• İstanbul16 °C
  • İzmir15 °C
  • Ankara8 °C
  • Manisa16 °C
  • Adana17 °C

Hakan Karlıbulut / Yazar

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

ABD Stratejisi ve Türkiye ABD’nin Yeni Ulsal Güvenlik Stratejisi

30 Aralık 2017 Cumartesi 21:41

Dönemimizin bu konusu, Baba ve oğul Bush dönemlerinde Irak’a yaptıkları savaşlar ve Afganistan’ın istila edilmesi ile start almıştır. Yani mevzu 1991 yılının başında başlamıştır. Nedeni ise yeni İpekyolu projesi ve İsrail’in güvenliği ve vaat edilen topraklara yayılmasıdır. Bu konu İslam dünyasını inim inim inleten 30 yıla yakın bir mevzudur. İpekyolu Projesi tüm dünyanın dengelerini altüst edecek bir projedir. Güç dünyanın bir ucundan diğer ucuna intikal etmektedir. Bu projenin hayata geçmesi demek batının tüm kalelerinin yerle yeksan olması demektir. Bu sebeple yeni İpekyolu projesinin ya başarısız olması yada Çin’in elinden alınası gereklidir. Çin ile doğrudan bir savaşa girmek ABD için büyük maddi ve manevi kayıplara neden olacağı için böyle bir açıktan girişimi zorunlu kalmadıkça tercih etmeyecektir. ABD’nin Çin’e açıktan saldırması en son şık olarak değerlendirile bilinir.  Aynı gerekçelerle Çin’de ABD’ye karşı tam bir güç devşirmesi yapmadan ABD ile karşı karşıya gelmek istemez. Çok zorunlu kalmadıkça bu iki devlet birbiri ile kafa kafaya gelmemeye imtina etmektedirler. ABD elindeki silaha güvenirken Çin bunu dünya ülkeleri ile işbirliği yaparak gerçekleştirmektedir. ABD yukarıda bahsettiğimiz sebeplerden dolayı Çin’in bitirilmesi için çevrelenmesi veya enerji kaynaklarının büyük bir kısmını tedarik eden İran’ın sistem dışına itilmesi yolunu tercih edecektir. Dolayısıyla 11 Temmuz 2001 İkiz Kuleler ve Pentagon’a bir oyunla operasyon çekilerek Afganistan’ın biletleri temin edilmek istenmiştir. Irak Kuveyt motivasyonuyla desteklenmiş ardından da ABD Kuveyt‘e demokratik yardım adı altında Irak’ı istila etmiştir. Daha sonrada kasıtlı olarak yarım bıraktığı işi tamamlamak için kimyasal silah bahanesiyle 2. Irak operasyonunu icra ederek ülkeyi bir daha bütünleşemeyecek şekilde parçalamıştır. Tüm bunları yapan ABD, 2. Körfez Savaşının Kimyasal silah bahanesiyle  yaptıklarını ama yapılan çalışmalar neticesinde Irak’ta herhangi bir kimyasal silah bulamadıklarını açıklamışlardır.

ABD, son dönemde ise bölgedeki insanları İslam adı altında birbirine kırdırarak yol amayı tercih ederek bir devlet olma vasıflından uzaklaştığını kanıtlamıştır. Devlet halihazırda sivil idarenin kontrolünden çıkmış Pentagon ve CIA’in yönetimi altına girmiştir. Ordudaki komutanlar başkanın kararlarına karşı hareket etmekte ve başkanın ne zaman azledileceğini takip etmektedirler.

