• İstanbul14 °C
  • İzmir16 °C
  • Ankara1 °C
  • Manisa11 °C
  • Adana9 °C
Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
40 yıllık hayat arkadaşının vefatının ardından hatıralarını kaleme aldı
01 Mayıs 2019 Çarşamba 11:12

40 yıllık hayat arkadaşının vefatının ardından hatıralarını kaleme aldı

Suat Örs, 40 yıllık hayat arkadaşının vefatının ardından hatıralarını kaleme aldı; ‘Nesrin’ le 40 Yıl’ kitabını yazdı.

Suat Örs, 40 yıllık hayat arkadaşının vefatının ardından hatıralarını kaleme aldı; ‘Nesrin’ le 40 Yıl’  kitabını yazdı.

Suat Örs Ağabeyimizle optimushaber.com imtiyaz sahibi Osman Özbaş röportaj yaptı;

Aşk’ta vefanın en güzel örneklerinden biri olarak duygularını, sevinçlerini ve acılarını samimi bir dille anlattığı kitabı hakkında konuştuk.

1.Nesrin’le 40 yıl kitabınızı yayınladınız. Rahmetli eşinizle hayat arkadaşlığınızı kitaplaştırdınız. Öncelikle yazın aşamasını değerlendirir misiniz? Nasıl bir duygu eşiniz hakkında yazmak?

Eşimle kırk yıl bir beraberliğimiz vardı. İnsan bunca uzun süre evli kalınca, ister istemez bazı yönlerden eşiyle aynileşiyor ya da özdeşleşiyor. Uzun evlilikler bazı alışkanlıkları da eşlerin birbirinin aynisi haline getiriyor. Bu zaman zarfında eşiniz neyi benimsemiş ya da neyi reddetmişse sizde onu yapar hale geliyor.  Uzun yıllar anlaşmış, bir de bu anlaşmayı sevgi ile taçlandırmışsanız karşılıklı bir takım şeyleri gerektirmekte. Mesela Ayni şartlar altında aynı mekanda olaylara bakış tavrınız bakıyorsunuz aynileşmiş. Onun reddettiklerini sende reddeder hale gelmişsin, onun kabul ettiklerini de yine sen de kabul eder hale gelmişsin. Bu cihetle ben  eşimle uzun yılların verdiği sevgi, aşk, tecrübeler çerçevesinde, bu saydıklarımı bir adım öteye götürmek adına karşılıklı tavizler verdik birbirimize. Evlilikte taviz şart. Her şey benim istediğim gibi olacak beklentisine girecek olursanız o evlilik ya topal olur ya da biter. Biz buna çok önem verdik.

Eşimin vefat ettiği gün bu kitabı yazmaya karar verdim. Önceleri tereddüt ettim. Acaba başarabilir miyim diye? Fakat başlamak bitirmenin yarısı derler ya. Ben de o cesaretle yazmaya başladım. İlk 67 bölüm yazdım. Yazdıklarım bilgisayarda kayboldu. Rüştü arkadaşımla 21 bölümünü kurtarabildik. Fakat ben 150 bölümün tamamını yeniden önce elle yazdım daha sonra bilgisayara aktardım. Bu da bir yıl sürdü. Seval kardeşim Nesrin hanımın yağlı boya tablosunu yapmıştı. O resim çok hoşuma gitti. Onu da kitabın kapağı olarak kullandık. Daha sonra yazdıklarımın imla hatası ve düzeltmelerini de yine Rüştü kardeşim üstlendi. Kitabı Ankara’da bastırdık. Basım aşamasında dostum Mehmet beşeri devreye girdi. Sonunda bunca emekten sonra kitap bu hale geldi. Mutluyum eşime verdiğim sözü tuttuğum için.

 

2.Nesrin hanımla hatıranızı canlandırmak yanında ona söylemek istedikleriniz ve yazdıklarınız aşk’ta vefa duygusunu nasıl etkiliyor?

