• İstanbul16 °C
  • İzmir17 °C
  • Ankara13 °C
  • Manisa14 °C
  • Adana23 °C

Kadir Keskin

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

“ HOCAM BEN PANSİYONDA KALMAK İSTİYORUM”

13 Ekim 2019 Pazar 19:05

Toplumda tutku haline gelen kadın programlarının seyircisi değilim. Ancak haberlere yakın izlediğim kanalın bir kadın programına ister ister gözüm takıldı.   Görüyorum ki,   son günlerde bayanlar da aldatmada, erkeklerle yarışır hale geldi. Şunu iyi bilelim ki gerek erkek, gerekse bayan ihanetle birbirlerini değil,  kendilerini aldatıyorlar.  Aldatanlar mutlaka bir gün aldatılır. Bu tipler, kendi elleriyle bu dünyada cehennemi yaşar hale geliyorlar. Nitekim Rabbimiz de  Şura 30: da “  Başınıza gelen musibetler elinizle yaptıklarınızdan dolayıdır….” buyuruyor.

Konumuza dönelim. Biri hastanede hasta yatan iki çocuklu genç bir bayan sanal medyadan tanıştığı ne idüğü belli olmayan birine kaçıyor. Dokuz ay onunla yaşıyor. Sonra elinde çiçekle eski eşinden barışmak için özür çiçeği ile ekrana  ve ekrandan  da kadınlara sesleniyor: “ Hiçbir kadın (…..)’na  inanmasın. O sahtekârın teki” diyor.  Bu arada getirdiği çiçek de  bir işe yaramadı, özür kabul edilmedi. Sonuç boşanma. Aynısıyla oturduğum mahallede de genç bir bayan aynı hatayı yaptı şu anda o da yaptığı hatadan dolayı pişman ama pişmanlık fayda vermedi. Boşanma safhasında…  Genç çiftlerde boşanmalar had safhada. Özellikle birbirini severek evlenen gençlerin sevgilerini  “ ZEBİL”  edip,  çukura düşmemeleri açısından kulaklarına küpe olacak bu yazımı kendilerine arz ediyorum.

Feridüdin Attar12. Yüzyılda Nişabur’da yaşamış, şarkın hazinelerinden biri olup Mevlana’nın fikir babası olarak kabul edilir. Sufi geleneğinin de öncülerindendir. Güzel huylu bir padişah bir gün hizmetlilerinden birisiyle birbirinden güzel meyve ağaçlarının bulunduğu bahçesini gezerken ağaçtan kopardığı bir meyveyi ısırdığında meyve olgunlaşmadığı için oldukça ekşi ve acı idi. Aynı meyveyi hizmetçisine verdiğinde hizmetçi meyveyi öyle güzel, öyle iştahla yemeye başladı ki, sanki daha önce hiç böyle bir şey yememişti. Hizmetlinin ağzını şapırdatarak yemesi padişahın dikkatini çekti.  Ve dedi ki:

“Bana ekşi ve acı gelen meyveyi ne kadar iştahlı yiyorsun?”   Hizmetli: “ Efendim şimdiye kadar elinden yüzlerce armağan aldım, verdiğiniz nimetlerle karnımı doyurdum hepsi de birbirinden lezzetliydi. Bir kerecik de elinden böyle bir acı meyve geldi diye hemen elimi eteğimi çekip suratımı buruşturamam ki. Hep senin nimetlerinle beslenip sana şükreden bana, senin elinden gelen bir nimet, nasıl olur da acı gelir?”

Evlilik hayatında bal da yenir, acı da yenir.  Evlilikte tatlılar kadar acıya da ihtiyaç vardır. Yine evlilikte gülmek kadar, sinirlenmek de bir ihtiyaçtır. Tatlı  ve acı  evliliğin çimentosudur.

 Peygamberimiz de: “Mü’minin haline şaşılır: Çünkü mü’minin  her  işinde  bir hayır vardır. Eğer onun eline iyi bir imkân geçerse şükreder, hayır olur. Eğer sıkıntıya düşerse sabreder, yine hayır olur.”

Şimdi burada duralım hep beraber duygudaşlık yapalım.  Her birimiz geriye dönüp baktığımızda hayatımızda iyi günlerimiz mi çok, yoksa kötü günlerimiz mi? Şüphesiz ki iyi günlerimiz, sağlıklı günlerimiz,  mutlu  günlerimiz daha çoktur.Çünkü birbirimizi severek beğenerek  evlendik. Peki, bunları veren kim? Şüphesiz ki Rabbimiz. Bütün bu iyiliklere karşılık başımıza bir sıkıntı geldiğinde bütün o iyilikleri unutup feryat figan edip isyan edersek elimize bir şey geçer mi? Hayır.

