine geri dönsünler beklentisi içerisinde olduk hepimiz.
 
Şüphesiz ki dünya küresel bir köy haline geldi. Suriye’ de meydana gelen bir olay nereyi, hangi olay çerçevesinde etkiliyor sizler de onu hissediyorsunuz.  Ama hakikaten Türkiye’ye maliyeti çok yüksek oldu, oluyor. İzmir olarak biz de etkileniyoruz. Ne kadar Suriye sınırına uzakta olsak da mutlak suretle biz de etkileniyoruz. Ülkemize çok ciddi maliyetleri olduğunu ifade ediyorum ama her şeyinde para olmadığını biz de biliyoruz.  Bir taraftan uluslararası hukuk kuralları, Bileşmiş Milletler Kararları, bir taraftan bağlı olduğumuz kurallar ve bağlı olduğumuz insani ve vicdanı kurallar denizin üzerinde insanlar kaçak da olsa maalesef cesetleri kıyılara vuruyor.
 
Ülkemizde 2 milyonu aşkın olarak ifade ediliyor İzmir’ de de bugün itibariyle Suriye’den gelmiş ülkemize sığınmış adına göçmen mülteci yani değişik tanımlamalar getirilebilir ama Suriye’deki savaştan kaçmak suretiyle ülkemize sığınanlardan 80800 kişide tanıma kimlik kartı verilmek suretiyle burada şu anda kalıyorlar.
 
Bunlar burada ne yapıyor diye sorarsanız, burada bir İzmir’de bir sınır bölgesindeki gibi bir çadır kent değil de insanlar imkânlar ölçüsünde kiralık ya da boş buldukları binalarda ikamet etmeye çalışıyorlar. Bu insanların değişik sektörlerde çalışma noktasında olanlar olduğunu da görüyoruz. 
 
Ama bu 80 bin kişinin önemli ölçüde şu anki fikri, Suriye’ de ki savaş ve karışıklık bitsin, bir an önce ülkemize dönelim diyorlar. Ama her geçen gün aslında ülkelerinde ki durumun kötüye gittiğinin farkındalar ve fikirlerde zaman içerisinde değişiyor. Belki ülkelerden savaş nedeniyle karışıklık nedeniyle çıktıklarında hemen ülkelerine geri döneriz fikrinde olanlar 2010 -2011 yılından bugüne kadar süreç uzayınca ve geriye dönüp baktıklarında her hal ve şartlarında ülkelerinde canlarını kaybedecekleri noktasındaki fikre sahipler.
 
Her bir gün ülkelerinin iyileşeceğine olan güveni kaybettiklerini gözlemliyoruz. Dolayısıyla bu güvenin kaybolması şöyle bir sonuç doğuruyor; diyor ki eğer ki benim doğduğum, büyüdüğüm, beni var eden ülkeye dönmem halinde ben var olamayacaksam o zaman ailemden ne kadar kişi kalırsa o kadarıyla daha refah içerisinde yaşayabileceğim ülkeye şu veya bu sebeple gitmeliyim. Her türlü deniz şartlarının zorluğuna ve benzeri hususlara rağmen, denizde başlarına her türlü tehlikenin, ölümün geleceğini bilmelerine rağmen yine de o yolculuğa çıkmak aslında ülkelerinde kalmaya göre daha mantıklı geliyor onlara. Denizde ölseler dahi daha iyi olacağını düşünüyorlar. Ne kadar kalsam daha iyi çünkü ülkeme dönsem her şeyimi yitireceğim canım dâhil ailemin tüm fertleri dâhil düşüncesi var.
 