Eşim benim o zamanlar çok candan bir arkadaşımın kardeşi idi. Fakat o zamana kadar biz hiç yan yana gelmemiştik. Bir arkadaş vasıtasıyla isteme durumu oldu.  Nasipmiş babası da verdi. Biz ondan sonra görüşmeye başladık. Çok kısa zamanda birbirimize alıştık. Zamanla bir aşk doğdu aramızda. Evlilik aşkı öldürür derler de ben buna pek katılmıyorum. Zaman içinde artık eşlerin birbirine verebilecek şeyleri kalmaz derler. Ben buna da inanmam. Herkesin herkese verebilecek şeyleri vardır. Yeter ki istemesini ve almasını bilmeli. En önemlisi de samimi olmalı insan isteklerinde. İnsanlar evlilikte eskidiler diye birbirlerinden alacakları şeylerin kalmadığı anlamına gelmez. Yolu sevgiden geçen her kes bir gün bir şekilde bir yerlerde buluşurlar sözü bunun bir örneği. Kendinize soracaksınız  “Benim yolum acaba sevgiden geçiyor mu ?” diye. Ben karşımdakine acaba gerçek sevgiyi duyabiliyor muyum? Gerçekten o da beni seviyor mu? Yıllar bunlar size tecrübe ettiriyor. Siz zaten o tecrübelerin ışığı altında bunları sezebiliyorsunuz. Zaten kitap dikkat edilirse gerçek anlamda iki kısımdan oluşmakta. Birinci bölüm, tanışmamızdan Nesrin hanımın vefatına kadar, ikinci bölüm ise sadece benim ona ve onunda bana hissettikleri ile ilgili. Sevgide zaman mevhumu yoktur. Ben seni belirli süre seveceğim daha sonra düşünürüz diye bir şey yok. Ya seversin ya da sevmezsin.  Bence aşkın kendisi vefa.  Aşk’ta vefa duygusu yoksa zaten o aşk değildir.

 

3. yazıda evlilik ve hayat yoldaşlığı yanında birlikte geçirdiğiniz dönemlerde ülkemizdeki siyasal iklimden de bahsetmektesiniz. İktidar ve aile kavramı nasıl etkileniyor? Bu süreçte genel anlamda çıkardığınız sonuç nedir?

Toplumsal hayat içinde bulunduğunuz siyasal iklimden soyutlanamaz. Bir toplum içinde siz de yaşıyorsanız ister istemez o iktidar sahiplerinin politikalarından sizde etkileneceksiniz. Bu olumlu yönde de olabilir, olumsuz yönde de. Siz de o iktidar ile birlikte yaşamınıza devam edeceksiniz. Bizim evlendiğimiz yıllar anarşinin büyük boyutlarda olduğu yıllardı. O günlerde ülke sol ve sağ diye genel anlamda bölünmüş ve her gün bu iki grup birbirini anlayıp dinlemeden ya da o zemin her iki gruba da verilmezken günde 15-20 insanı teröre kurban oluyordu. Sabah  evden çıkan insanlar akşam eve dönebileceğinden emin değillerdi. Memlekette siyaset kirlenmiş başka güç odakları da devreye girince kimin ne yaptığına bakılmaz olmuştu. Terör ve anarşi için her türlü zemin yaratıldı. İnsan hayatı hiç’e sayıldı. İşte böyle bir ortamda evlenmiştik. İkimizde belirli bir görüşün temsilcisi idik  ve tanınıyorduk. Bu yüzden de zaman zaman sıkıntılar da çektik. İkimizde ayni görüşün temsilci olduğumuzdan farklı fikirler girmedi evimize. Fakat sıkıntısı şöyle oldu. Ben belediye de, Nesrin hanım da Spor Akademisinde çalışmaktaydı. İkimizde işimizden olduk. Bir müddet işiz kaldık. Sonra yeniden iş bulduk. Fakat bu dalgalı dönemler bizi birbirimize olan sevgimizden hiç mahrum  bırakmadı. Hem aşkımız devam etti hem de siyasi görüşümüz.

 

4.Sizin gibi evlilikte  beraber  aşkı büyüyen insanların sayısı sanırım gitgide azalıyor. Sizce sevgi ya da aşk kelimelerini yan yana getirirseniz hangisi birbirini tetikler? Nedir bu gönül bağının derinleşmesine etki eden iletişim ve ilişkilerinin ardındaki duygu?

