• İstanbul9 °C
  • İzmir11 °C
  • Ankara1 °C
  • Manisa10 °C
  • Adana6 °C

Şaban Taşçı

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

ALASYA’ DA LEFKE

14 Ocak 2020 Salı 12:31

Osman Gazi,  Bileciğin fethinden önce bugünkü Osmaneli’ne geldiğinde çok samimi karşılanmıştı. Burası kavaklık, yeşillik, bağlık bahçelik, içinden  şırıl şırıl bir derenin aktığı güzel bir beldeydi. Lefke idi burası. Eski Türkçe, Lefke; kelime anlamıyla kavaklık, yeşillik, bağlık bahçelik yer demektir. Osman Gazi , Türk kokan bu beldede iki dost edindi, Balaban Çavuş ve Mihail ( daha sonra Gazi Mihal adını alacak ). Baba Türk anne Gürcü olanlara Selçuklu döneminde Orta Anadolu’da verilen sıfat ‘’Çavuş’’ tu.Mihail ise bir Trak boyu olan Fryg ‘ lilerin kullandığı bir isimdir.Lefke, Osmanlı İmparatorluğunun geç dönemlerinde bile aynı adı kullanmış, Cumhuriyetten sonra ‘’Osmaneli’’ olarak değiştirilmiştir.

Bir Lefke’de antik dönemden beri Kıbrıs’ın kuzeyinde yer almaktadır.İçinden Lefke deresi akmaktadır, kavaklık, yemyeşil, bağlık bahçelik şirin bir yerdir.Narenciye ağaçları ve Mısırlıların sepet ihtiyacı karşılansın diye getirip diktikleri Hurma ağaçları da diğer botanik zenginliği oluşturur.Lefke Kıbrıs Bakır yataklarının yakınında kurulu Liman kentidir. Hurma Ağacı yapraklarının liflerinden yapılan sepetler Bakır ocaklarından çıkarılan cevherin taşınmasında kullanılmıştır.

Mısır ve Hitit arkeolojik yazılı buluntularda Kıbrıs ortak bir isimlendirme ile ALASYA olarak geçmektedir.MÖ 2. Bin yılı döneminde rastlanan bu isimlendirme Lefke’de olduğu gibi Türk dili çağrışımı yapmaktadır.En eski yerleşim yeri MÖ. 7 000 yılına tarihlenen Vouni kalıntıları Lefkededir.Lefke yaklaşık 4 000 yıllık bir tarihe sahiptir.

ALAŞ eski Türk dininde ritüeller sırasında sarfedilen ‘’ruhları çağıran tılsımlı söz’’ olarak kullanılan nidadır. Al- aş; Tanrı katına alma/ alınma, Tanrı katına aşma anlamına gelmektedir.Bu söz Altay- Yenisey kökenli eski Türklerde, özellikle de Teleut’larda, Hanti-Mansi’lerde, Hakas’ larda, Nenets’ lerde, Şor’ larda , Saha ‘larda kullanıldığı tespit edilmektedir.İYA eki ön-Türkçe’de ‘’ierüü’’ den gelen sahiplik eki, ülke demek olan bir son ektir.ALAŞYA sözcüğüne de Alas Ülkesi anlamını vermektedir.’’Büyüleyici güzellikte, Tanrı vergisi Ülke’’ anlamında isimlendirildiği düşünülebilir.Prof Haluk Tarcan ‘ın tespitine göre Lefkoşa Müzesi eski Müdürü P.Dikoas ‘’Adaya ilk ayak basanların MÖ 6. Binde Anadolu’dan geldiklerini’’ beyan etmiştir.Yine Fransız tarihçi Demargne ;’’Kıbrıs kültürünün kökeninin (kaynağını Orta Asya’ dan alan  ) Anadolu Kültürünün devamı olduğunu ‘’söyler.