Bu noktada da dünyada belli noktalar vardır. Uyuşturucu kaçakçılığı, insan ticareti, yasa dışı göçmen güzergâhı ve benzeri değişik koridorlar vardır. Dolayısıyla bu konuda da o sistemler devreye giriyor maalesef. Evet, tüm bunlarla birlikte dolayısıyla bir kendi ülkelerinden ümidini kesmiş ama kaç kişiyle yola çıktıkları önemli olmadan bir başka ülkeye gitme fikrinin her geçen gün daha da şiddetlendiğini görüyoruz. Her türlü olumsuzluğa rağmen olumsuz gidiş şartlarına rağmen.
 
Aslında Türkiye tüm bu hem insani hem hukuki manada ki uyumlaştırma noktasında başından beri mücadele ediyor. İpin ucunu asla ve asla bırakmış değil. İzmir’i de en batısında olan olarak ifade ediyorum.
 
Bakınız İzmir ili olarak özellikle Sahil Güvenlik Kuvvetlerimiz, Jandarma- bir genel güvenlik birimidir- ve Emniyetimiz ciddi manada göçmen kaçakçılığı, yasa dışı insan tacirleriyle mücadele ediyor. Gerek deniz üzerinde, gerekse ülkemizin sınırları üzerinde.
 
İlimizde 80800 kişiye tanıma kartı verilerek dolaşıyorlar. Bunlarla ilgili tanıma manasında 80800 kişi burada kalıyor ve bununla birlikte güvenlik kuvvetlerimiz bir başka ülkeye hareket halindeyken 30927 kişiyi ve bunların 27053’si Suriye uyruklu olmak üzere yakalamıştır.
 
Sahil Güvenlik Kuvvetlerimiz de deniz üzerinde bir başka ülkeye, 3. bir ülkeye giriş halindeyken değişik can güvenliği tehlikesiyle boğuşan 19526 kişiyi de denizde adeta kurtarmışlardır. İzmir‘in sınırları içerisinde bunlardan 22 kişi maalesef yaşamını yitirmiştir.  Bu anlamda şu bilgiyi de sizlerin bilgisine iletmiş olayım. Göçmen kaçakçısı olarak bu insanlarla bir başka ülkeye kaçırmak için adı göçmen kaçakçısı insan taciri diye ifade ettiğimiz kişilerden 991 kişi yakalanmıştır. Bu kaçakçılardan 450’si de tutuklanmıştır.
 
Diğer tarafa döndüğümüzde Suriye’ deki durumun günden güne kötüleşmesi insan tacirlerinin ve bu insanların bir başka ülkeye geçişleri konusunda da hareketlenmeyi getirdiğini hep birlikte yaşadık aslıda yaşıyoruz da. Biz tüm bu hareketliliği bir de üzerimizden bir başka ülkelere geçişini engellemek için gerek Sahil Güvenlik Kuvvetlerimizin gücünü, hareket kabiliyetini, Jandarma ve Emniyetimizin personel ve imkân kabiliyetini adeta mevcut durumun 2- 3 katına çıkardığımız noktalar var.
 
Burada baktığımızda insanların bazı noktalarda ilimizde çalıştıklarını görüyoruz. Bu göçmenlerden bu tanıma kartı verilenlerden bir kısmı İzmir’de çalışıyorlar. Ama bunlar geçici işler şüphesiz ki bunlar bekliyorlar ki bir an önce ülkemize geri dönelim.  Zaman zaman şunu özellikle ifade etmek isterim, 2 ay önce Avrupa’ da değişik liderlerin bazı açıklamaları oldu.
 
Bu açıklamalarda sanki sınırlar kaldırıldı, göçmenler rahatça gidecek gibi bir algı oluştuğunu bende hissettim.  O etkileri de zaten sizler ülkelerinizde birebir hissettiniz diye düşünüyorum.  Yani şu var; bir bakış yaparsak ülkede bir iç karışıklık var ve orada hayatta kalması mümkün değilse insanlar ölümleri pahasına da olsa zihinlerinde ideal bir ülkeyi kestirip her hal ve şartta girmek istiyorlar.  O yolları deniyorlar. Zaman zaman Türkiye bu insanları tutmalıdır gibi kanaatler oluyor. Şüphesiz ki Türkiye bunları tutmalıdır ama dünya ülkelerinin de bu savaşın bir an önce bitmesi için ortaya bir gayret koymaları gerekiyor.
 