Tabii Dünyadaki ve ülkemizdeki gelişmeler ister istemez insanımızı etkiliyor. Dünyadaki bu günkü iletişim teknolojisinin vardığı boyutlar  bize dünya’yı  küçülttü.  Artık her bilgiye kolayca ulaşabilmekteyiz. İnsanoğlu bu bilgileri aldıkça elinde bulunanlarla yetinmemeyi öğrendi. Elinde her türlü iletişim açısından imkan var. Dünya’yı görmekte. Bunlar karşısında dünkü alışkanlıklarımız gördüklerimizle yer değiştirmeye başladı. Giden elimizdeki alışkanlıklar fakat gelen bize yabancı. Fakat adapte olmamız için her türlü vasıta kullanılmakta. Hem ekonomik hem siyasi hem de kültürel boyutta. Bununla paralel olarak evlilik ve aile alışkanlıklarımızda erozyona uğramaya devam ediyor. Burada öncelikli iş bireye düşmede. Bu yeni gelişmeler karşısında ne kadar örf adet, geleneklerimizi koruyabilirsek ve aile bağlarını güçlendirirsek o kadar dışarıdan gelen etkileşime duyarlı ve kapalı oluruz. Elbette kültürel etkileşim olacak fakat bu aşrı derecede olmamalı. Aile hayatını korumalıyız. Bunun da yolu güçlü aile bağlarından geçer, yani sevgiden.  Aile bireyleri ne kadar güçlü severse birbirini toplum bağları da o kadar güçlü olur. Biz burada sevgiyi birbirimize verdik , dış etkenlere kapalı olmaya gayret ettik. Bunun hep bilincinde olduk. Okuduk, araştırdık.  Bu dış etkenlere sevginin ve bilginin gücü ile direndik. Çocuklarımıza da öğrettik sevgi bağlarını. Sevginin olmadığı yerde hiçbir şey güçlü değildir. Buna aşk’ta diyebilirsiniz.

 

5.Kitabın bir yerinde “mutluyduk birbirimizin aşkından” diye bir cümle var. İnsan birbirinin mutluluğunu nasıl anlar, ne zaman ne tür beraberlikler can yoldaşlığına dönüşür ? Hayaller ve umutlar kadar hayatın inişli çıkışlı dalgalarına birlikte verdiğin güven nasıl bir empati doğurur aşk’ta ?

İnsanlar birbirini severek evlendiklerinde başlıca gayeleri birlikte mutlu olmak ve mutluluğu yakalamaktır. Ben sevginin ayrı aşk’ın ayrı bir şey olduğunu kabul etmiyorum. Sevgi varsa yanında mutlaka aşk’ta vardır sevgililer arasında. Seviyorsun ve sevdiğinle yaşamaya başlıyorsun ve artık sevgilin senin bir parçan olmaya başlıyor. Hayatınızda artık her şey müşterektir. Birlikte ayni hedefi ortaya koyarak o hedefi yakalamak için mücadele veriyorsunuz. Çıkan engelleri beraber göğüslüyorsunuz. Bazen o güçlükler o derece zorlu oluyor ki işte aşkın gücü burada devreye giriyor. Nedir aşk. ? Karşılıksızlık, hiçbir karşılık beklemeden her türlü şeyi sevdiğinin uğruna verebilmek, hatta canını bile feda edebilmek. Bu  tariften yola çıkarak sevdiğin ya da aşık olduğun kişi için bütün her şeyini verebilmektir aşk. İşte her türlü yoldaşlık burada başlar. Aşık asla engel tanımaz. Cesaret, yüreklilik ve atılganlık zaten aşık’ın olmazsa olmazıdır. Zaten aşk karşılıklı bir güvendir. Güven olmayan yerde zaten aşk yoktur. Hayatın her türlü engeline hazırlıklı olmak aşıkların diğer bir görevidir. Sevdiğini mutlu etmek uğruna her şey göze alınır. Olayları karşındakinin gözünden değerlendirmekte mutlu insanların diğer bir görevidir. Empati hayatta en önemli olgulardan birisidir. Hepsinden önemlisi de olayları birlikte değerlendirebilmektir. Sanıyorum biz bunu başardık. Bir de evlilikte önem verdiğim şeylerden biriside taraflardan biri kızgın olduğunda onun sinirleri yatışıncaya kadar diğer tarafın susması. Bu uyumluluk için şarttır.

Teşekkür ederim

Kitap: Nesrin’le Kırk Yıl…

Bilgitek, İtalik Kitapları, nisan 2019 

 

 

Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
RENKLİ HAYATLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Optimus Haber Portalı | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0542 820 94 44 - 0534 6787068 / Faks : | Yazılım: CM Bilişim - Tasarım: INVIVA