• İstanbul13 °C
  • İzmir13 °C
  • Ankara11 °C
  • Manisa9 °C
  • Adana14 °C

Hakan Özen / Yazar

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Atatürk Ve Milli Ekonominin Önemi

05 Nisan 2015 Pazar 18:58

Bir milleti millet yapan değerler zinciri milli tarihi, milli kültürü ve milli dilidir. Bu değerleri muhafaza edemeyen devletler yok olmaya mahkumdur. Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk önderliğinde ona inan silah arkadaşları ve aziz Türk milleti Kurtuluş savaşından zaferle ayrıldıktan sonra bu 3 milli sacayağına sımsıkı sarıldılar. Onlar milli bir devletin öneminin çok iyi farkındaydılar ve güçlü bir devlet olmanın da gereğinin milli ekonomiden geçtiğini çok net bir şekilde görüyorlardı. Bu düşünce ve önem çerçevesinde 4 Şubat 1923’de İzmir’de iktisat Kongresi toplanmıştır. Başkanlığını Kâzım Karabekir Paşa’nın yaptığı Kongre’yi Mustafa Kemal Atatürk bir konuşmayla açmış ve ekonominin önemi, ekonomik kalkınma modeli ve bizde o zamana kadar izlenen ekonomi politikasının yanlışlığı üzerinde durmuştur.  Atatürk açılış konuşmasında bu kongrenin temel amacını ve ekonominin önemini, “Ekonomi her şeydir; milletlerin, devletlerin yükseliş ve çöküş nedenleri iyice araştırılacak olursa, bunun en başta ekonomik nedenlere dayandığı görülür. Asrımız ekonomi (iktisat) asrıdır. Bu çağda ekonomiye gereken önemi mutlaka vermeliyiz. Kalkınmamızın, ilerlememizin temel şartı budur, iktisadi hayatı canlandırmaktır. Fakir halkımızı zenginleştirmek, savaşta harabe haline gelmiş bulunan yurdumuzu mamur bir ülke haline getirmek için çok çalışacağız, üretken olacağız, tarım ve sanayiye gereken önemi vereceğiz” şeklinde belirtmişti.

     

Atatürk, 1839 yılında başlayan Tanzimat döneminde ise yöneticilerin kalkınabilmek için o devirde moda olan batıdaki iktisadi liberalizmi ve sürekli borçlanmayı kendilerine örnek aldıklarını, bu politikanın ise, zamanla, kapitülasyon zincirlerini daha da sıkı hale getirdiğini ve Türkiye’yi çöküntüye, iflâsa sürüklediğini söyler. “Bu politika milli sanayimize ve el sanatlarımıza büyük darbeler indirdi” dedikten sonra “bize karşı yapılan rekabet gerçekten çok amansızdı, çok acımasızdı” diye ilâve eder. Yeni devletin milli ekonomi politikasının temel ilkelerine mutlaka ama mutlaka çok önem verilmeli ve bu önemden asla vazgeçilmemeliydi.

    

Atatürk milli bir devlet ve milli ekonominin önemini sürekli vurgulamış ve yine bu önemi şu sözlerle dile getirmiştir, “Yurdu demir ağlarla örme politikası milli iktisat politikamızın temel direklerinden biri haline getirilecektir. Bunun için bir yandan yeni demiryolları inşasına hız verilirken, öte yandan, ecnebilerin işlettiği demiryolları satın alınacaktır. Milletleştirme politikası sadece demiryolları alanında değil yabancıların elinde bulunan elektrik, tramvay, havagazı, kömür, vs. işletmelerine de yazılacaktır.”

Dikkat edin Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kurucusu büyük önder Mustafa Kemal Atatürk demiryollarını, elektrik, havagazı, kömür işletmelerini özelleştireceksiniz, yabancıların eline bırakacaksınız demiyor aksine yabancıların elinden alarak millileştireceksiniz diyor. Peki neden? Düşüncelerimizi günümüzün ekonomik yaşamına odakladığımızda TÜRK TELEKOM, TÜPRAŞ, ERDEMİR, TEKEL, SEKA ve PETKİM gibi büyük sanayi tesisleri, 200’e yakın kamu tesisi, 2.600’den fazla arsa, bina ve lojmanların özelleştirildiğini ve bu özelleştirilmelerden toplam 43 Milyar Dolar devlet bütçesine kazandırıldığını görüyoruz. 43 milyar dolar ciddi bir rakam ama tam bu noktada odaklanıp özelleştirme değil de devlet ve millet işbirliği içerisinde bir ihracat seferberliği ilan edilse gerçekleştirilecek ihracat seferberliği de katma değer, vergi olarak devlet bütçesine yansıtılsaydı diye sormaktan da insan kendini alamıyor. Yani devlete bağlı kuruluşların özelleştirilmesi mi, yoksa bu kurumların milli devlet anlayışına bağlı kalarak topyekun ihracat seferberliği mi? Gelin biz bu işi uzmanlarına bırakalım ama ben özellikle bu yazımda devlete bağlı milli bir kuruluş iken 10 farklı şirkete satılan, özelleştirilen ve son elektrik kesintisiyle herkese ‘Yeter artık’ dedirten, son gelen fahiş fatura tutarlarıyla bıkkınlık yaratan elektrik konusuna değinmek istiyorum.