Yani ben biraz şunu hissediyorum, İzmir’den bir bakışla kendi hissiyatımı ifade etmek istiyorum. Ülkeler düzensiz göçten yakınıyorlar, bu olumsuzluğu yaşıyorlar ama Türkiye kadar değil onu da söylemiş olayım. Fakat doğru, etkileniyorlar. Diğer ülkeler bu etkiden kurtulmak için Türkiye konusunda da birlikte çalışalım, destekleyelim diyorlar. Ama Suriye’deki savaşın bitme noktasında bu kadar irade koyamıyorlar gibi hissediyorum. Çünkü savaş orada devam ettiği sürece ya da bir başka ülkede, ülkelerde savaş olduğu sürece o insanlar daha güvenli yerlere akacaklardır. Dolayısıyla bu resimde şunu görüyoruz, Türkiye bugün kendisinin beslediği, barındırdığı ve savaşın bitmesiyle birlikte ülkelerine dönmesini beklediği insanları bu ülkede tutmasaydı, tutamasaydı bu iki buçuk milyon bugün Avrupa veya değişik ülkelerde olacaktı. Bu resmi iyi görmemiz gerekiyor.
 
Onun için aslında Avrupa Birliği ülkeleri ile ülkemizin iç içe çalışmasını çok önemsiyoruz, ben de buradan önemsiyorum. Brüksel’deki toplantı öncesinde de eğer ki katkımız olursa. Bu savaş bitmeden bu meselenin, düzensiz göçün gerek Türkiye, gerekse diğer ülkelerin etkilenmemesini beklemek mümkün değil. Şüphesiz ki sadece Türkiye meselesi değil, baktığımızda Lübnan’dan, Mısır’dan, Libya’dan, Afrika’nın kuzeyinden, İtalya’ya, İspanya’ya, Hırvatistan’a, Fransa’ya karşı kıyılardan da gemiler ve benzeri noktalarda yine düzensiz göç hareketleri var. Şüphesiz ki buralardan da var bu bir gerçek. Ama şu da var, 2010-2011’den bugüne kadar belki bu 3-5 aydan beri bu düzensiz göç ile ilgili ülkelerin sesleri ve bu konudaki duyarlılıkları çok daha net ortaya çıkıyor. O aradaki zamanı ben yitirdik diye düşünüyorum. O arada daha farklı şeyler yapabilirdik, bu iş daha önce belki önlenebilirdi diye düşünüyorum, geciktik biraz.
 
Evet, tüm bunlarla birlikte İzmir’ de ifade ettiğimiz gibi bu düzensiz göç hareketlerinden etkileniyor. İzmir’in nüfusu bildiğiniz gibi 4 milyon 100 bin kişi civarında. Yani 80800 kişi şu anda burada kalıyor. Yani kendini adapte ettirerek kalıyor. Yani bir de bu mesela siz gelmeden önce acaba yaş grupları olarak bunlar kimler, kimler gelip geçiyor diye bir incelemeyi daha detaylı yaptırdım. Şu anda İzmir’de kalanların %54’ü erkek, %46’sı kadın bu 80800 kişi olarak ifade ettiğim kişilerden. Bununla birlikte bu 80800 kişinin %57’si yetişkin, %43’ü de 0-18 yaş grubu aralığında.
 