ABD İsrail’in Kudüs’ü başkent olarak ilan etmesi ve ABD’nin İsrail Başkonsolosluğunu Kudüs’e taşıyacağını açıklamasıyla Başta Filistin, Ortadoğu ve tüm dünya karıştı. Türkiye konuya müdahil oldu ve dünya ile diplomatik mekik trafiğini başlattı. BM ABD’nin Kudüs kararı için toplandı toplantıda ABD Red oyu kullandığı için konu BM’de oylamaya kaldı. Türkiye, İ.İ.T’yi (İslam İşbirliği Teşkilatı) topladı, toplantı tüm İslam ülkelerinin katılımıyla cereyan etti. Tüm İ.İ.T. üyelerinin mutabakatıyla toplantı neticelendi ve deklarasyon yayımlandı.  Akabinde, BM’nin toplantı sonucu Türkiye’nin İslam ülkelerinin ve Avrupa devletlerinin arzu ettiği doğrultuda neticelendi. BM’nin almış olduğu bu Kudüs Kararından sonra ABD birkaç ülkecikle birlikte yalnız BM’de yalnız kalarak tüm dünyadan hakkettiği karşılığı buldu. yalnızlaşan ABD, apartopar yeni bir  Ulusal Güvenlik Strateji Belgesi düzenledi. Gerçeği ise düzenlemeye çalıştı, eline yüzüne bulaştırdı. Bu belgede,Ortadoğu’da Kuvveyt Mısır ve Sudi Arabistan’ı kendilerine stratejik ortak olarak tercih etmiştir. Kime karşı?  İran’a karşı. Pekala, o kadar sürtüştüğü Türkiye’yenin sınırlarına o kadar terörist konuşlandırmış ve askeri yığınak yapmışken neden hiç anmamıştır? Tabi ki; bir NATO ülkesi olan Türkiye rakip ve yakın sürede saldırılacak bir ülke olarak resmi belgelere bu kadar rahat yazılamaz. Eğer böyle bir kayıt düşülürse yarın uluslararası ortamlarda kendisinin niyetini eğip bükemez. Niyet eğilip bükülemeyince de kendisini savunamaz ve kendi kazdığı kuyuya kendisi düşer. İnsan hiç kendi ayağına sıkar mı? Türkiye hakkında yazamadıkları gerçekler yakın zamanda sahada uygulanacaktır. 5.000 tıra yakın silah, mühimmat, araç, gereç ve malzeme neden sınırlarımıza konuşlandırılmıştır. Tatbikat olsun diye 5.000 tır sevk edilerek yığınak yapılmaz. Türkiye’ye bile parayla vermediği stratejik mühimmat ve araç gereç Terör örgütlerine anahtar teslim gönderilmiştir.             

Gerek bölgede ve gerekse ABD’de verilen eğitimlerde bunlara dahildir. Adeta bir devlet kuruldu ve bu devletin ordusu teşkil edildi.

ABD rezervlerinde bulunan Nükleer silahları dünyaya bir tehdit unsuru olarak göstermektedir. Bu bir ciddi tehdit midir? Evet bu bir ciddi tehdittir. Lakin dünya da eski dünya değildir. Nükleer gücü kullanan ülke ilk etapta istediğini elde edebilir fakat sonraki dönemlerde müeyyidelere uğrama, tecrit edilme ve birtakım rakiplerince aynı muameleye tabi olabilecekleri korkusuyla ortadan kaldırılma ihtimalleri de çok yüksektir.

ABD, hemen hemen her anlamda güç ve itibar kaybetmeye başlamıştır. Bu güç kaybı Oğul Bush döneminde başlamış, Obama döneminde devam etmiş ama Trump döneminde güç ve itibar kaybı hızlanarak artmıştır. ABD’nin geniş spektrumlu salınımları ABD’nin hemen hemen her yere çarpa çarpa gerilemesine vesile olmaktadır. Halihazırda görücüye çıkardıkları Ulusal Güvenlik Stratejilerinin inovatif ve çarpıcı bir tarafı bulunmamaktadır. Yalnızlaşan dağ fare bile doğuramamıştır. Durum bu kadar vahimdir. Lakin ellerinde hazır bulunan silah ve mühimmatın boyutu ve tahrip gücü elbette ürkücüdür. Korkulan o ki, ABD bir panik atakla bir çılgınlığa kalkar ve dünyayı yakmaya cüret eder mi? Neden olmasın adamın elinde bir nükleer silah var herkesi düşman ilan ediyor. Sıkışan ABD rakibinin üzerine nükleer gücüyle zıplayabilir. Bu olasılıkta maalesef çok düşük bir ihtimal barındırmamaktadır. Yapar mı yapar. ABD ilk ve tek Nükleer gücü kullanan ülkedir, huyu kurusun aynısını yine yapabilir. Yapmak istememesinin bir sebebi kendisi bu gücü kullandıktan sonra aynısıyla kendisine bir misilleme yapılması ihtimalini düşünmesidir.  Nüklieer gücü kullanacak olana karşı bu güçle karşılık verilmesi çok olası bir durumdur. Bu sebeple de Nükleer gücün karşılıklı kullanılma ihtimali nedeniyle böyle bir çılgınlığa kalkışanın kendisini de yakacağı aşikar bir durumdur. Bu sebebe dayanarak dünyada nükleer gücün eskisi gibi bir öneminin kalmayacağına inanıyorum.