    

Özellikle Elektrik ihale protokol töreninde özelleştirilmenin önemine vurgu yapılarak, “Her şeyden önce yatırımın yükünü artık özel sektör çekecek. Dolayısıyla devletin geliri daha çok eğitime, sağlığa, altyapıya gidecek. Yani bir anlamda devletin finansman yükünü özel sektör üstlenmiş olacak. Ayrıca tüketici açısından çok faydaları var. Ben inanıyorum ki yapılacak bu yatırımlarla ve kayıp kaçağın da azaltılmasıyla bölgede hem sanayicimiz hem de hemşerilerimiz rahatlayacak. Hizmetin kalitesi artacak. Dolayısıyla tüketicimiz, milletimiz, devletimiz, sanayicimiz kazanacak. Bu nedenle dağıtım şirketlerinin özelleştirilmesine bir reform olarak bakıyoruz” denmişti. Oysa, özelleştirmeler asla toplumun, kamunun, Türk milletinin lehine bir politika ve uygulama değildir. Özelleştirme Batı’nın ve emperyalizmin dayatmasıdır. Bunu kesinlikle gözden kaçırmamak gerektiğine inanıyorum. Bütün Türkiye’yi felç eden ve bazı bölgelerde 12 saate varan elektrik kesintilerini millet olarak hep birlikte yaşadık. Aradan 6 gün geçmesine rağmen şu ana kadar elektrik kesintileriyle ilgili net bir açıklama yapılamadı. Hani hizmetin kalitesi artacaktı? Hani kaçak elektrik kullanımının önüne geçilecekti? Tüm bu özelleştirme ihaleleri büyük vaat, beklentilerle gerçekleşmiş ve maşallah denilerek yapılmıştı. Şimdi geldiğimiz nokta ise Bir daha böyle kesintiler yaşamayız inşallahlar la devam ediyor.

Bu yaşadıklarımızdan sonra Mustafa Kemal Atatürk’ün bir kez daha ne kadar büyük, ne kadar dahi ve ileri görüşlü bir önder olduğunu net olarak bir kez daha görüyor tüm okurlarımızı büyük önderin mili ekonomiyle ilgili söylediği sözle baş başa bırakıyorum; “Madenlerin, ormanların, kanalların, demir yollarının, deniz seyrisefer şirketlerinin devlet tarafından idaresi ve para ihraç eden bankaların millileştirilmesi, kezalik su, gaz, elektrik ve saireye ait işlerin mahallî idareler tarafından yapılması izah ettiğimiz neviden işlerdir. Bu izah ettiğimiz manâ ve telâkkide, devletçilik, bilhassa içtimâi, ahlâki ve millîdir. Millî servetin tevziinde daha mükemmel bir adalet ve emek sarfedenlerin daha yüksek refahı, milli birliğin muhafazası için şarttır. Bu şartı daima, gözönünde tutmak, millî birliğin mümessili olan devletin mühim vazifesidir.” M. Kemal ATATÜRK

 

Bu yazı toplam 1249 defa okunmuştur.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
RENKLİ HAYATLAR
  • Evleneceklere Devletten 65 Bin TL Destek Geliyor
  • Voleybolda dünya şampiyonuyuz
  • Gördes Karayağcı Barajında Çalışmalar Hız Kesmiyor
  • Kula Belediyesi Personeline, Yangın Tatbikatı
  • Engelliler'den İl Müdürü Öztürk'e Teşekkür
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Optimus Haber Portalı | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0542 820 94 44 - 0534 6787068 / Faks : | Yazılım: CM Bilişim - Tasarım: INVIVA