Biz tabii burada bunun maliyetini ifade ettik,  sekiz buçuk milyar dolar gibi bir rakam merkezi bütçeden ifade ediliyor. Bazı şeyler rakamla da ölçülemiyor, işin doğrusu her şeyi rakamla ölçmek mümkün değil hesap etmek de mümkün değil. Ama burada bu kadar insanın yaşadığı ve her türlü ilin sosyal ve ekonomik kapasitesine katkı verdiği ama daha ziyade yük getirdiği de açık. Yani musluğu açsa o musluktan akan suyun oraya gelmesindeki fazlalık da bir maliyet aslında baktığımızda. Tüm bunlarla birlikte bu 80800 kişinin 24271 kişisi eğitim çağındaki çocuklar. Yani şöyle, biraz önce bir rakam vermiştim. 80800 kişinin 0-18 yaş grubundaki rakamın 35000 olduğunu ifade etmiştim. Bu kişilerden 24271’i okul çağındaki gençler ve çocuklar. Acaba bu kişilerden eğitim öğretim hayatının ne kadarını alabiliyoruz, uyumlaştırabiliyoruz.  Geçici olarak burada kalsalar da bu insanların her türlü suçtan, suçluluktan, olumsuzluktan uzak tutulması adına ve onların bu eğitim ihtiyaçlarını karşılamak adına nasıl bir altyapı geliştiriyoruz.  Yaklaşık 4500 kişinin bugün okullarda aynı sınıflarda eşdeğer olarak eğitimlerine devam ettiklerini görüyoruz.
 
Şimdi yeni bir tarama yaptırıyorum. Bunlardan ne kadarını yine eğitime katabilirsek o kadar uygun olacak. Yani 4500 kişilik rakamı daha da yukarıya çıkarmak için de çabalıyoruz. Çünkü sokaklarda çocukların avare ve boş olarak dolaşması bugün Suriye’ye döneceğim, yarın döneceğim, bugün okula gitmeyeyim diye fikirler sokakları da olumsuz etkileyebilir. Şimdi suç ve suçluluk noktasına baktığımızda acaba bu 80800 kişinin suça bulaşma, suç işleme meyili ya da o fiil içerisine girme oranı var mıdır? Aşağı yukarı suç işleme oranı yok denecek kadar azdır, çok az görüyoruz. Belki burada kalmaları ve bir problem yaşarlarsa aleyhlerinde olacağı düşüncesi onları da daha kontrollü bir noktaya itebilir. Yani normal bir insan yaşamında kendi aralarındaki sıkıntı, kavga ya da polise konu olacak şekilde bir fiil işleme neyse o olabiliyor.
 
Ama şunu da bilmemiz gerekiyor, Fransız Büyükelçimiz aramızda bir kez daha Fransa’ya yaşadıkları bu elim ve acı olaydan dolayı başsağlığı dileklerimi ben de iletiyorum. Şimdi biz tabii 80800 kişi tanıma belgesi var, ama bunların Suriye’deyken adı, soyadı, doğum tarihi kaç bilmiyoruz. Kendi beyanlarına göre yazıyoruz. Dolayısıyla bugün kâğıt üzerinde tanıma belgesinde bize “A” dedikleri isim yarın “B” de olabilir. Yani bunu teyit edebilecek Suriye’de bir otorite kalmadı. Kimin kimi yönettiği belli değil. Dolayısıyla bunları kontrol altına tutmaya devam ediyoruz. Tabi sizlerin de bildiği gibi uluslararası koruma kanunu ve benzeri mükellefiyetler savaş halindeki bir ülkeye sınır dışı etmeyi de belli şartlara bağlamış vaziyette.
 
Dolayısıyla bu sorun büyüktür. Bu sorun Türkiye’nin altından kalkamayacağı kadar büyüktür. Türkiye bu yaşadığı sorunun neler olduğunu diğer ülkelere anlatmakta zorluk çekmektedir. Yani kendi kanaatimdir. Avrupa göç hareketinin kendine yönelmesiyle birlikte bu olayı biraz daha gündeme ciddi manada getirmeye başladı, teşekkür ediyoruz. Gerçek konu şu, Suriye’de savaş sona erdirilmediği sürece bu sorunları konuşmaya devam edeceğiz. Savaşı el birliğiyle bitirmeliyiz. Şunu da temin ederim ki gerek Sahil Güvenliğimiz, gerek Emniyetimiz, gerekse Jandarmamız başta ben olmak üzere insanların bir an önce ülkesine dönmesi ve buradan da bir başka ülkeye gitmemesi için el birliğiyle imkânlarımızı sonuna kadar hakikaten büyük bir katkıyla korumaya çalışıyoruz.” dedi.
 