Trump’ın ABD’ni yönetim şekli bir devletin yönetilmesi ile ilgili bir yönetim şekline benzememektedir. Bir tüccar tarzıyla yönetilmeye çalışılan yönetim şekli her halükarda ve her yerden tepki alır. Trump’a içeride en derin tepkiyi Pentagon vermektedir. Pentagon durumun vahametini dikkate alarak inisiyatif almıştır. İpleri eline alan Pentagon bu günün konusu olan ve aslında onlarında tam manasıyla ortaya koyamadığı bu Ulusal Güvenlik Stratejisini kaleme alarak yayınlamışlardır. Tüm bunlar ortalıkta çok garip şeylerin döndüğünü göstermektedir. Bu tavır ve tutumla ABD gençler ligine düşmüştür.                     

Bu da normal, halihazırda 250 yıllık genç bir devlet. Yıldızı ancak bu kadar süre parlayabildi. Bu bile büyük bir başarı sayılmalı ve takdir edilmelidir. Gerçi arka planında Siyonist’ler olmasaydı bu yıldız da bu kadar parlamazdı. Belki de doğamaz veya ölü doğardı.

ABD’nin tüm dünyaya kafa tutması tüm dünyanın ABD’ne tavır almasına neden olmuştur. Açıktan bu drece tavır, tutum, davranış ve nobranlık dünyada bir ABD karşıtlığının gelişmesine neden oldu. Böylelikle Kudüs konusunda ABD yalnız kaldı. Bir anlamda çöküşü ve istenmediği de ortaya çıktı.         Daha dün müttefiki olan hiçbir Avrupa devleti ABD’ye oy vermedi. Dünya 5 bile değildir, dünya benim diyen ABD ters köşe oldu. Bu mağlubiyet onları götürür, iflah etmezler. ABD’nin eski seküler müttefikleri artık ABD ile değiller. 1. Ve 2. Dünya Savaşlarının getirmiş olduğu muhkem sistemler çatır çatır çökerek düşmektedir. SSCB’nin tarih olmasıyla Tek Kutuplu Sisteme geçmek isteyen ABD bu isteğini becermediği gibi, en azından bunun yakın gelecekte de mümkün olmadığını idrak etmekte zorlanmaktadır. ABD ısrarla tek kutuplu sistem üzerinde planlar kurmakta, oyunlar düzenlemektedir. Ne olduysa ABD’nin devlet aklı bir garabet içerisindedir. Başkanı, bakanı, Pentagon’u Genereli, CentCom’u ve danışmanları sanki dünyayı altüst etmek, ABD’ni çökertmek için el ele vermişler gibi bir hal var. Lakin iş İsrail’e gelince İsrail her zaman her istediğini ABD’lerinden alabilmektedir.

ABD yeni Ulusal Güvenlik Stratejisiyle; Mısır, Suudi Arabistan, Japonya, Kuveyt, Filipinleri ve terör örgütlerini kendisine müttefik edindi. ABD bu müttefikleri ile ne yapmayı planlıyor? Türkiye, İran, Rusya, Irak ve Suriye’yi dize getirerek Çin’in yayılmasını engellemeyi İpekyolu’nun tapusunu kendi üzerine almayı, alamazsa da bu projeyi bertaraf etmeyi planlıyor. Olur mu?  Neden olmasın? Umut yiğidin yitik ekmeğiymiş. Hamsi de arada kavağa çıkarmış. Elbette bir mucize olursa bu ekiple her şey yapıla bilinir. Bu arada son gelişmeler Mısır ve Suudi Arabistan’ın Rusya’ya doğru bir eksen kaymasına doğru meyil ettiklerini göstermektedir. Mısır’da bugün (30 Aralık 2017) DAEŞ’l, bir terörist tarafından bir kiliseye saldırıda bulunulurken İran sokakları da hayat pahalılığı gerekçesiyle muhalif toplumsal bir hareket baş göstermiştir. Trump eylemci muhaliflerin kendilerince destekleneceğini ifade etmiştir. Trump’ın bu açıklaması İran yönetimi ve halk tarafından hoş karşılanması beklenmemektedir. Bunun açılımı ise kısaca; Trump gene baltayı taşa vurdu anlamına gelmektedir.