Tarihçilerin bu yargıları bazı maddi arkeolojik buluntulara bakılarak yapılmıştır. Türk Kültürü Dergisi 88. Sayısında Beria Remzi Özoran ‘’ Kıbrıs’ta ( Alasya) Uygur Türklerinin İzleri’’ başlıklı yazısında konuyu açıklamaktadır.7 Mayıs 1938 tarihinde Ankara Halkevinde Projeksiyon kullanılarak yapılan sunumda , İ.Ü. Arkeoloji Enstitüsü Direktörü Alman Prof.Dr. H. Th. BOSSERT ; ‘’Anadolu ile olan münasebeti bakımından Kıbrıs Adasında vücude getirilip de bize kadar intikal eden doğum tasvirleri bizim için çok daha mühimdir.(…) MÖ 1 000 ( biraz önce veya sonra olabilir ) olarak tarihlenecek bir terakkotta grupta –her halde hepsi kadın olarak tasvir edilen-üç nesil görünüyor.Doğuran kadın ortadadır. Kadının batnı arkasında ayakta duran diğer bir kadın tarafından kuşatılmıştır. Doğuranın önünde oturan ebe çocuğu almış vaziyette bulunuyor.Atina müzesinin deposunda bundan onbeş sene evvel bulmuş olduğum – gene bir Kıbrıs Terekotasında- bu doğum safhası daha vazıh olarak gösteriliyor. Doğuran kadın , kendisini arkaya doğru kavrayan diğer bir kadının kucağında oturmaktadır. Bu grupta çocuğun başının annesinin entarisi altından çıkmış vaziyette olduğu görülüyor.(…)Şekil MÖ.VIII. asra aittir.Asıl Yunanistan’da ise bu kabil doğum tasvirleri tanınmıyordu.’’ Prof Bossert; Kıbrıs’ta bulunan  ve doğumu tasvir eden  eserlerin aynına Uygur Türklerinde de rastlandığını anlatarak , ‘’Turfan’da çok şayanı dikkat bir resim bulunmuştur. Resimde diğer bir kadının kucağında  oturarak doğuran bir kadın görülmektedir.Çocuğun başı ve ayakları  anneden ayrılmıştır. Bu tasvir bence  malum olan hemen hemen ilk Türk doğum  vaziyetidir.(…) Fakat hem Türklerde hem de eski Kıbrıs kesiminde aynı doğum tarzının görülmesi keyfiyeti cidden enteresan bir vak’adır.’’ Terakotalar ile ilgili görseller ve değerlendirmeleri  1938 yılında ‘’Eski ve yeni çağlarda Akdeniz Havzasında Doğum ve Vasıtaları’’ adıyla  U. Bahadır Alkım tarafından konferans metni de tercüme edilerek Ankara Halkevleri Müze ve Sergi Şubesi Yayınları tarafından yayımlanmıştır.’’ Uygur Türklerinde Doğum Tasviri’’ adıyla da Prof Haluk Tarcan tarafından Terakotaların Uygur örnekleri ‘’Evrensel Uygarlıkların Köken Kültürü Ön-Türk Uygarlığı ‘’ adıyla Cilt 1 A CNRS/ Sorbonne 6. Seksiyon  ‘da yayımlanmıştır.

Ada’da çıkarılan Bakırın Etrüskçe- Latince karşılığı CUPRUM’un , Akad’ça aslı ve Latince Servi anlamına gelen ‘’Cypress’’ adının  ve Ada’da Tanrıça Kibele’ye verilen ‘’KİPRİS’’ adının zamanla Ada’nın adı olarak kullanıldığı sanılmaktadır.

Eski Türklerin Madencilikle ilişkisini inceleyen bilim insanları Madenciliğin mecburiyetini şöyle izah ederler; ‘’Yontma Taş eşyalar nasıl göçebe Milletlerin eseri ise, küçük, hafif, kullanışlı ( Yerleşik ve Tarım Milletlerinin eşyaları genelde ağır, büyük ve çok kullanışlı değildir) ve savaş niteliğindeki bakır ve demir eşyalar da göçebe Milletlerin eseridir.Eski Türkler tabiat şartları ile yaşamaya çalışırken ve düşmanlarla mücadele ederken, o zamanın şartında eşyalarını hep yenilemek zorunda kaldıkları için bakır ve demir gibi madenlerin kullanılması konusunda hep zamanın ilerisine gitme mecburiyetindedirler.Eski Türklerin bu mesleği sanayi haline getirmeleriyle beraber  bunun onların hayatında kutsal bir yeri olduğunu da görmekteyiz.’’ ( Eski Türklerde Madencilik – Serkan Şen  Türk Tarihi ve Kültür Araştırmaları ) Cilalı Taş devrinden beri Kalkolitik Çağ olarak adlandırılan, yaklaşık MÖ 8. Binden itibaren bilinen Bakır madeni kullanımı için, madencilik faaliyeti yanında bu madenin saflaştırılmasından sonra satışı yada değişimi  amacıyla dolaşıma girmesi için de bir teknoloji gerekli olmuştur.