Bir büyükelçinin sorusu üzerine Vali Toprak, “Günlük iletişim Sahil Güvenlik Kuvvetleri, Dışişleri ve İçişleri Bakanlığı üzerinden yürüyor. Biz burayı tutuyoruz gitmemeleri için. Yunanistan da adalar ile birlikte orayı tutuyor. Tabii biraz da buradaki zorluğu ortaya koymak lazım. Çok girintili çıkıntılı ve çok sayıda adalar var. Dolayısıyla insanların hareketini mutlak manada izlemek Yunanistan açısından da, Yunan makamları açısından da, Türkiye açısından bizim açımızdan da zor. Ama tüm bunlara rağmen emin olunuz 24 saat süreyle buna dikkat ediliyor. Ama eğer ki bir insan kafasına koymuşsa bir olumsuzluk yapmayı herhangi bir alanda sonuç olarak oradan buradan bir formül bulmaya çalışıyor. Yani mutlaka bizim Sahil Güvenlikle Yunanistan Sahil Güvenliği arasındaki görüşmeler devam ediyor. Bununla ilgili bir problem yok. Aynı şunun gibi düşünmek lazım, tüm önlemlere rağmen buradan Yunanistan ya da adalara gidenler Yunanistan’daki tüm önlemlere rağmen de Yunanistan üzerinden başka ülkelere gidiyor.
 
Yoksa hem Türkiye, hem Yunanistan bu konuda hakikaten ciddi manada engelleyici bir tavrı net olarak ortaya koymuş vaziyette. Ama olayın büyüklüğünü önleme kapasitesini de görmek lazım. Aynen geçmişte Fransa’yla İngiltere, ya da İtalya Fransa arasındaki basına da yansıyan o yoğun kalabalıklardaki sıkıntılar gibi. Yani iki tarafta bunu önlemeye çalışıyor ama bunu önlemekte zorlanıyor. Ben de öyle gördüm. Burada da aynı, yani değişen bir nokta yok. Dolayısıyla dönüp aynı noktaya geliyoruz ama bu meselenin sebebi Türkiye ve Yunanistan asla değil.  Sorun iç savaş, savaşı tırmandıranlar ve devam ettirenlerdir net söylüyorum. Bu aynen şu gibidir, insanlar uyuşturucu kullanırlar, biz sadece kullananlar üzerinden meseleyi önlemeye çalışırsak çok etkili olamayız. Bizim o uyuşturucuyu kullananların uyuşturucuyu hangi kaynaktan geldiğini bulup bataklığı kurutmamız lazım. O yüzden sebebi, nedeni iyi teşhis etmemiz lazım” dedi..
 
Vali Toprak bir başka büyükelçinin sorusu üzerine de, ”Yerel halk ve göçmenler arasında herhangi bir gerginlik yaşamadık net olarak ifade ediyorum. Yaşamayacağımızı da ümit ediyorum. Eğer ki onların içerisine birilerinin girip de onları vatandaşlarla kışkırtması gibi bir durum olmazsa asla böyle bir şeyi beklemek mümkün değil. Çünkü hakikaten Türkiye’nin bakışı neyse İzmir’in de bakışı da aynı ve insani,  bunu net olarak ifade ediyoruz. Yani şunu açıklıkla ifade etmek istiyorum ki, Türkiye gibi İzmir’deki vatandaşlarımız da bunlar nereden geldi, bunları hemen ülkemiz dışında hangi ülkeye giderlerse gitsinler, atalım anlayışı içerisinde olunmadı. Ama şüphesiz ki burada bir kent var ve kentle gidecekleri saate kadar uyum içerisinde yaşamaları gerekiyor.
 