ABD bu Ulusal Güvenlik Strateji Planıyla; Rusya, Kuzey Kore ve İran üzerinden Çin’i sıkıştırarak adam etmenin peşinde koşmaktadır. Çin ise binlerce yıllık tecrübeyle hiç tez canlı davranmadan ateşe kendisini atmadan sabırla beklemektedir. Çin yapılacak hamlenin daha hazır olmadığını bir müddet daha böyle idare edilmesini ve güç devşirilmesi gerektiğini bilen bir devlettir. Çin bu genç oğlanı sıkıştırabilmek için sabırla beklediği günün gelmesini gözlüyor. Tüm planlarını programlarını ABD’nin yerle yeksan olacağı güne ayarlıyor. ABD bu müttefik profili ve bu mali borç durumuna bakılırsa Çin ile girişeceği mücadeleden mağlup olacaktır.

ABD şu haliyle pekte iyi bir strateji üretmiş sayılmaz. Bildik veya tahmin edilebilir konular dile getirilmiştir. Etkin bir strateji ortaya konulamamıştır. ABD kaba kuvvet hevesinden vazgeçmemiş, stratejisinde yumuşak güçten hiç bahsedilmemiştir. Dünyayı döve döve nereye gidebileceksin? ABD’nin doğru gördüğü bir nokta var ki; Çin ABD’nin yerini almaya çok hevesli ve yumuşak gücüyle kaleleri fethede fethede geliyor. ABD ise elindeki baltayı ülkelere göstere göstere ilerlemeye çalışıyor. Bu işin böyle bir yolla başarılamayacağının farkına bile varamıyor. Bizim şikayetimiz de bu tavır ve tutumdur. Türkiye artık dünün Türkiye’si değildir. O kadar saldırdılar başaramadılar. Halen anlamadılar, Türkiye kendi hür iradesiyle var olmak istiyor. Eşit bir hak ve statü istiyor. Türkiye artık sizin takmış olduğunuz gizli prangalarından kurtulmuştur ve bir daha o prangalara mahkum olmak istemiyor.

Türkiye, üzerine tam saha yüklenilmesine rağmen dünyanın her yerinde açılımlar gerçekleştirmek için her türlü diplomatik ataklara müracaat ederek güç kazanma ve dünyayı yeni bir söylev ve politikalara doğru yönlendirmeye devam etmektedir. Türkiye Kazan-Kazan politikalarıyla Vahşi Batının Kazan-Kaybet politikası karşı karşıyadır. Batı bize karşı duruyorsan o zaman ölmelisin politikalarına alternatif bir politika üretmiştir. Türkiye bu politikalarıyla insanı yaşatmayı, farklılıkları hoş görmeyi hedeflemiştir. Dünya beşten büyüktür hele hele birden hayli hayli büyüktür demiştir. Türkiye Batının haricinde dünyanın her yerinden olumlu geri dönüşler almıştır. Bunun en güzel örneğini Venezüella ve Venezüella Devlet Başkanı Sayın Maduro’nun Türkiye’ye olan yaklaşımlarında ve Türkiye ile İslam alemine verdiği destekte görebiliyoruz. İ.İ.T’nın (İslam İşbirliği Teşkilatı) olağanüstü Kudüs Toplantısında İslam devletlerinin de tıpkı halklarının desteklediği gibi Türkiye’nin Kudüs girişimini destekledikleri alenen ortaya çıkmıştır. Mısır ve Suudi Arabistan’da dahil olmak üzere tüm İslam devletleri Kudüs ile ilgili olağanüstü toplantıya katılmış ve tüm İslam alemi bu konuda mutabık olabilmiştir. Bu birlik olma ve bir ortak noktada buluşabilme durumu dünyada bir ilktir ve bunun gerisi de gelecektir. BM’in Kudüs oylamasında dünyanın bizi nasıl anladığını ve desteklediğini çok net olarak gördük. Türkiye, Ortadoğu ve Afrika’nın mazlum insanlarına insanca yaşayabilme imkan ve kabiliyetinin kazandırılması için mücadele etmektedir. Türkiye hem içeride hem de, Ortadoğu’da ABD’nin türettiği terör örgütleri ile müthiş bir mücadele vermiş halende bu mücadelesine fiilen devam etmektedir. Türkiye’nin içerisinde ve Ortadoğu’da dünyanın beklemediği bir mücadeleyi vermiştir. Üstelik bu mücadele 15 Temmuz arbedesinden çıkan ordusuyla icra edilmiştir. Türkiye dünyanın gözü önünde destansı bir terörle mücadele örneği vermektedir. Herkesin Türk ordusunun başarılı olmasına şüpheyle yaklaştığı bir dönemde Türk ordusu ve güvenlik güçleri adeta bir destan yazmıştır.