İNGOT denilen dört köşesinde tutamak uçları bırakılmış ‘’Öküz Gönü Formu’’ şeklindeki Bakır plakalar ticari dolaşımın başlıca standart formu olarak binyıllar boyunca kullanılmıştır. Bu şeklin elde edilebilmesi için taş oyma kalıplar kullanılmış, ağırlığı 25-29 kg olarak standardize edilmiştir. Bir öküz bedeli karşılığı olarak işlem gördüğü de kaydedilmiş olmasına bakılarak tabaklanmış öküz gönü şekline benzerliğinden bu ismi aldığı söylenebilir.Bakır’ın hem elde edildiği hem de kalıplara dökülerek dolaşıma uygun hale getirildiği bir Ada olan Alasya ile ön-Türklerin ilişkisi pek de tesadüf olmasa gerektir.

Eski Dünya mal dolaşım rotaları ana noktaları dikkate alınacak olursa;Kefe, Boğazlar, Panaztepe(Keftiu),Girit, Alasya, Ugarit, Mısır Limanları mal aktarım noktaları olarak dikkat çekmektedir.Afganistan Kalay merkezinden yola çıkan kervanlar Susa’dan itibaren Babil, Mari, Kaneş,Manisa( Panaztepe-Keftiu-)  ya da Mari , Ugarit yolu ile Deniz yolculuğu Limanlarına eşek ve katır yolculuğu ile ulaşmaktadır.Başka dolaşım malları yanı sıra asıl olarak Kalay ve Bakır için kullanılan bu yollarda hem kamuflaj hem de ulaşım hayvanlarına yükleme kolaylığı açısından ingot kalıplarının en elverişli tercih olduğu anlaşılmaktadır.Hatta yük hayvanlarına ingotlar sarılırken öküz gönlerinin arasında  kamufle edilerek yüklenip taşındığı bile düşünülebilir.Bu ingot formunun mucidinin eski Türkler olduğu neredeyse kesin gibidir. Bugün Hakasya Bayrağında İngot formu şematik olarak yer almakta, ingot şeklinin ortasında ise iç içe halkalar ( Tengri Tamgasını anımsatan bir şematik grafik olarak) yer almaktadır.

Eski Dünya’nın en önemli materyalleri ,Kalay, Bakır dolaşımı yanında diğer önemli mamul ‘’Kehribar’’ dır. Kehribar kaynağı Baltık Bölgesidir.Kehribar, Baltıktan Lviv ve Kiev üzerinden Kefe’ye bağlanan Ticaret yolu ile taşınmaktaydı. Sibirya güneyinden doğu Asya kıyılarından batıya gelen diğer bir Ticaret yolu  ( İpek Yolu )Hazar kuzeyinden, Anapa üzerinden son nokta olarak Kefe’ye ulaşmaktaydı.Kefe,Kuzeyin ana dağıtım ve toplanım Limanıydı.O dönemin Gemi taşımacılığının belli noktalar arasında bir döngü ile yapılmakta olduğu anlaşılmaktadır.Mısır’dan kalkan gemi Levant kıyılarından, Ugarit ve Kıbrıs üzerinden ya Girit’e uğrayarak, Mısır’a döner, ya da Kıbrıs’ tan sonra Batı Anadolu kıyılarındaki ana Limanlara ( Milet, Efes, Panaztepe, Truva ) yük boşaltıp yeni yüklerini alarak tekrar güneye yönelir  Girit’ e uğrayarak  Mısır’ a doğru rotayı tamamlardı. Kefe ile Ticaretinara istasyonları, Boğazlardaki Limanlar ile Güney Karadeniz Limanlarıdır. Kehribar yıllanmış reçine türü olarak sıvı formda nakli yapılan şarap benzeri  fermente ürünlerin bozulmadan taşınabilmesi için elzem koruyucu bir maddeydi. Zamanla kehribar süs eşyası olarak da kullanılan bir materyal olmuştur.Antik dönem batıklarda ve Liman kentlerinde yapılan arkeolojik kazılarda Kehribar mutlaka ele geçirilen bir materyal olarak bu nedenle dikkat çekmektedir.