Onun için bu eğitim konusundaki uyumlaştırma, devlet olarak insani, sağlık giderlerinin karşılanması, sosyal psikolojik desteklerin sağlanmasına da katkıyla veriyoruz. Onun için şu anda böyle bir şeyi de beklemiyoruz ama tabii bu gibi şeyler bilinmez. Yani zaman zaman buraları da karıştırmak isteyenler de olabilir, o konuda da gayet dikkat içerisindeyiz. Ferdi birkaç olayın dışında İzmir’de ciddi bir olay da yaşamadık bunu da özellikle ifade etmek istiyoruz. Çünkü iyi niyetli bir bakış, insani bir bakış, korumacı bir bakış var. Yani hemen hadi biz sınırları kontrol etmeyelim de gitsinler gibi bir anlayış olsaydı bugün 80 bin kişi değil 300-500 bin kişi buradan, buranın üzerinden giderdi. Onu özellikle ifade etmek istiyorum. Yani gayreti özellikle görmenizi isterim.
 
Bir söz daha söylemek istiyorum. Yeni bir faslın açılması aslında AB ve Türkiye arasındaki ilişkilere yeni bir başlangıç ve ivme kazandırmanın da heyecanı açısından çok önemli, teşekkür ediyoruz. Aslında tüm bu gelişmeler gösteriyor ki Türkiye AB ile olmalıdır. AB bununla birlikte daha güçlü olacaktır. Türkiye de güçlü olacaktır ama AB’de çok daha güçlü olacaktır. Tüm dünyada yaşanan olayları, bugün bu konuşulanları dikkate aldığımızda Türkiye, AB ile güçlü. Ama AB’de Türkiye ile birlikte daha güçlü ve sorunları çözmede, irade koymada daha iyi bir noktada olacaktır. Bunu da hissiyatım olarak ifade etmek istiyorum.
 
Burada aslında sizlerin de izlediği gibi düzensiz ve düzenli göçü ayarlamak açısından yeni bir teşkilat kuruldu, İçişleri Bakanlığında Göç İdaresi Genel Müdürlüğü. Tüm bu ifade ettiğim Sahil Güvenlik, Emniyet ve Jandarma arasındaki koordinasyonu benimle birlikte Göç İdaresinin İl Müdürü ve diğer yetkili arkadaşları da takip ediyorlar. Dolayısıyla Türkiye’de düzensiz göç özellikle ve diğer yabancılar hukukunu yönetmek üzere yeni bir teşkilat ve çok ciddi olarak da çalışılıyor. Yani sadece İzmir değil, tüm Türkiye’de arkadaşları da o vesile ile tanıştırmak isterim” dedi.
Ziyaret sonrasında AB Ankara Delegasyonu Başkan'ı Büyükelçi Hansjörg Haber Vali Toprak’a vermiş olduğu geniş bilgilendirme ve kabulünden dolayı büyükelçiler adına teşekkür etti.
 
Gerçekleşen ziyaret sonrası Vali Toprak ve Avrupa Birliği Büyükelçilerinden oluşan 22 kişilik heyet Valilik Makamında fotoğraf çekildikten sonra buradan ayrıldılar.
Kaynak:
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
RENKLİ HAYATLAR
  • Nazlı Çelik,Şehitlerimizi unutmadı!
  • Günde 12 milyon ekmek çöpe gidiyor
  • Yaralılara yardım etmek isterken kazada öldü!
  • Türkiye büyüme rakamları açıklandı
  • Maski,Demirci'de dereleri temizliyor
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Optimus Haber Portalı | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 541 797 95 79 / Faks : | Yazılım: CM Bilişim - Tasarım: INVIVA