Avrupa çıkarları gereği, seçimler sonrası Türkiye ile yeni başlangıçlar yapmaya hazır oldukları mesajını vermektedir. İngiltere’nin ekseninin AB’den kaydığı gibi Fransa’nın ekseni de AB’den İngiltere’ye doğru kayma eğilimindedir. Bu iki ülke Türkiye ile yakınlaşmaya ve işbirliği yapmaya daha meyilli görünmektedirler. Hıristiyan ağırlıklı Avrupa devletleri de, Kudüs Oylamasında ABD’nin aleyhinde oy kullandılar. Bu üç semavi dinin temsilcilerinden olan Avrupa devletleri ABD ve İsrail Koalisyonuna hayır dediler. El Kaide ve DAEŞ’in neden ABD ve İsrail’i hedef alarak atak yapmadıkları buradan anlaşıla bilinir bir durumdur. Üstüne üstlük İsrail Ortadoğu’da savaşan teröristlere destek vermelerinin yanında yaralılarını da hastanelerinde tedavi ederek tekrar Ortadoğu cephesine sürmektedirler. ABD’nin ve İsrail’in Ortadoğu planları Türkiye’nin de içerisinde bulunduğu Soçi toplantılarında alınan kararlar ve operasyonlarla durdurulmaya çalışılmaktadır. Bu konuda çok önemli merhaleler kat edilmiştir. Böylelikle ABD ve İsrail’in Müslümanı Müslümana kırdırma stratejileri önlenebilmektedir.

Şuan dünyaya yeni bir söz söyleme kapasitesi olan tek ülke Türkiye’dir. Kazan-Kazan yaklaşımıyla, dünyanın herkese ait olduğunu vurgulamasıyla, zulmün karşısında durulmasına örnek hareketleriyle, dünyanın her yerine yardım elini uzatmasıyla, gücüne bakmadan zalime dur diyebilmesiyle dikkatleri üzerine çeken ve gelişme rekorları kıran bir Türkiye var. Türkiye örnek tarzıyla tüm dünyayı bir değişime ve dönüşüme doğru sürüklemektedir. Tüm bunların ışığında ABD batıdan batarken, doğudan bir güneş gibi parlayarak dünyayı aydınlatan bir Türkiye var. İlerlemesi ve dünyayı etkilemesi durdurulamayan bir Türkiye var. Yeni bir dünyaya yeni bir şey söyleyemeyenlere karşı yeni bir söz söyleyen Türkiye var. 1000 yıldır dondurulmuş ama artık üzerindeki buzları çözülmeye başlayan bir Türkiye var. Adaleti, birlikteliği kekesin kazanmasını arzu eden bir Türkiye var. Bu Türkiye durmayacak ve durdurulamayacak. Aksi halde insanlığın başına fena musallat olacak olan güçlere müsaade etmeyecek Kahraman bir Türkiye var. Türkiye dünyaya yeni bir yol çizecek yeni bir şey söyleyecek tek ülkedir.

 

Tüm okurlarımın yeni yıllarını kutlar, hayırlara vesile olmasını temenni ederim.

Saygı ve selamlarımla…

 

Bu yazı toplam 4815 defa okunmuştur.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
RENKLİ HAYATLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Optimus Haber Portalı | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 541 797 95 79 / Faks : | Yazılım: CM Bilişim - Tasarım: INVIVA