Kefe ve Asya’daki ticaret yollarının genellikle Türk boylarının kara ve deniz taşımacılığı marifetiyle özellikle hem madencilik, hem dericilik, hem tekstil, hem kereste uzmanlıklarına sahip Saha Boylarının elinde olduğu anlaşılmaktadır. Eski Türk boylarının tarih öncesi devirlerden beri zaman zaman kavimler göçü olarak da adlandırılan hareketlenmeyle Anadolu üzerinden Akdeniz havzasının değişik noktalarına ya maden kaynaklarına ulaşım ya da yeni yerleşim seçeneklerine ulaşma hedefiyle göç ettikleri anlaşılmaktadır. Örneğin; hipotez şeklinde olsada Orta Asyadan yola çıkarak Kafkaslar üzerinden yola çıkan Anau kültürü kavimler’den Sümerler Mezopotamya’ya Hiksoslar Mısır’a yerleşmişler, pek çok kavim de Anadolu’ya yerleşmişlerdir. Asur belgelerinde Anadolu’daki bu insan topluluklarından Anauma’lar olarak  bahsedilmektedir.Bir diğer hipoteze göre Anadoluda Batı Karadeniz bölgesinde uzun süre yerleşen Palask’lar ( Pala’lar ) zamanla Batıya hareket ederek Kuzey Ege ve Marmara deniz kıyılarında, Ege Adalarında  (Pelasglar adıyla )bulunduktan sonra , MÖ 1200 lerde Deniz Kavimleri hareketinde gemileriyle yer almışlar, Mısır ile yapılan savaşa katılmışlar, III. Tutmosis’in kararıyla bugünkü Filistin’e yerleşerek Palestler adıyla anılmışlardır.Yine Ege Bölgesinde 2. Bin yıllarda varlıkları ifade edilen Leleg’lerin , Altay’lardan gelen Nenets’ler ya da Tele’ler  olup olmadıkları isim benzerliği dışında kanıtlanamamış olsa da , kültürel pek çok benzerliğin var olduğu kesin olarak söylenebilir.Benzer bir hipotez ile Etrüsklerin Kafkaslar üzerinden Karadeniz bölgesine Deniz boyu yerleşim gösteren bazı kavimlerin , Denizi takip ederek Marmara ve Ege kıyılarında bir süre yerleşim gösterdikten sonra, MÖ 1200 yıllarında Gemilerle İtalya’nın Madenleri bakımından zengin Toscana bölgesine yerleşerek Etrüsk adıyla bir uygarlık kurdukları diğer bir varsayımdır.

Prof Haluk Tarcan’a göre Tektamos ( Toktamış ) Han yönetiminde MÖ 1400 yılında Batı Anadolu’dan Girit’ e yerleşmiş olan bir bölüm Halk Adaya çıkmış ve yerleşmiştir.Hitit  tabletlerinde II. Tuthaliya döneminde ‘’ Madduwatta’nın Suçları’’ adıyla (MÖ 1445 yıllarında) yazılan yıllıklara göre gelişen olaylar sıralanmaktadır.Madduwatta büyük bir göçebe kavimin önderidir. Yani bir Yörük Beyidir. Önce Dyndima ( Murat ) dağı yöresine, Afyon Sandıklı civarına yerleştirilen bu göçebe kavim Maddunassa    ( Manisa) yı yurt tutmuş  ve sonrasında neredeyse tüm Ege Bölgesine hakim olmuştur. Madduwatta ‘nın aynı zamanda bir Deniz filosu da oluşturduğu ve seferlere çıktığı anlaşılmaktadır. Çünkü II. Tuthaliya Madduwatta’ya Alasya’ya sahip olduğu için kızmakta, Alasya’yı kendisine geri  vermesini istemektedir.Saha Irmağı Ülkesi Beyi Madduwatta’nın Hititçe verilen bir isim olduğu , fakat Alasya’ya hakim olan bir ön-Türk Hükümdar olduğu anlaşılmaktadır.

Son olarak bir SAHA boyu olan Teleutlar’ın bazı ayıredici özelliklerini sıralayacak olursak;Adlarını Töl ( Töles) ; Aile anlamından almışlardır.Geleneksel evleri; Altıgen toplanabilir çadırdır.Üç Bayramları vardır ; Kışın ‘’Koloda’’ ( Şu anda Kırklareli’de halen halk arasında aynı adla kutlanan Ocak ayı festivali vardır), İlkbahar’da ‘’Tabır’’,( Batı Trakya Türklerinde bu Bayramın adı; MEVRİS’ dir ) Yazın ‘’Payram’’.Büyükbaş hayvancılık, yaya avcılık ve arıcılık başlıca uğraşlarıdır.Zanaatlarda; Deri, ahşap, metal  işlemeciliği, dokuma, örme ve dikiş uzmanlıklarıdır.Hakas, Şor, Tatar, Kırgız, Telengit, Altay boyları ile de yakın akrabadırlar.Kendilerine Tele’ler de denilmiştir

 

 

 

Bu yazı toplam 381 defa okunmuştur.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
RENKLİ HAYATLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Optimus Haber Portalı | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0542 820 94 44 - 0534 6787068 / Faks : | Yazılım: CM Bilişim - Tasarım: INVIVA