Bütün bunlardan sonra günümüze gelmek istiyorum.   En sade vatandaşımızdan, tepemizdeki en yetkili insanlarımıza kadar herkesin ağzında “ Uyuşturucu gençleri tehdit ediyor”  evet tehdit ediyor.  Cezaevlerindeki gördüğüm gençleri siz görseniz gece başınızı yastığa koyup yatamazsınız. Peki bu gençler buraya keyfinden mi düşüyor?   Bu çocukların büyük bir çoğunluğu parçalanmış aile çocuklarıdır. Geçenlerde yakın ilçelerimizin bir okulunda verdiğim seminerde 590 öğrencinin 157 si parçalanmış aile çocuklarıymış.  Meslektaşım mesaisinin büyük bir çoğunluğunu adeta burnundan soluyarak bu çocuklar için harcıyor.  Evliliklerin azaldığı, boşanmaların  %2,5 arttığı ülkemizde aile yapımızı pekiştirmeden gençleri tehdit eden uyuşturucu konusunu çözmemiz mümkün değil.

Bu konuda yaşadığım müşahhas bir örneği anlatayım da incir çekirdeğini doldurmayacak hadiselerden dolayı boşanmak isteyen ebeveynlere ders olsun.   Bir gün odamın kapısını hışımla çalarak içeri giren öğrencim: “ Hocam ben pansiyonda kalmak istiyorum” dedi. Ben de ailenin refah seviyesin yakından bildiğim için “ Oğlum sen pansiyonda kalamazsın. Yatakhaneler 16 kişilik ve  3 liraya da  üç öğün yemek  çıkarıyoruz.” dediğimde  “ Hayır hocam beni pansiyona alın evde yapamayacağım” dedi. Ben de  “ Neden?” dediğimde, “ Övey babamın anneme olan davranışlarını hazmedemiyorum” dediğinde, meseleyi anladım ve hemen öğrencimizi pansiyona aldım. Okudu şimdi iyi bir meslek sahibi oldu. Zaman zaman karşılaştığımızda “ Hocam o gün siz beni pansiyona almasaydınız övey babamın davranışlarından dolayı alkole başlamıştım ama nerde ise uyuşturucuya da başlamak üzereydim. “ itirafında bulundu. 

Şimdi genç evlilere sesleniyorum Evliliklerin ilk beş yılda boşanma sebepleri   %80 itibariyle çiftlerin anne- babaları yüzündenmiş. Gençler eşinizle yaşadığınız onca  güzellikleri, iyi günleri  unutuyorsunuz  eşinizle yaşadığınız  sıkıntılı bir hali iki gözünüz iki çeşme    annenize – babanıza kurşun asker gibi yetiştiriyorsunuz.. Sıkıntılı günleriniz anlatıyorsunuz da iyi günleri niye anlatmıyorsunuz?  Kör köre kılavuzluk yaparsa ikisi de çukura düşer. Anneniz babanız da gözyaşınıza dayanamıyor. Sonuç?  Arkada boynu bükük evlatlar!

Evlendikten sonra hiçbir bir çift nişanlılık dönemindeki aşklarına güvenmesin. İmzalar atıldıktan sonra Aşk artık tatile çıkmıştır. Çıkmasaydı dünya cennet olurdu. Her gün sayısız bıçak darbesiyle, sayısız kurşunla öldürülen kardeşlerimiz de zamanla aşk yaşamadılar mı? Hani nerede kaldı “ Seni görmeden, sesini duymadan yapamıyorum” sözleri.

Evet insanoğlunun soyu birdir de her insanın huyu farklıdır.   Evlilik sabır, ister fedakârlık ve özveri isteyen bir kurumdur. Evlilikte yüz kızartıcı bir suç yoksa aptallık yapıp  yuvanızı yıkmayın.  Güle oynaya kurduğunuz yuvanın devamını istiyorsanız dört S’ye  “Sevgi, saygı, Sabır, Sorumluluk) a riayet ediniz. Tümüyle özetlemek gerekiyorsa kurulan yuvada kadınlar SABIRLI,  erkekler de SORUMLULUK sahibi olacaktır.  Aksi halde kurulan her yuva da boşanmak için yüzlerce, boşanmamak için de binlerce sebep vardır. www.kadirkeskin.net

 

 

Bu yazı toplam 168 defa okunmuştur.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
RENKLİ HAYATLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Optimus Haber Portalı | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0542 820 94 44 - 0534 6787068 / Faks : | Yazılım: CM Bilişim - Tasarım: INVIVA